Yavaş yavaş, halamın evine önce su bağlattık, ardından doğalgazı da getirdik. Sonrasında evin bütün eksiklerini tamamladık bir bir. Bir gün internette emlak sitelerinde gezinirken halamın evini buldum.
Halam, yetmiş sekiz yaşında. İki kız kardeşi var; biri de benim annem işte. Halamın adı Hatice. Hatice hala şimdiye kadar en az on kez evlenmiş; en son eşi ise on yıl önce vefat etti. Hiç çocuğu olmamış. Halam, rahmetli eniştemle köyde, eski bir evde senelerce yaşadı; evde doğru düzgün hiçbir şey yoktu ki. İki oda bir salon, tuvalet ise hâlâ evin bahçesindeydi.
Enişte tam bir karakterdi, köyde herkes onun adını duyardı. Halamları hep ziyaret ederdik. Küçük kız kardeşi ise İsveçte yaşıyor. Sürekli telefonlaşır, halam günlerini oradaki ablasıyla hasret gidermekle geçirirdi.
Enişte vefat edince halama daha çok gitmeye başladık. Paralarımızla ona kömür, odun alıp götürdük; bahçesine çiçekler ektik, oraları toparladık. Asla ondan bir şey istemedik. Defalarca gel bizimle yaşa dedik, ama o Ben şehir hayatına alışamam deyip durdu.
Bir şekilde suyu, doğalgazı evine getirdik. Sonra mutfağını yeniledik, bahçesine banyo yaptık; çatıyı elden geçirdik. Sırf köyde severek yaşasın, rahat etsin diye. Teşekkür olarak Ölürsem bu evi sizin çocuklara bırakacağım dedi hep.
Halama her çağırdığında koşa koşa gittik. Sonra birden bire ne duyalım: halam küçük kardeşiyle yaşamaya İsveçe gitmiş! Aralarında soğukluk vardı, bir anda onunla yaşamaya karar vermiş. Peki ev ne oldu? Şimdilik dursun orada dedi.
Düşündüm taşındım; ne olursa olsun, belki döner geri gelir. Zaten İsveçteki ablası kocasıyla ve yetişkin kızıyla aynı evde oturuyor. Yani tam bir kalabalık aile ortamı.
Bizde hala evin anahtarı vardı. Bir sonraki hafta sonu dedik ki Gidip bakalım, her şey yolunda mı? Ama ne görelim, bizim anahtar kapıyı açmadı, çünkü kilidi değiştirmişler. Bahçe telinde koskoca beyaz harflerle: Satılık yazıyor!
Eve dönünce bir de baktım, halamın köydeki evini emlak sitesinde gördüm! Hemen emlakçı aradım. Ev çoktan gitmiş, hem de neredeyse iki yüz bin liraya. Halama aramadım; açıkçası kırgındım, çok darıldım ona.
Vallahi, biz eve el atmasak, o evin değeri beş kuruş etmezdi. Bir ay sonra aradı halam. Evi sattım, parasını ise İsveçteki yeğenime verdim dedi. Şimdi vallahi ne eşimin yüzüne bakabiliyorum, ne de içim rahat. O eve yatırılan para, eşimin hakkıydı; biriktirdiğimiz paraydı Ne diyeyim sana, dostum, içim hâlâ çok buruk.




