Kocam Yeni Yıl Soframıza İş Arkadaşını Getirdi, Ben İkisini de Evden Gönderdim

Peçeteleri nereye koydun? Hani sana desenli, gümüş işlemeli olanları çıkarmasını söylemiştim ya, masaya daha çok yakışacaktı, Nermin Hanım, arkasını dönmeden limonu incecik, şeffaf dilimler halinde kesmeye devam ediyordu.

Eşi, Cemal, genellikle bu saatlerde çoktan televizyonun karşısına geçmiş, yılbaşı programının başlamasını beklerdi. Fakat bugün hâlâ eve uğramamıştı. Nermin, mutfağın sıcak köşesinde kendi kendine söylenerek işini yapıyordu. Gecenin sürpriz anına sadece üç saat kalmıştı. Fırında nar gibi kızaran, elma dolgulu ördeği hazırlanıyordu annesinden, büyüklerinden geçen özel bir tarifti bu. Ev mis gibi kokuyordu, her şey ışıl ışıldı; çam ağacı yanıp sönerken içini saran o eski heyecanı, elli yaşında bile, hâlâ hissediyordu.

Ellerini havluyla silip saate baktı, Cemal gecikmişti. Sürpriz bir yılbaşı hediyesini ofisten almak bahanesiyle çıkıp hâlâ ortalarda yoktu. Nermin hafif gülümsedi. Onun bu yıl, evliliklerinin gümüş yıldönümünde, özel bir şey seçeceğinden emindi. Artık çocukları büyümüş, yuvalarından uçmuş, bu yılbaşıysa baş başa, romantik ve sakin bir akşam planlamışlardı, gençliklerini anımsatan bir gece olacaktı.

Sonunda, kapının kilidi döndü. Nermin saçını düzeltti, önlüğünü çıkardı ve kadife elbisesiyle koridora koştu.

Cemal, neredesin sen? Ördek neredeyse…

Cümlesi yarım kaldı. Kapıdan içeri, Cemal tek başına girmemişti. Yanında, kürk mantosundan karları silkeleyen genç bir kadın duruyordu. Alımlı, dikkat çekici, bakır renginde saçları ve parlak kırmızı ruju vardı. Elinde portakal dolu bir poşet, Cemalin elindeyse bir şişe şampanya. Yüzlerinde tuhaf bir telaş ama cebbar bir neşe ifadesi…

Nerminciğim, misafirimiz var! Cemal, fazla yüksek çıkan sesiyle duyurdu. Tanış, bu Hale Hanım. Hale Hanım bizim yeni baş muhasebecimiz.

Nermin, içinin buz kestiğini fark etti. Gözleriyle bir Cemale, bir genç kadına baktı.

İyi akşamlar, dedi zorla. Biz… kimseyi beklemiyorduk?

Hale, hiç çekinmeden ince eldivenli elini uzattı.

Ah Nermin Hanım, iyi akşamlar! Olanlara inanamazsınız. Tam film gibi! Cemal Bey resmen imdadıma yetişti. Nasıl minnettarım, anlatamam!

Cemal hızlıca ayakkabılarını çıkarmaya çalışırken Nermine hiç bakmıyordu.

Nerminciğim, anlasana… Ofise uğradım, bir de baktım, Hale orada tek başına. Gözü yaşlı, perişan. Evinin boruları patlamış, her yer su, elektrikler kesilmiş, soğuk, tamirci de ancak üç gün sonra gelirmiş. Yılbaşı gecesi, nereye gitsin? Yakını da yokmuş. Ben de dedim ki, Hale, bize gel, Nerminin sofraları derya deniz, dünyalar iyisidir, asla kıyamaz!

Nermin, kocasının bu dağınık açıklamasını dinlerken hayal ettiği o huzur dolu dünya paramparça oluyordu. Yirmi beş yıl… Bu gece, iki kişilik romantik masa… Her şeyiyle özenle düzenlenmiş bir yılbaşı… Ve şimdi, karşısında başka biri, parlak kürklü, pembe yanaklı bir kadın.

Buyurun, dedi soğukça. Sesi kendine yabancı, uzak geldi. Madem geldiniz…

Hale hemen salona süzüldü, yoğun, pahalı parfüm kokusu bir anda fırından ve çamdan gelen nefis kokuları bastırdı.

Ne şirin bir eviniz varmış! dedi pervasızca etrafı incelerken. Böyle… biraz nostaljik bir havası var. Babaannemin evi gibiydi, çok tatlı. Tam müze gibi.

Nerminin dişleri sıkıldı. O salon takımı İtalyan cevizdi, beş yıl önce dünyanın parasına alınmış, ama genç kızın bunu anlamasını beklemiyordu.

Cemal, konuğunun montunu yardım et de çıkar, dedi ve kendini mutfağa attı. Orada bir an nefes aldı, elleri titriyordu.

Az sonra Cemal mutfağa geldi. Üzgün ama kararlı bir ifadesi vardı.

Nermin, yapma gözünü seveyim… Gerçekten başkasına gidecek yeri yok. Yılbaşı gecesi… Gördün işte, çok perişan. Biraz oturur, yer içer, ben sonra ona otelden yer ayarlarım. Ya da salonda bir yatak kurarız…

Salonda mı? Nermin keskin bir hareketle kocasına döndü. Tencere kaşığını avuçladığını anlamadan. Cemal, sen kendinde misin? Biz baş başa olacaktık. Şimdi eve lafı dolandıran genç, terbiyesiz biriyle baş başayız. Ne müzesi?

Kötü niyetinden değil, genç işte, patavatsız. Ne olur, Nermin. Rezil etme beni işte. Kadıncağız şirkette anlatır sonra, sokağa attırdı beni der. Sonra benim işim de zor…

Nermin, karşısındakini tanıyamadı. Yıllarca birlikte emek verdiği, evi birlikte kurduğu o adama hiç benzemiyordu; sanki karşısında yaşını saklayan, gençlere hava atmaya çalışan biri vardı.

Peki, dedi sonunda. Kalsın. Ama bir kere daha evim hakkında konuşursa…

Konuşmaz vallahi, söz! diye atladı Cemal, öpmeye davrandı, Nermin ise geri çekildi.

Git, ağırla konuğunu. Ben de sofraya üçüncü tabak eklerim.

Akşam yemeği gergin bir sessizlikle başladı. Nermin tabakları suskun yerleştiriyor, Hale ise sırtını aza yaymış, derin dekolteli abartılı elbisesiyle sofraya oturmuştu. Elinde kadehi döndürerek konuşuyordu.

Cemalcim, şampanyayı şimdi açsak mı? Eski yılı uğurlayalım… dedi, göz ucuyla nazikçe baktı. Fena susadım, valla.

Cemalcim. Nermin elindekini neredeyse düşürüyordu, salata kabını sertçe koydu.

Bizde şampanya saat on ikide, yeni yıl ziliyle açılır, dedi kuru bir sesle. Şimdi isterse ev yapımı vişne şerbeti içebiliriz.

Hale dudak büktü.

Şerbet ha? Ne hoş. Ama ben şekerli içmem, formuma dikkat ediyorum da… Sek şampanya yok mu, hani, tatlıdan anlamayanlar içermiş.

Cemal toparlanmaya çalıştı.

Bende güzel konyak var. Bir damla içersin mi Haleciğim?

Belki azıcık… Isınmak için. Biraz serin burası. Tasarruf mu ediyorsunuz?

Nermin, tabakları dizmiş, suratına yapay bir tebessümle yerini almıştı. Belli ki kendi evinde fazlalık gibi hissediyordu. Cemal, konuğuna şakalar yapıp ikramlarda bulunuyor, Hale abartılı kahkahalar atıyordu.

Nermin Hanım, siz çalışıyor musunuz? dedi bir ara Hale, ekmeğini bırakıp.

Çalışıyorum, dedi Nermin sakince. Şekerleme fabrikasında baş teknologum.

Aaa? Hiç öyle durmuyorsunuz, dedi Hale şaşırmış gibi. Daha çok… ev hanımı gibisiniz. Yani, hep mutfakta olan kadınlar gibi. Cemal Bey de öyle dedi, ellerinizden bal damlar ama sohbet yetmez, olsun, börekleriniz çok güzelmiş.

Bir anda sessizlik. Sadece saatin sesiyle televizyonun uğultusu duyuluyordu. Cemal boğazına konyak kaçırdı, öksürüp kızardı.

Ben… Öyle bir şey demedim ki! dedi panikle. Hale Hanım, karıştırıyorsunuz!

Nermin yavaşça çatala bıraktı. İçinde bir şey koptu. O akşamı bir arada tutan o ince sabır ipi aniden gergin bir tel gibi küt diye kopmuştu. Demek, konuşacak konu yok, sohbeti yetmezmiş?

Devam etsin Hale Hanım, dedi Nermin buz gibi bir gülümsemeyle. Daha neler anlatmış Cemal, dinleyelim.

Hale bir an dondu, lafı toparlamaya çalıştı ama işleri batırıyordu.

Aman, sakın gücenmeyin! Erkekler işte… Hep biraz macera arıyorlar. Cemal Bey geçen cuma ofis partisinde harika dans etti. Hepimiz ayakta alkışladık. Eve böyle dönemiyorum, Nermin Hanım yoruluyor da, bacakları ağrıyormuş, dedi.

Nermin gözlerini ayaklarına indirdi. Ayakları artık sadece yılbaşı gecesi yoruluyordu çünkü üç gün boyunca mutfaktan çıkmamıştı.

Cemal büsbütün susmuş, bir faciaya sürüklendiklerinin farkındaydı.

Haydi, kadeh kaldıralım! dedi çaresizce. Bütün dünyaya barış dileyelim!

Bir dakika, Nermin Halenin gözlerinin içine baktı. Şu borular meselesini anlatır mısınız Hale Hanım, merak ettim şimdi.

E… Borular… Hale bir an şaşırdı. Gözleri kaçamak dolaştı. Yani patladı hepsi. Bildiğiniz gibi değil, sıcak su fışkırıyor… Korkudan Cemal Beyi aradım. O olmasa hâlim ne olurdu; eski kocam gibi değil en azından…

Ne tuhaf, diye düşündü Nermin seslice. Dışarıda hava eksi on beş. Eviniz suyla basılmış olsa, hem soğuktan, hem de nemden haliyle makyajınız akardı, elbiseniz buruşurdu. Ama sizden kuaför kokusu ve banallik geliyor, eve sarkan bir niyet.

Hale allak bullak oldu.

Nasıl konuşabiliyorsunuz böyle! Misafirim ben bu evde! Cemal Bey, bir şey dese bari!

Cemal iyice kasıldı.

Nermin, abartıyorsun… Belki bir ara değiştirmiş kıyafetini…

Sus, Cemal, dedi Nermin yavaş fakat çok kararlı bir tonda. Masadan kalktı. Yirmi beş yıl boyunca senin ufak tefek hatalarını görmezden geldim. Hep aile değerlidir dedim. Meğer ben senin börek açan, lakırdıdan anlamayan ev kadınınmışım.

Camın perdesini bir hamlede çekti, dışarıdaki havai fişekleri izledi.

Şimdi şöyle, geri döndü. Eğlence bitti. Hale Hanım, portakallarınızı toplayın ve çıkın.

Hale öfkeyle ağzını açtı, ama Nerminin bakışı karşısında geriye çekildi. O bakışta öyle bir kararlılık vardı ki, insana ürperti verirdi.

Cemal! Beni gecenin köründe dışarı mı atacaksınız? diye bağırdı Hale, son bir umutla sığındı.

Cemal son kalan gururuyla yumruğunu masaya vurdu.

Nermin! Yeter, histerikleşme… Burası benim de evim! Ben misafir getirdim, Hale burada kalacak, medeni insanlar gibi yılbaşını kutlayacağız…

Gibi kim gibi? dedi Nermin sakince. Devam et.

Cadı gibi! pat diye çıkıverdi Cemalden.

Nermin başını salladı. Ne gözyaşı, ne bağırış, sakince kalktı. Bufet dolabından büyük bir çanta alıp içine çocuklara gidecek hediyeleri boşalttı.

Senin evin diyorsun ya, çantayı Cemalin kucağına attı. Buyur, ben çıkıyorum. Ama bir şey var, burası babamın evi. Sadece oturma hakkın var. Yarından itibaren mahkemede boşanma davası da var, çıkışını da isterim. Şimdi ise… şimdi siz çıkıyorsunuz.

Nermin, ne diyorsun! dedi Cemal bembeyaz. Nereye gideceğiz şimdi?

Eğlence peşine, dansa, Halenin borusu patlamış evine. Gerçekten erkeksen yardım da edersin. Burası sıkıcıymış, müze evmiş.

Nermin, bir dur! Özür dilerim! Hale gitsin, biz baş başa kalalım!

Nermin tiksintiyle baktı. Bir dakika önce konuğunu savunan adam, şimdi kendini kurtarmaya çalışıyordu.

Hayır, Cemal. Ne Olivier salatası kaldı, ne de evlilik. Eşyalarını al, beş dakikan var.

Hale anlamıştı, bu hikâyede daha fazlası olmayacaktı. Sessizce montunu aldı.

Ruh hastası, dedi burnundan soluyarak. Cemal, ben kendi başımın çaresine bakarım. Sana da ihtiyacım yok, beraber dert çekemem.

Giriş kapısı gürültüyle kapandı. Hale gitti, ardında ağır bir parfüm ve iç sıkıntısı bırakarak.

Cemal, elinde boş çantayla, kös kös ayakta kaldı.

Nerminciğim… dedi acıklı bir sesle. O gitti işte. Hadi unutalım? Şu yemeği hep birlikte yiyelim mi?

Nermin fırından nar gibi kızarmış ördeği çıkardı. Evi saran elma ve tarçın kokusuyla içi daha da bulandı.

Unutalım mı? dedi. Bu akşam sevgilininle evimize gelip arkamdan laf ettin. Benim mutfağımda bana hakaret ettirdin.

Fırın tepsisini eline aldı, fakat ağır seramiğin dengesinde kendini daha güçlü hissetti.

Cemal, çık. Şaka değil. Şu an gitmezsen polisi ararım, sarhoş ve şiddetli gösteririm seni. İnan, bana inanırlar.

Cemal, karısının gözlerindeki kararlılığı gördü; Nermin’in içinde yıllardır görmediği bir güç vardı.

Üstsüz, telaşla montunu sırtlayıp saçma sapan bir biçimde poşetleri topladı.

Buna pişman olursun, Nermin! dedi kapıda gururla. Elli yaşında kimsesiz kalırsın, anla artık!

Kendi başıma yeterim, dedi kapıyı kilitledi. Anahtar iki kez döndü.

Evde bir sessizlik. Nermin sırtını kapıya yaslayıp yere çöktü. Ağlar sandı kendini, ama gözünden yaş gelmedi. Sanki yirmi beş senelik, hantal bir mobilya ortadan kalkmış da, şimdi eve genişlik gelmiş gibiydi.

Kalktı, mutfağa geçti. Masa üç kişilik hazırlanmıştı, tüm ikramlar, ördek ve salatalar bir dekor gibiydi.

Nermin, Haleye ait kırmızı ruj izli ekmeğiyle tabağı bir hışımla çöp kutusuna fırlattı. Porselen tabak parçalara ayrıldı, çıkardığı ses Nermine müzik gibi geldi.

Sonra Cemalin tabağı… O da çöpe.

Masanın üçüncü setini kaldırdı. Sadece kendi sevdiği, altın kenarlı tabağı bıraktı. Buz gibi şampanya doldurdu.

Televizyonda Cumhurbaşkanı’nın konuşması başlamıştı, saatler yeni yıla doğru ilerliyordu. Geçen yıl, ona yanılgılarını götürmüş, kendi değerini geri getirmişti.

Mutlu yıllar, Nermin, dedi aynadan kendi yansımasına.

En iyi parçayı, çıtır ördek budu kesti. “Olivye” salatasından büyük bir kaşık aldı. Ne ekşimişti salata, ne de hayat; her şey yeni başlıyordu.

Telefonu çalındı; kızı Deryadan mesaj: Annecik, mutlu yıllar! Haftaya torunlarla geliyoruz!

Nermin yüzünde sıcak bir gülümsemeyle masadan baktı. Gerçek hayat asla bitmemişti; çocuklar, torunlar, sevgi ve emek dolu bir ev. Kırılıp dökülenler de demek ki fazlaymış, çürümüşmüş.

Bir yudum şampanya aldı. Köpükler burnunu gıdıkladı, başı hafifçe döndü. Yıllar sonra ilk defa, ne başkasını gözetiyor, ne de hep herkesin bardağı dolu mu diye düşünüyordu. Sadece o anın tadını çıkarıyordu.

Yan daireden insanlar Yaşasın! diye bağırıyor, havai fişekler patlıyordu. Dünya kutluyordu, Nermin de kendi özgürlüğünü kutluyordu.

Bir saat sonra, yenmeyecek bütün yemekleri özenlice kaplara ayırdı. Yarın apartmanın kapıcısı Perihan Teyzeye ve bahçıvana götürecekti; paylaşmak iyiydi.

Ördeğin kalan kısmını… kendine saklayacaktı. Hak etmişti.

Gece yatmadan aynaya gidip makyajını sildi. Karşısında hafif üzgün ama ışıl ışıl gözlerinde yeni bir Nermin vardı. O eski bigudili teyze değildi.

Hah, Cemalicim, macera istiyorsan şimdi aradığını bulacaksın. Hem yeni ev, hem paylaşma, hem de çocuklara açıklama! dedi yarı alaycı.

Yatağa kendini yıldız gibi bırakıp, eskiden kocasına ayrılan tüm alanı doldurdu. Çarşaflar mis gibi lavanta kokuyordu.

Sabah güneşin ışığıyla uyandı. İlk düşündüğü şey kocama kahvaltı hazırlamalıyım değil, köşe başındaki yeni pastanede kahve içmek istiyorum oldu ve bundan daha güzel bir his olamazdı.

İleride neler olacağını bilmiyordu; boşanma, zor konuşmalar, mal paylaşımı… Ama onlar sonraydı. O an ise elinde koca bir gün, huzur ve mis gibi yemekler vardı. Kimse evine müze, hayatına sıkıcı diyemezdi artık.

Kapının önünde durdu, derin bir nefes aldı. Artık hayatı kendine aitti. Ve biliyordu ki, gerçek mutluluk, insanın kendine sahip çıkmasındaydı.

Rate article
Lifequest
Kocam Yeni Yıl Soframıza İş Arkadaşını Getirdi, Ben İkisini de Evden Gönderdim