50 yaşında evlendim, mutluluğu bulduğuma inanmıştım ama başıma neler geleceğinden tamamen habersizdim
Ben geç yaşta evlenen kadınlardan biriyim. Ne yazık ki, bu geç başlayan ilişkim de kısa sürede sona erdi.
Çevremdeki herkes bana kitap kurdu derdi, çünkü okumayı ve öğrenmeyi gerçekten çok severdim. Yüksek lisansımı tamamladım, ardından kütüphaneci olarak çalışmaya başladım. Bir arkadaşım vasıtasıyla ileride eşim olacak Mehmetle tanıştım. Mehmet 59 yaşındaydı, ama hâlâ umudunu yitirmemiş, hayatına bir eş arıyordu. Benden dokuz yaş büyüktü. Mehmet ilk başta gönlüme taht kurdu. Kültürlü, nazik, edebiyata ve şiire meraklı bir adamdı. Aramızda sohbetler başladı, birkaç ay sonra bana evlenme teklif etti.
Kabul ettim, uzun zamandır hayalini kurduğum bir yuvaya sahip olmak istiyordum. Evlendikten sonra benim evime taşındı çünkü onun evinde kızı ve ailesi yaşıyordu. Açıkçası, başıma neler geleceğini hiç bilmiyordum. Yıllarca yalnız yaşamıştım, fakat hayatım bir anda altüst oldu ve bundan dolayı kendimi oldukça huzursuz hissettim. Masada oluşan küçük bir leke, yatak örtüsündeki kırışıklıklar, etrafa saçılmış çoraplar ve planlarımda asla olmayan o garip ayrıntılar… Her küçük şey beni rahatsız ediyordu. Sanki Mehmet bir otelde kalıyor, ben de her şeyden sorumluymuşum gibi hissediyordum. Bir de maddi sıkıntıları vardı. Sabırla beklememe rağmen, musluğu tamir edeceğine daha da bozdu, ancak işin içinden çıkamayınca usta çağırdı.
O gün, artık sabredemeyeceğimi fark ettim; yetişkin insanlardık ve tamamen farklı alışkanlıklarımız vardı. Kısa bir süre sonra açık açık konuştuk. Meğer o, her şeyden memnunmuş. Ben ise kavga etmeyi hiç sevmem, genelde sakince çözüm bulmaktan yanayım. Ancak ortak bir yol da bulamadık: Mehmetin kızı babasının evini çoktan kendine göre planlamıştı, babasının hep benimle kalacağına inanmıştı. Üç ay sonunda boşanmayı kabul etti. Benden aldığı hediyelerin iadesini istemesi de acı bir detaydı. Çöp kutusu ve küçük bir zinciri geri vermek bana bir şey kaybettirmedi doğrusu.
Tüm bu yaşadıklarım bana, acaba elli yaşından sonra mutlu bir aile hayatı kurmak mümkün mü diye kendimi sormama neden olduBir sabah mutfakta eski kahve fincanımı yıkarken aynadaki yansıma gözüme çarptı. Birden anladım; bunca yıl hep bir düzenin, tamamlanmanın peşinden koşmuşum. Oysa en dingin anlarımı bir kitap okurken ya da bir fincan kahveyle sabah ışığını izlerken buluyordum. Yalnızlık sandığım şey, meğer bana verilmiş en büyük özgürlüktü.
Mehmet gittiğinde evimi derleyip topladım, sonra küçük balkonuma çıktım. Eski bir şiir kitabı ve taze demlenmiş çay ile, şehir manzarasına baktım. Geçmişin pişmanlıklarını ya da yanlış seçimlerini düşünmek yerine, gönlümde zarif bir minnettarlık hissettim. Kendimi affettim, hayatı da öyle.
Şimdi ben, yeniden kitaplarımı okuyorum, dostlarımla buluşuyor, bazen de yalnızca iç sesimi dinliyorumyani bilgeliğin aniden insanın içinde boy verdiği o durgun zamanlarda, bir başıma gülümseyebiliyorum. Geç evlenmek de, çabuk ayrılmak da hayatın bana sunduğu birer deneyimdi. Sonunda anladım, en güzel yuva insanın kendi yüreğinde kurduğuymuş. Ve ben, tam da orada mutluluğu buldum.




