EVİNİN GERÇEK SAHİBESİ: Yıllarca Birlikte Yaşamanın Sırrı, Aşk, Sabır ve Kırık Porselenler – Kardeşimin Hikayesinden Hayat Dersleri -“Aynı kadınla bu kadar yıl nasıl geçiniyorsun? Sırrın ne?” diye her seferinde bana sorardı kardeşim, misafirliğe geldiğinde. -“Sevgi ve büyük sabır. Bütün mesele bu,” diye hep aynı cevabı verirdim. -“Bu tarif bana göre değil. Ben bütün kadınları severim. Her biri bir gizem benim için. Okunmuş kitapla yaşamak istemem,” derdi kardeşim, gülerek. Küçük kardeşim Ömer, on sekiz yaşında evlendi. Gelini Asuman ondan on yaş büyüktü. Güzel Asuman, Ömer’e gönülden bağlandı. Ömer ise işin tadını çıkardı. Asuman, kocasının evine yerleşti; yedi akrabanın yanında minik bir oda verdiler onlara. En değerli hazinesi, cam vitrine dizdiği on parçalık antika porselen koleksiyonu oldu. O sıralar ben de hayatımın kadınıyla tanışmayı umut ediyordum; hayalim gerçekleşti, elli yılı aşkın bir süredir evliyim. Ömer’le Asuman on yıl evli kaldılar. Asuman tüm iyi niyetine rağmen evliliğini ayakta tutamadı. Sessiz, sakin, uysal bir kadındı. Ama yetmedi. Bir gece Ömer, sarhoş halde eve geldi. Asuman, çıkacak tartışmayı önlemek için oğlunu alıp dışarı çıktı. Birden camdan gelen korkunç bir ses… Koşup odaya girdi: Bütün porselen figürler paramparça yerde. Yalnız biri sağlam kalmış. Asuman onu öpüp yerden aldı; hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlerinde yaş vardı. O günden sonra ilişkileri soğudu. Asuman bir daha içine dönmemek üzere sustu. Ömer alkol ve ‘yanlış’ dostların peşine takıldı. Evi ihmal etti, ailesi dağıldı. Sonunda boşandılar. Asuman memleketine, oğluyla birlikte döndü. Sağlam kalan figürcük ise, “hatıra” diye komodinde yalnız kaldı. Ömer, savruk hayata daldı. Üç defa evlenip boşandı. Kurduğu her yuvada bir şeyler eksikti. Yıllar sonra ağır hastalandığında bakımı bana ve ablalarıma kaldı. Bir gün, –“Mehmet, yatağın altındaki bavulu getir,” dedi. Açtım, içi porselen figürlerle dolu. –“Asuman için topladım,” dedi sessizce. “Kırılanları unutamıyorum. Dublajlı dibi var, oradan parayı al, hepsini Asuman’a ulaştır, ondan af dile.” Söz verdim. Asuman hala eski kasabasında yaşıyordu. Oğlu hastaydı, tedavi için para lazımdı. Bütün figürleri ve parayı teslim ettim. -“Seni sadece senin asıl karın olarak gördü,” dedim veda ederken. Yıllar sonra bana bir mektup geldi: “Mehmet, sana ve Ömer’e teşekkür ederim. Porselenleri sattık, Kanada’ya taşındık. Oğlum şimdi daha iyi. Hayatta en büyük mutluluğum: Ömer’in beni hep ‘evinin gerçek sahibi, karısı’ bilmiş olması. Hoşça kal.” Adres yazmamıştı…

ASLINA UYGUN EŞ

Yıllardır aynı eşinle nasıl geçinebiliyorsun? Sırrın ne? Kardeşim her ziyaretinde bu soruyu mutlaka sorar.
Sevgi ve büyük bir sabır. Bütün mesele bu, diye her seferinde aynı cevabı veririm.
O tarif bana uymaz. Kadınları severim ben. Her biri ayrı bir bilmece gibi. Okunmuş bir kitapla hayat geçirmektense, al başına belayı, diye gülerek karşılık verir kardeşim.

Küçük kardeşim Serdar, on sekiz yaşında evlendi. Ve eşi ondan on yaş büyüktü. Güzel bir Türk kızı olan Zeynep, Serdara delicesine aşık olmuştu, hayatını ona adamıştı. Ama Serdar sadece vakit geçirmek istemişti aslında.

Zeynep, Serdarın ailesinin yaşadığı evde, diğer yedi akrabayla birlikte yaşamaya başladı, oğulları Yiğiti dünyaya getirdi. Kadın, şansı bulduğunu, mutluluğun kollarında olduğunu sandı. Genç aileye minicik bir oda verildi.

Zeynepin adeta gözü gibi koruduğu bir porselen biblo koleksiyonu vardı. On parça nadide porselen biblonun her birini, eski bir şifonyerin üzerine büyük bir özenle yerleştirdi. Evdeki herkes bilirdi, bu narin figürlerin Zeynep için anlamını. Zeynep hep komodinin başına gider, biblolara bakar, hayran kalırdı.

O sıralar ben de aile kurmanın eşiğindeydim, yaşıtım genç kızlar arasında hayat arkadaşı arıyordum. Hayatım boyunca bir tek kişiyi bulmak istiyordum. Çok şükür, hayalim gerçek oldu. Eşimle elli yıldan fazladır evliyim.

Serdarla Zeynep on yıl evli kaldı. Zeynep bu evlilikten pek bir şey elde edemedi. İyi bir eş olmaya çalıştı, eşini ve oğlunu sevgiyle bağrına bastı. Sessiz, uysal, anlayışlı bir kadındı. Serdara ne eksikti, kim bilir?

Bir akşam Serdar sarhoş eve geldi. Zeynepin hal ve tavrında, nedense gözüne bir kusur takıldı. Takılmaya, kaba şakalar yapmaya, kolundan çekiştirmeye başladı. Tartışmanın büyüyeceğini hisseden Zeynep, sessizce odayı terk etti. Yiğiti alıp bahçeye çıktı.

Birden içeriden korkunç bir gürültü duyuldu. Zeynep hemen anladı: Bibloların sesi Odaya koşup gözlerine inanamadı. Kıymetli koleksiyonu yerlerde paramparça olmuştu. Sadece bir biblo mucize eseri sağlam kalmıştı. Zeynep o figürü yerden alıp öptü. Eşine tek bir kelime etmedi. Gözlerindeki yoğun yaş her şeyi anlatıyordu.

O günden sonra Zeynep ve Serdarın arasında bir duvar örüldü. Bence Zeynep artık hayalen o ailenin dışındaydı. Ev işlerini, eşi anneliği, her şeyi yapıyordu; ama içine sinmeyen bir çabayla, tutkusu azalmış gibiydi.

Serdar içkiye daha da düştü. Etrafında şüpheli tipler, ahlaksız kadınlar çoğaldı. Zeynep her şeyin farkındaydı ama suskun ve içine kapanıktı. Gittikçe yalnızlaştı, içine kapandı. Serdar neredeyse hiç eve uğramaz oldu. Zeynep, eşinin hal ve davranışından anladı ki, rüzgârı yakalamak mümkün değil. Sonunda boşandılar. Ne kavga, ne hakaret, ne şikâyet oldu. Zeynep ve Yiğit, memleketleri Eskişehire taşındılar. Sağ kalan o tek biblo şifonyerin üzerinde, Zeynepin anısı olarak kaldı.

Serdar hiç durulmadı. Düşkünlük ve başıboş bir hayat başladı. Bir kadına tutuluyor, hemen vazgeçiyordu. Üç kez evlenip boşandı. İçkiyi bırakmadı, hatta bayılıp kalana kadar içerdi. Oysa bir üniversitede başarılı bir ekonomistti. Ülkenin çeşitli şehirlerinde seminerlere çağrılırdı. Kendi yazdığı ekonomi kitabı piyasaya çıktı, herkes gelecek vaad etti diyordu. Ama hem alkol hem karmaşık hayat her şeyi mahvetti.

Bir dönem ailemizde herkes, Serdar nihayet akıllandı sandı. Hepimiz derin bir oh çektik. Serdar destansı güzellikteki bir kadınla evlenmeye karar verdi. Sade bir düğüne davetliydik. Kadının on yedi yaşında bir oğlu vardı. Herkese belliydi ki, Serdar ile bu çocuk asla anlaşamayacaktı.

Fazlasıyla yabancıydılar, çok başkaydı ikisi. Serdar bu gerçeği görmezden geldi. Aslında, üvey oğlan evliliğin bitme sebebi oldu. Beş yılın sonunda neredeyse birbirlerini öldüreceklerdi. Zor kurtulduklarına şükür. Ortak bir dil bulamadılar.

Sonra Serdarın çevresinde sürekli farklı kadınlar vardı: Melis, Didem, Sema Her birine âşık oluyor, hayatını onunla geçirmeye yemin ediyordu.

Ama kaderin planı başkaydı. Serdar elli üç yaşında tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandı. O vakte kadar hiçbir kadın yanında kalmamış, hepsi usulca ve sessizce uzaklaşmıştı. Ona biz, ben ve ablalarım bakmaya başladık.

Selim, yatağımın altında bir bavul var. Onu ver, demesiyle, zor konuştuğu her halinden belliydi.
Yatak altına baktım, tozlu bir bavul buldum. Açınca nefesim kesildi. Bavul, özenle paketlenmiş onlarca porselen bibloyla doluydu.
Zeynep için topladım. Onun kırık koleksiyonuna verdiği sessiz üzüntüyü unutamadım. Vaktiyle memlekette hangi şehre gittiysem, yeni biblo aldım. Bavulun tabanında ikinci bir göz var. Oradan parayı al. Tüm birikimlerim. Onları Zeynepe ulaştır. Beni affetsin. Ben artık göremem onu. Selim, söz ver ki Zeynepe her şeyi teslim edeceksin, dedi, yüzünü duvara döndü.

Tamam Serdar, hepsini yapacağım, dedim boğazım düğümlenerek. Yavaş yavaş sonsuzluğa gittiğinin farkındaydım.

Yastığımın altında Zeynepin adresi var, al oradan, artık bakamadı bana, dönemedi.

Zeynep hâlâ çocukluğunun şehri Eskişehirde yaşıyordu. Yiğit bilinmeyen bir hastalığa yakalanmıştı. Doktorlar, Avrupaya gidin, belki orada şifa bulursunuz, diyorlarmış. Bunu, Serdarın yastığının altındaki Zeynepin mektubundan öğrenmiştim. Meğer Zeynep eski eşiyle irtibatı hiç kesmemiş, ama hep o yazmış, Serdar hiç yanıtlamamış.

Kardeşimi toprağa verdikten sonra yola koyuldum. Vefat eden Serdarın isteğini yerine getirmek gerekiyordu.

Zeyneple, garip bir banliyö istasyonunda buluştuk. O beni görünce çok sevindi, sarıldı:
Ah Selim, seninle Serdar tıpatıp benziyorsunuz! Aynı yüz.

Ben de Zeynepe bavulu teslim ettim, kardeşim adına affını diledim:
Zeynep, yolunu şaşırmış eşini bağışla. Bu sana. İçinde Serdardan para ve başka şeyler var. Evde açarsın tamam mı? Sen Serdar için hep gerçek eş oldun. Bunu unutma.

Zeyneple bir daha görüşmedik. Ondan bir mektup aldım sadece.

Selim, sana ve Serdara her şey için teşekkür ederim. Allaha şükrediyorum, Serdar hayatıma dokundu. Bibloları Yiğitle birlikte iyi paraya sattık. Gerçek bir koleksiyoncu çıktı. O biblolara artık bakamazdım; çünkü hepsi sevgili Serdarın ellerinden geçmişti. Keşke o kadar erken gitmeseydi. Aldığımız parayla Kanadaya taşındık. Kız kardeşim yıllardır çağırıyordu. Burada beni tutan kalmadı. Hep bir ümidim vardı: Serdar yine çağırır Çağırmadı. Ama onun beni gerçek eşi saymasıyla mutluyum. Demek ki tamamen yabancı görmemiş. Yiğit de burada kendini çok iyi hissediyor. Elveda.

Geriye adres bırakmamıştıZarfı elimde uzun süre tuttum. İçinde Zeynep’in sitemi, mahzun sevinci, bir de yitik bir hayatın sessiz huzuru vardı. Bahçeye çıktım, gökyüzü akşamın ilk serinliğiyle örtülmüştü. Bavulun, porselen bibloların, paramparça olmuş yılların ağırlığı içimde hafifliyordu.

Kendime şunu sordum: Aslında kime uygun eş bulabilir ki insan? Kimi zaman bir ömre tek bir bakış, kimi zaman bir hayata yalnızca bir özür sığar. Belki de serçenin kanadında taşıdığı umut gibi, uygun eş dediğin insan, en çok yas tutulan şeylerde, kaybedilenlerde ortaya çıkar.

Akşam olduğunda kardeşimin eski defterini açtım ve güzel bir anı okudum: Orada, çocukluktan kalma bir fotoğrafımız vardı, Serdarla kol kola, gülerek O an anladım ki, en uygun eş bazen ruhunla, bazense geçmişinle barışmaktır. Zeynep kendi yolunu buldu, Serdar son bir armağanla kurtuluşunu aradı. Hepimiz başka başka şekilde iyileştik.

Gecenin ilerleyen vaktinde pencereyi araladım; bir yanda veda etmiş gölgeler, diğer yanda yeni bir kıtada yazılan umut dolu bir hayat Hayatın bana kalan sırrı da buydu: Herkes kendi eşini, bazen kayıpta, bazen arayışta, nihayetinde ise affedebilmede buluyordu.

Belki de asıl mutluluk, kalan tek biblonun değerini anlamakta, geçmişin cam gibi narin hatıralarını sevebilmekteydi. İçtenlikle gülümsedim. Ve kendime dedim ki, uygun eşi arayan herkesin yolu bir gün, tam da kalbinin orta yerinde mutlaka ışığa çıkar.

Rate article
Lifequest
EVİNİN GERÇEK SAHİBESİ: Yıllarca Birlikte Yaşamanın Sırrı, Aşk, Sabır ve Kırık Porselenler – Kardeşimin Hikayesinden Hayat Dersleri -“Aynı kadınla bu kadar yıl nasıl geçiniyorsun? Sırrın ne?” diye her seferinde bana sorardı kardeşim, misafirliğe geldiğinde. -“Sevgi ve büyük sabır. Bütün mesele bu,” diye hep aynı cevabı verirdim. -“Bu tarif bana göre değil. Ben bütün kadınları severim. Her biri bir gizem benim için. Okunmuş kitapla yaşamak istemem,” derdi kardeşim, gülerek. Küçük kardeşim Ömer, on sekiz yaşında evlendi. Gelini Asuman ondan on yaş büyüktü. Güzel Asuman, Ömer’e gönülden bağlandı. Ömer ise işin tadını çıkardı. Asuman, kocasının evine yerleşti; yedi akrabanın yanında minik bir oda verdiler onlara. En değerli hazinesi, cam vitrine dizdiği on parçalık antika porselen koleksiyonu oldu. O sıralar ben de hayatımın kadınıyla tanışmayı umut ediyordum; hayalim gerçekleşti, elli yılı aşkın bir süredir evliyim. Ömer’le Asuman on yıl evli kaldılar. Asuman tüm iyi niyetine rağmen evliliğini ayakta tutamadı. Sessiz, sakin, uysal bir kadındı. Ama yetmedi. Bir gece Ömer, sarhoş halde eve geldi. Asuman, çıkacak tartışmayı önlemek için oğlunu alıp dışarı çıktı. Birden camdan gelen korkunç bir ses… Koşup odaya girdi: Bütün porselen figürler paramparça yerde. Yalnız biri sağlam kalmış. Asuman onu öpüp yerden aldı; hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlerinde yaş vardı. O günden sonra ilişkileri soğudu. Asuman bir daha içine dönmemek üzere sustu. Ömer alkol ve ‘yanlış’ dostların peşine takıldı. Evi ihmal etti, ailesi dağıldı. Sonunda boşandılar. Asuman memleketine, oğluyla birlikte döndü. Sağlam kalan figürcük ise, “hatıra” diye komodinde yalnız kaldı. Ömer, savruk hayata daldı. Üç defa evlenip boşandı. Kurduğu her yuvada bir şeyler eksikti. Yıllar sonra ağır hastalandığında bakımı bana ve ablalarıma kaldı. Bir gün, –“Mehmet, yatağın altındaki bavulu getir,” dedi. Açtım, içi porselen figürlerle dolu. –“Asuman için topladım,” dedi sessizce. “Kırılanları unutamıyorum. Dublajlı dibi var, oradan parayı al, hepsini Asuman’a ulaştır, ondan af dile.” Söz verdim. Asuman hala eski kasabasında yaşıyordu. Oğlu hastaydı, tedavi için para lazımdı. Bütün figürleri ve parayı teslim ettim. -“Seni sadece senin asıl karın olarak gördü,” dedim veda ederken. Yıllar sonra bana bir mektup geldi: “Mehmet, sana ve Ömer’e teşekkür ederim. Porselenleri sattık, Kanada’ya taşındık. Oğlum şimdi daha iyi. Hayatta en büyük mutluluğum: Ömer’in beni hep ‘evinin gerçek sahibi, karısı’ bilmiş olması. Hoşça kal.” Adres yazmamıştı…