Kocayı Yeniden Yetiştirmek
Birlikteydik, Zülal O son, Ankara seyahatinde Her şey Aptalca gelişti.
Sunumdan sonra biraz içtik, ve sadece Kendimi durduramadım Zülal
Yani bunu bana böyle rahatça mı söylüyorsun? Zülalin sesi şoktan boğuk çıkıyordu. Tolga, bana az önce ihan.et ettiğini mi itiraf ettin?!
Artık içimde tutamıyorum başını eğdi kocası. Zülal, affet beni olur mu? Yemin ediyorum, bir daha asla tekrarlanmayacak! Her şeyin farkına vardım
Zülal bardağını dikkatlice masaya bıraktı. Hayatı o an yerle bir olmuştu
***
Sabah olağan seyrindeydi Zülal mutfakta, küçük oğluna sütlü irmik karıştırıyor, aynı anda yedi yaşındaki kızı Deryanın saçını örmeye çalışıyordu.
Anne, acıttın! Derya başını hızla çekti.
Kusura bakma tatlım, acelem var. Babası nerde sizin?! Geçecek şimdi!
Eşi banyodan çıktı, gömleğini ilikleyerek. Yüzündeki ifadeden Zülal, onun bugün hiç de iyi olmadığını anladı.
Kahve var mı? dedi, ona bakmadan.
Cezvede. Kendin al, elim dolu.
Tolga kahvesini aldı, mutfakta ayakta, camdan soğuk gri apartman avlusuna baktı. Kapıcı, üşengeççe sonbahar yapraklarını süpürüyordu.
Ne yanak yanağa bir öpücük, ne de gecelerin nasıl geçti? son birkaç yılda zaten neredeyse birbirleriyle ilgilenmez olmuşlardı.
Zülal, büyük bir lojistik firmasında muhasebeciydi. On yıllık evliydi.
Evleri üç odalıydı, gerçi krediyle alınmıştı. Arabaları yepyeni bir SUVdu. Çocuklar sağlıklıydı. Her şey yolundaydı görünüşte. Ama
Nefes alamıyor, kocasını o eski Tolgayı özlüyordu. Gece yarısı dondurma istemeye kalkıp koşa koşa getiren, bir sarılışıyla kemiklerini çatırdatan adamı
Öğleden sonra iki gibi telefonu titredi.
Akşam dışarı çıkalım mı, Zülal? Uzun zamandır gitmedik bir yerlere. Yemeğe gidelim. Çocukları ablam alıyor bu gece.
Mesajı üç-dört kere okudu, kalbi deli gibi çarptı, genç kız gibi heyecanlandı.
Vay be diye fısıldadı. Fark etti mi acaba?
Günün kalan kısmında bulutların içinde gibiydi. Bir saat önce izin aldı, eve koştu, heyecanla elbise seçti.
Koyu lacivert, ipek elbisede karar kıldı. Normalden biraz fazla rimel, kulak arkasına bir damla parfüm sürüp aynaya baktı.
Aynada hâlâ kocasının hoşuna gitmek isteyen bir kadın vardı.
Restoran şıktı mum ışıkları, hafif canlı müzik. O vardığında Tolga masadaydı, takım elbisesiyle, traşlı, hazırlıklı.
Zülal yaklaşınca Tolga ayağa kalktı; gözlerinde bir an hayranlık belirdi. Belki de acıma. O sırada ayırt edemedi.
Çok güzel olmuşsun, Zülal dedi Tolga, sandalyesini çekip ona yer açarken.
Teşekkürler. Açıkçası davet etmene şaşırdım. Bir sebebi mi var?
Sebep mi Yok. Sadece şunu fark ettim, birbirimizle konuşmayı bile bırakmışız. Sanki ev arkadaşı gibiyiz.
Doğru dedi Zülal, bir yudum şarap içti. İş, çocuklar, bu lanet gündelik telaşe
Ben de öyle hissediyorum Tolga bıçağı parmaklarının arasında döndürüyordu. Sanki bir hamster tekerleğinde koşuyorum, neden koştuğumu da unuttum.
Uzun uzun sohbet ettiler. Nasıl evlendiklerini, eski kiralık dairede, akan muslukla yaşamalarına rağmen nasıl mutlu olduklarını andılar.
Tolganın ilk kez bebek bezini değiştirirken bayılacak gibi oluşuna güldüler.
Gerçekten güzel bir gece olmuştu. Zülal buzların eridiğini hissediyordu.
Böyle akşamlar daha sık olmalı diye içinden geçirdi. Yolunda gidecek. Sadece çok yorulduk
Eve geçelim mi? önerdi Tolga, hesap geldiğinde. Yolda şarap alırım. Çocuklar yok, sakin bir gece geçirelim.
Ev alışık olmadıkları şekilde sessizdi; çocuk sesi, oyuncak kalabalığı olmadan apartman dairesi büyük ve ıssız görünüyordu.
Mutfağa geçtiler. Tolga şarap koydu. Ortam sıcaktı, huzur hakimdi. Ama aniden…
Zülal, bir şeylerin değişmesi lazım, dedi Tolga.
Haklısın. Bir yerlere gitsek mi? Egeye ya da Kapadokyada bir termale İkimiz de yorulduk.
Doğru ama mesele sadece tatil değil. Kendimden bile uzaklaştım. Birbirimizi hiç duymuyoruz.
Sen hep çocuklarla meşgulsün, ben de işte. Eve gelince ya uyuyorsun, ya küs gibisin.
Aramızda o yakınlık yok, hani kelimesiz anlardık ya O kalmadı.
Zülal ürkekçe sordu:
Nereye varmaya çalışıyorsun?
Şuna Dengeyi kaybettim.
O sırada Tolga her şeyi söyledi. Ankarayı, kadın meslektaşıyla yaşadıklarını, ihanetini.
Sadece beni dinliyordu, Zülal Tolga hızlı ve dağınık konuşuyordu sanki lafının yarıda kesileceğinden korkuyordu. Sürekli beraber iş seyahatindeydik.
Hep halimi sorar, gerçekten umursardı. Özür değil, biliyorum, berbatım. Uzun süre direndim.
Ama o gece Beraber içtik, sonra otel barında yalnız kaldık
Zülal sustu. İçinde bir bomba patlamış, parçaları yavaşça ruhunu deliyordu.
Affedebilir misin bilmiyorum devam etti Tolga. İnanılmaz pişmanım. İki haftadır kendime yer bulamıyorum.
Gözlerinin içine bakıp bunu saklayamıyorum. Sizi kaybetmek istemiyorum. Sen, çocuklar, hayattaki her şeyimsiniz. Her şeyi yaparım.
Her şeyi öyle mi mekanikçe tekrarladı Zülal.
Evet. Müdürümle konuştum, başka bir bölüme geçmek için dilekçe verdim. Onunla artık işim olmaz, Altan Bey haftaya çözecek dedi.
Tatil için başvurdum. Gidelim. Yarın bilet alırım, ikimiz. Her şeye sıfırdan başlayalım.
Tolga elini uzattı, onun elinin üstünü kapatmaya çalıştı ama Zülal geri çekildi.
Sıfırdan mı acı bir gülümsemeyle sordu Zülal. Tolga, ne diyorsun? Yaptığını anlıyor musun?
Yalnız ihanet etmedin, BİTİRDİN beni!
Ben ofiste, mesajına sevinip elbise seçiyordum Seni hâlâ sevdiğimi sanıyordum. Benim için uğraşıyorsun sandım
Seni seviyorum! neredeyse bağırdı adam.
Sevseydin, onunla olmazdın Ne güzel ilgiliymiş meslektaşın. Ben ise kötü oluyorum, öyle mi?
Yanlış anladın, demek istemedim dedi Tolga.
Yanına geldi, omzuna dokunmak istedi.
Zülal, lütfen
Dokunma bana! itip uzaklaştırdı. Midemi bulandırıyorsun.
Koşarak yatak odasına gitti, kapıyı kilitleyip yatağa yığıldı.
Gözyaşları sel gibi aktı. Tolga uzun süre kapıya yanaşıp sessizce ağladı, af diledi, sonra sustu Zülal salon kanepesinden hıçkırık seslerini duyabiliyordu.
***
Sabah mutfağa gözleri şişmiş çıktı. Kocası kanepede, geceki haliyle, kıpırtısız oturuyordu. Masada dokunulmamış bir kahve duruyordu.
Gece evi terk etmediysem, çocukları bırakacak yerim olmadığı içindi dedi soğuk bir ifadeyle.
Zülal
Sus. Hislerini duymak istemiyorum. Umurumda değil artık.
Haklısın.
Dedin ya tatil Nereye gitmeyi düşündün?
Kalabalıktan uzak, küçük bir yer buldum. Sadece yürüsek, konuşsak yeter.
Tamam dedi, camdan dışarı bakarak. Gideceğiz. Ama hiçbir şeyin eskisi gibi olacağını zannetme. Ben sıfırdan başlamak için gitmiyorum. Senin yüzüne bakınca midem bulanmaz mı onu göreceğim.
Tolga başını salladı, her şeye razıydı.
Hemen biletleri alırım.
Bir de Zülal dönüp gözlerinin içine baktı. Dilekçe. Atandığına dair onaylı bir kopya istiyorum. Ve telefonun Artık şifresi olmayacak.
Tabii. Nasıl istersen.
Tolga telefonunu uzattı, Zülal tiksinerek başını iki yana salladı.
Şimdi değil. Duşa girmen lazım. Lenadan çocukları alacağım, toparlanmam gerek. Bizi bu halde görmesinler.
Kocası banyoya girince Zülal sandalyeye çöktü. Dün daha ona tapan, onsuz yaşayamam diyen kadın, şimdi gitmek hepsini ardında bırakmak istiyordu. Fakat çocuklar için gitmiyordu
***
Günler yavaş geçti, sadece zorunlu konuşuyorlardı.
Biletleri aldın mı?
Cumartesiye.
Deryayı okuldan al.
Tamam.
Çocuklar gerginliği sezmişti, Derya anne-babası aynı odada olunca suskunlaşıyor, oğulları ise her zamankinden daha huysuzdu.
Anne, neden babam salonda uyuyor? bir gece yatağa girerken sordu Derya.
Zülal içini çekerek kızının yorganını düzeltti.
Baban çalışırken çok oturuyor, belini ağrıtıyor. Kanepede daha iyi geliyor ona.
Kavga mı ettiniz?
Biz sadece çok yorulduk tatlım. Her şey düzelecek. Yakında denize gideceğiz, hatırlıyor musun?
Derya başını salladı ama gözleri şüpheliydi. Çocuk hiç kandırılamazdı, her şeyi anlar.
***
Cuma günü, Tolga eve erken geldi, elinde bir dosya vardı.
Bak dedi, masaya koydu. Atama emri. Pazartesi yeni departmana başlıyorum. Hiçbir iş seyahati yok. O kadın aynı yerde kalıyor. Farklı binalardayız artık.
Zülal kaş seğirtti, mühüre göz gezdirip kaldırdı.
İyi.
Zülal Tolga, mutfak kapısında duraksadı. Her saat Ne kadar alçak olduğumu düşünüp duruyorum.
Kes Tolga! O gece Ankarada, sen tercihini yaptın. Şimdi sıra bende. Ben karar vereceğim: Burada kalacak mıyım, gitmek mi gerekti?
Tolga bilmezdi ama, o gece Tolga kanepede uyurken Zülal onun telefonuna bakmıştı.
Midemi bulandı, elim titredi ama başka çarem yoktu. Mesajları silmemişti: Sonuncusu Tolgadan geliyordu:
Bitti. Büyük hataydı. Lütfen bana yazma, yaklaşma.
Kadının yanıtı: Nasıl istersen. İyi şanslar!
Rahatlamış mıydı? Hayır. Ama en azından, Tolga başka bir konuda yalan söylemiyordu. Bitişi kendi istemiş, kopmuştu.
***
Cumartesi sabahı hafif bir yağmurla uyandılar. Valizleri arabanın bagajına sessizce yüklediler.
Tolga, aşırı ilgili: Elini uzattı, tüm camları kontrol etti, benzinlikte Zülale en sevdiği kahveyi aldı. Bu daha da ağır geliyordu.
Havalimanında, bekleme salonunda çocuklar cam kenarında uçakları izlerken, Tolga sessizce yanına oturdu.
Biliyor musun gözleri ufka dalmış bir şekilde mırıldandı. Geçen gece ilk tatilimizi düşündüm. Antalyada, şezlong bulamayınca çadır kurmuştuk. Rüzgar bile çadırı uçurmuştu.
Zülal istemsizce güldü.
Hatırlıyorum. Sen sabaha kadar çadırı tuttun, ben yağmurlukla sızmıştım.
O zaman, senden daha iyisi yok diyordum. Şimdi de öyle düşünüyorum Zülal. Sadece Kayıboldum ben…
Biz ikimiz de kaybolduk Tolga Zülal ilk kez gözlerinin içine baktı.
Tolga onun elini tuttu. Zülal bu sefer elini çekmedi ama sıkıca da tutmadı. O da ne yapacağını bilmiyordu.
Muhtemelen sonunda affedecekti. En azından çocuklarını boşanmayla yaralamak istemediği için.
Ama affetmeden önce, ona iyi bir ders vermesi gerektiğini biliyordu. Farklı kadınlara bakmanın bedelini anlasın diye.
İşte, tatilde yeni Tolgayı yetiştirmeye karar verdiZülal başını Tolganın omzuna yaslamadı, ama geçmişin ağırlığının biraz hafiflediğini fark etti. Ne affetmekti bu, ne unutmak sadece yaşamak, devam etmekti. Yolculuk boyunca pencereye, gri asfaltın akıp giden çizgilerine baktı; çocuklar ara sıra bağırıyor, Tolga arka koltuğa üzgünce gülümsüyordu.
Küçük kasaba otelinde, akşam yemeğinde uzun uzun sessiz oturdular. Masada birkaç mum, dışarıda ince bir yağmur.
Tolga, mahcup bir sesle, Zülal Birlikte yürüyelim mi? dedi.
Zülal başını salladı. Yan yana, ellerini buluşturmadan kıyı boyunca yürüdüler. Eski günlerden konuşacak güçleri yoktu ama arada bir, rüzgar saçına değdiğinde Zülalin içinden ani bir huzur geçti.
İşte o an, Zülal kendi kendine fısıldadı:
Eziyet etmeyeceğim kendime. Onu iyileştirmeye çalışmayacağım; kendi yaralarımla başa çıkacağım. İster kalırız, ister gönlüm isterse giderim. Artık öncelik bende…
Yan yana yürürlerken, Tolga ufak bir cesaretle elini ona uzattı. Zülal bir an durdu.
Sonra belki alışkanlıktan, belki çocuklarına bir hatıra daha bırakmak için elini uzatıp tuttu.
Ama o an, içinden geçirdi:
Affetmek değil, değiştirmek… Bundan sonra, hayatımı yeniden yetiştirecek olan sadece benim. Gerekirse tek başıma çiçek açacağım.
Gecenin sesi, yağmurun kokusu ve uzaklardan gelen bir çocuk kahkahasıyla, Zülalin kalbinde ilk kez hafif bir umut izi belirdi: Kendi kurtuluşu, kendi ellerinde parlıyordu.




