Kardeşe bakıcılık
Ne oldu, Eda? Yine mi telefon açmıyor?
Açmıyor! dedi Eda telefonu tezgaha fırlatarak. Altıdan beri ses yok! Sırf o yüzden anneme gitmedim… Hem eve yemek yapmam lazım, hem anneme, hem de Baranı bırakacak kimse yok… Yardımcı yetiştirmişiz güya!
Tam o sırada kapının kilidi çevrildi.
Daha uyumadınız mı? dedi Zeynep, kulaklıkları kulağından çıkarmadan, ailesini umursamadan odasına yöneldi.
Ama annesi öyle kolay bırakacak gibi değildi.
Zeynep! Dur bakayım! Annesinin sesi, Zeynepin olduğun yerde kalmasına sebep oldu ama geri bile bakmadı. Nereye gidiyorsun sen? Kaç saat geciktin biliyor musun? Bize açıklama yapmak istemiyor musun?
Zeynep kulaklıklarını çıkardı.
Sinirlenmenin sebebi ne şimdi?
Söz vermiştin! diye içini çekti Eda. Baranla ilgileneceğine söz verdin!
Yorgunluktan bayılmak üzere olan Zeynep, dişlerinin arasından fısıldadı:
Olmadı işte, ne yapayım. Kimse ölmedi ya. Zaten eve geldin.
Bir haftadır bugün kardeşinle ilgilenmen gerektiğini söylüyorum! Baban akşam nöbetinde, yetişemez, benim anneme gitmem gerekiyordu. Kardeşine acımıyorsun, babaanneye de Anneye hiç acımıyorsun!
İçten içe, Zeynep kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu.
Çünkü telefonu kapanmamıştı aslında. Kendi kapatmıştı.
Söz verdim anne, ama sonra işler değişti.
Hadi bakayım, bir üfle! dedi annesi, şüpheyle yaklaşıp.
Ne bu, yoksa hapishane mi olduk? dedi Zeynep.
İçmişsin, dedi annesi, Parti gezmesi aileden daha önemli demek ki.
Ve orada Zeynep patladı.
Evet, önemli! Ben size bakıcı olmaya gelmedim, Baranla da ilgilenmeyeceğim. Oturun kendiniz bakın. Yaşlanınca çocuk sahibi olmak istediniz, tadını çıkarın. Benim kendi hayatım var!
Baba, bugüne kadar Zeynepe hiç bağırmamıştı. Usulca araya girdi.
Bakıcı olmanı istemiyoruz zaten. Ama bugün gerçekten ihtiyacımız vardı, söz verdin Zeynep, altı saat geciktin. Telefonunu kapattın. Üstüne bir de suçu bize atıyorsun?
Suç falan atmıyorum ama Baran sizin çocuğunuz. Evet, ben de arkadaşlarımla gezdim. Herkes çıktı, ben neden geri kalayım?
Aile Zeynepe genelde fazla yük bindirmezdi. Sonuçta kısa süre önceye kadar okuldan yeni mezun olmuştu, şimdi ise İstanbulda iyi bir üniversitede zorlu bir bölümde okuyordu. Anlıyorlar, kıyamıyorlardı.
Ama Zeynep, pek kimseye kıyamazdı.
Söyleyeyim mi, diye lafa girdi annesi, Senden ötürü anneme gidemedim. Kendi yemeğini yapamaz halde. Ben de üç yaşındaki çocukla, hasta annem arasında paramparça oluyorum!
Zeynep, sınıf arkadaşı yapmış saçını çözerken soğuk bir şekilde konuştu:
O senin problemin anne. Yaşlandığında çocuk istedin, ilgilen bakalım şimdi. Benim herhangi bir borcum yok size.
Bu kadar acı bir cümleydi ki, babası bile irkildi.
Zeynep, bu kadarı fazla!
Neden fazla olsun? Ben öğrenciyim. Arkadaşlarımla görüşmem lazım. Etrafımı genişletmem lazım. Hatta belki ilerde evleneceğim insanı bulmam lazım! Yani sürekli evde, sizin ve kardeşimin başında oturamam!
Babası onu sandalyeye oturttu.
Zeynep, bir otur, beni dinle. Biz senden tam zamanlı bakıcı olmanı beklemiyoruz. Senden sadece ailen için yardım istedik. Söz verdin.
Zeynep, artık geri adım atacak halleri kaçırdığı için, biraz kaba cevap verdi:
Söz verdim, sonra vazgeçtim. Hayat bu, planlar değişir.
Evet, değişir. Ama burada sen kendin değiştirdin, bize haber bile vermedin, dedi babası. Anlıyorum, üniversitedeyken sosyal hayatın olacak ama kızım, sen de bu aileye aitsin. Biz seni hapsetmiyoruz. Ama şunu bilmelisin ki, bazen bizim de yardıma ihtiyacımız oluyor. Haftada en azından birkaç saat kardeşine bakabilir misin? Ki doktora gidelim ya da anneannene bakmaya gidebilelim?
Zeynep, daha cümlesi bitmeden başını arkaya atıp iç çekti, saçlarındaki tokalar düştü.
Hayır.
Neden?
Çünkü bu benim sorumluluğum değil baba. Kendi hayatımdan sizin istekleriniz uğruna vazgeçmek zorunda değilim.
İçinde Zeynep, tartışmaya hazırlandı Şimdi aile ortalığı yıkacaktı.
Ama babası sakin kaldı.
Tamam, dedi. Duydum seni.
Ne yani? Kıyamet kopar mı sanıyordu, telefon elinden alınır mı diye bekliyordu. Hani olur ya, yıllar geçer, bir gün pişman olursun denirdi ya…
Bu kadar mı? dedi Zeynep.
Evet. Bugünlük bu kadar.
Anlaşılan fazla kolay kurtulduğunu fark edince hemen banyoya koştu; makyajını temizleyip, sonra da hızlıca yatağa girip uyumak için. Zaten akşam yeterince yorucu olmuştu. Bir de üstüne aile dırdırı!
Aile ise yatak odasında konuşmayı bitirmemişti.
Nasıldır ki insan bu kadar umursamaz olur, Serhat? dedi Eda, eski öfkesi yerini hüzne bırakmıştı. Normal büyüttük sanki; kimseye kötülük etmedik, gereksiz yasaklar koymadık, baskı yapmadık! Ama hissediyorum, sanki bizi hiç sevmiyor Ne yapacağız bundan sonra? Kardeşine bakması için yalvaracak mıyız?
Yok, dedi Serhat başını sallayarak. Yalvarmayacağız. Eğer bize hiçbir borcu yok diyorsa, bizim de ona borcumuz yok. Ta ki, hayatın ne olduğunu anlamaya başlayana kadar.
***
Sabah, kahvesiz ve dün gecenin tatsızlığıyla başladı.
İlk mutfağa Zeynep çıktı. Bir bardak su içti. Akşamdan kalan tatsız sandviçleri atıştırdı. Anne Baranı kucağında getirince hemen telefona sarıldı, nasihat dinlememek için. Ama anne kahvaltısını sessizce yaptı. Sonra baba geldi ve selam verdi:
Günaydın, dedi.
Vay, bana bile konuşuyorlar, dedi Zeynep alayla.
Baba masadaki defterini açtı, evin bütün gelir-gideri oradaydı.
Zeynep, konuşmamız lazım.
Gözlerini devirdi.
Yine mi sorumluluk muhabbeti? Söyledim ya
Yok, sorumluluktan ziyade Tabii o da var ama esas mesele para. Bundan sonra, senin yemek ve faturadaki payını bekliyoruz. Yani, kendi masraflarını ödeyeceksin.
Zeynep, babasının şaka yaptığını sanıp gülümsedi. Akşam onlar sinirimi bozdu, sabah da ben onları. Dengede gidiyoruz, diye düşündü.
Haha, baba. Espiri sana göre değil. Kanmam buna.
Ama baba son derece ciddiydi.
Espiri değil Zeynep. Bundan böyle kendi masraflarından sen sorumlusun. Tam anlamıyla.
Baran bile, yüzünde pofuduk yanaklarla, kahvaltısını masaya yayarken babasına bakıyordu. Durumun ciddiyetini o bile hissetmişti.
Ne yani, dedi Zeynep nefesini tutarak.
Aileye borcum yok dedin. Harika. Öyleyse artık bize bağımlı değilsin. Bundan böyle mutfak giderleri, faturalar ve en önemlisi okulun, hepsi senin sorumluluğunda.
Zeynep bunun tartışma olmadığını anladı, babası ciddiydi. Üstüne alınmışlar diye düşündü.
Baba, ne diyorsun? Beni doyurmuyorsunuz diyelim, ama okul kutsaldır. Eğer diplomam olmazsa kendini affetmezsin, seni bilirim ödemezlik yapamazsın.
Yaparım, dedi babası. Reşitsin artık, on dokuz yaşındasın. Yetişkin insanların kendi sorumlulukları olur. Biz her zaman sana destek olacağımızı söyledik, ama bu karşılıklı saygı ve aileye katkıya bağlıydı. Sen bu katkıyı kabul etmedin. O zaman bizim de katkımız kalmaz.
Eda, artık Baranı beslemeye çalışmayı bırakıp eşine baktı: Acaba fazla mı oldu?
Zeynep, elindeki peyniri tabağa fırlattı, hızla ayağa kalkıp:
Yemeyeyim en iyisi! Ne olur ne olmaz, borç falan yazarsınız!
Kalan üçü yemeği bitirdi. Zeynep odasında kasıtlıca ortalığı gürültüyle toplayıp okula gitti. Dersleri şimdilik ödenmişti…
Acaba fazla mı oldu? dedi Eda.
Serhat, elindeki peyniri zorla çiğniyordu, ama kararlıydı:
Tam zamanı, Eda! Madem kimse kimseye borçlu değil, bundan sonra kendi başının çaresine baksın. Zor olacak ama mecbur. Yoksa iyice üstümüze çıkıyor…
Zeynep, aileyle yolları iyice ayırdı. Erken çıkıyor, geç geliyordu. Evde neredeyse hiç bir şey yemiyordu. Eda fırsatını bulduğunda, kızı aç mı acaba diye sorsa da, Zeynep kırgın bakış atıp geçiyordu.
Bu arada, bir gün üniversiteden sonra bir arkadaşının yerine kafede çalıştı. Arkadaşı işi bırakınca, Zeynep de haftada birkaç kez, dört saat civarı tepsiyle servis yapmaya başladı. Ama artık kendi harçlığı vardı.
Aile endişeliydi ama kararlılıktan dönmediler.
Yine akşam yemeğine gelmedi Serhat. Aç kalıyor bu kız, dedi Eda.
İnat ediyor, Eda. Ailede herkes birbirine yardım eder, bunu öğrenene kadar sürecek. Gururunu gösteriyor.
İki ay boyunca bu soğuk savaş sürdü. Üçüncü ayın sonunda Zeynep pes etti:
Tamam, sizin şantaj işe yaradı diyelim. Okuldan çıkınca çalış, sonra kafede çalış, hiçbirine güç yetmiyor, zaten verilen para da üç kuruş Tamam, Barana bakarım. Haftada birkaç gün, üçer saat. Bunu iş olarak görün artık! Siz kazandınız. Alın, kira da biriktirdim biraz, on bin lira var.
Parayı masaya koydu, daha fazla çıkaramamıştı. Ama anne-baba parayı almadı.
Zeynep Kızım, biz seni üzmek istemedik. Şantajcı değiliz, dedi annesi. Sana bakmamız kanuni zorunluluktan değil; büyük bir sevgiden, anne baba olduğumuz için. Lütfen bunu biraz olsun anlayışla karşıla. Katkı sun.
Anladım, özür dilerim diyerek sarıldı onlara.




