Meral Hanım, gecenin üçünde başucundaki komodinin üzerinde ısrarla titreyen eski tip bir tuşlu telefonun sesiyle uykusundan uyandı.
Şaşkınlıkla gözlerini ovuşturdu, bu saatte kim arar ki diye düşündü. Telefonu eline aldı, ekrana baktı ve kalbinin hızla çarpmaya başladığını hissetti. Arayan oğluydu.
Alo… Emir, ne oldu oğlum?! diye korkuyla sordu Meral Hanım. Bu saatte neden arıyorsun?
Anneciğim, özür dilerim uyandırdım ama… Şey, işten eve geliyordum dedi Emir duraksayarak, sonra… Bilmiyorum, ne yapacağımı şaşırdım…
Sonra ne? Söylesene oğlum, susma! Yoksa anan burada kalpten gidecek!
Yani Bir tane hem de yolun ortasında yatıyor. Bana bir akıl verir misin? İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum, biraz panikledim.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Anlamadım… Birisini mi ezdin sen? Hem de öldürdün mü yoksa?! dedi Meral Hanım dehşet içinde. Elleri heyecandan titredi, neredeyse telefonu düşürüyordu.
Yok, sanırım ölmedi. Ben çarpmadım zaten. Başkası çarpmış. Ayrıca insan da değil…
İnsan değil mi? Kim o zaman?
Köpek Alman kurdu gibi. Hala nefes alıyor ama zor. Ne yapayım anne? Biliyorsun, bizim bu şehirde gece açık veteriner yok. Sen hayvanlara benden daha aşinasın…
Emir, yol kenarında hâlâ yatan köpeğe baktı.
Farların ışığında, köpeğin karnının inip kalktığı iyi görünüyordu. Gerçekten de zor nefes alıyordu ve gözlerinde, sanki veda edercesine tarifsiz bir hüzün vardı.
En azından nefes alıyor… Demek ki her şey bitmiş değil, diye düşündü Emir, telefonu daha sıkı kavradı.
*****
Üç gün önce.
Anne, yine mi başladın sen buna? Senin başka işin yok mu Allah aşkına? Ne bu kedileri besleyip durman? dedi Emir, annesini ziyaret etmek için uğradığında, onu apartmanın önünde kedilere mama verirken gördü. Eskiden böyle değildi annesi.
Emekli olduktan sonra bir sevgi patlaması yaşayıp kedilere karşı inanılmaz bir şefkat duymaya başlamıştı sanki. Hem de öyle böyle değil, ortalığa rezil edercesine.
Hoş geldin oğlum, diyerek Meral Hanım el salladı. Keşke geleceğini önceden haber verseydin, güzel bir şeyler hazırlardım.
Gördüğüm kadarıyla, bütün güzel şeyleri kedilere harcamışsın zaten, diye gülümsedi Emir.
Aslında neden annesinin vaktiyle çalışıp kazandığı parayı, zamanını, enerjisini sokak hayvanlarına harcadığını anlamıyordu. Onun evinde bu sene içinde dört tane kedi birikmişti bile (on bir ayda toplamıştı hepsini), hepsini sokağın ortasından, gözyaşıyla toplayıp getirmişti.
Artık durması gerekirken, annesi daha fazla hayvanı beslemeye gönüllüydü.
Kedilere ilk sırada yardım ederdi Meral Hanım, çünkü onlara karşı sevgisi sonsuzdu.
Ama köpeklere de boş geçmezdi. Hatta çöp kenarında toplanan güvercinleri bile unutmazdı.
Apartmandakiler Meral Hanımın arkasından apartmanın Melek Annesi demeye başlamışlardı.
Emir ise, komşularının annesine tuhaf tuhaf bakıp, aralarında parmakla göstererek, kıs kıs güldüklerini gördüğünde çok üzülüyordu. Bazıları kafayı sıyırmış diye işaret bile yapıyordu.
Boşver oğlum, onlar ne isterlerse düşünsünler, dedi Meral Hanım, oğlunun komşulara mahcup mahcup bakmasını fark edince. Dünyada zaten az iyilik var, bir tutam daha katmak istiyorum.
Kedileri izleyerek, Bak şimdi, bu zavallılar dışarıda ne iyilik görüyor? Hemen hemen hiçbir şey. Hiç değilse azıcık şefkat göstereyim ki, kimseye yaramadıklarını düşünmesinler. Var olup da istenmemek ne korkunç şeydir, bilir misin? Hani ninem ne derdi, hatırlıyor musun?
Ama zaten dört kediyi eve aldın. Yetmedi mi? diye şaşırdı Emir.
Mesele çok ya da az olması değil oğlum. İmkân olsa hepsini alırım tabii, ama ev küçük, biliyorsun. Emekli maaşı da milletvekili maaşı değil yani. Elimden geleni yapıyorum işte. Diğerlerine de sokakta yardımcı oluyorum. Kim ne derse desin, bu işler böyle. İyi örnek olmak lazım.
İyi örnek mi?
Tabi ya… Belki başkası görüp düşünür, o da aynı şeyi yapar. Sonuçta evcilleştirdiğimiz canlılardan sorumluyuz. Üstelik insanız; demek ki zayıfa yardım etmemiz lazım. Biz etmezsek kimse etmez.
Emir annesini anlamak için epey uğraştı. Ama içinde bir türlü annesine hak veremedi.
Ona göre bu kadar merhametli olmak sağlıklı değildi. Yani, belki ihtiyaç sahibi insanlara yardım etseydi anlardı, ama konu hayvanlardı…
Sokağın başında başıboş dolaşan kedi köpeklerden rahatsız değildi Emir.
Ama her görülen hayvana böyle şefkatli davranmanın gereksiz olduğunu düşünüyordu.
Ve o günden üç gün sonra, Emirin hayvanlara bakışını değiştiren bir olay yaşandı.
O gece eve çok geç bir saatte işten çıkabildi.
Normalde daha erken çıkar eve gelirdi ama işte öyle bir yoğunluk olmuştu ki, eve gecenin bir vakti dönebiliyordu.
Ama belki de hayırlıydı. Özlemişti arabayla İstanbulun gece yollarında dolaşmayı.
Emir iyi bir sürücüydü ve genelde hız yapmadan dikkatlice giderdi, ama o gece…
O gece gaza biraz fazlaca bastı. Sonuçta yılda bir, şöyle gecede şehri yaşamak vardı. Fakat çok geçmeden önüne beklenmedik bir şey çıktı.
Son anda frene basıp anca durabildi. Yolda bir köpek yatıyordu.
Dakikalarca ön cama boş boş bakıp direksiyona beyazlaşan parmaklarıyla sıkıca sarıldı. Kendine gelince arabadan indi, köpeğin yanına koştu.
Bir bakışta anladı, bu köpeğe gece hızlı arabayla giden biri çarpmış. Belki de sarhoş biriydi.
Ama bunun bir önemi yoktu, acil olan hayvana yardım etmekti. Nasıl olacaktı peki?
O kadar paniklemişti ki aklına hiçbir mantıklı çözüm gelmedi. Zaten hayvanlarla hiç ilgisi olmayan bir insan daha ne bilebilirdi ki?
En son çare olarak annesini aradı. Başka da akıl danışacak kimsesi yoktu.
*****
Alo… Emir, ne oldu oğlum?! diye telaşla sordu Meral Hanım, telefonun başına uykulu uykulu otururken. Bu saatte niye aradın?
Anneciğim, özür dilerim uyandırdım. İşten eve geliyordum diye kıvranarak anlatmaya başladı Emir, ve sonra… Ne yapacağımı bilmiyorum
Ne oldu sonra oğlum? Söylesene!
Şey Yolda yolun ortasında bir köpek yatıyor. Bir akıl versene bana?
Bir süre sessizlik oldu.
Ciddi misin… Sen yolda birini mi ezdin? Hem de öldürdün mü yoksa?! diye sordu Meral Hanım paniğe kapılarak.
Yok, ben çarpmadım zaten, dedi Emir. Başka biri çarpmış olmalı. Hem insan değil
İnsan değilse, ne?
Sokak köpeği Sanırım Alman kurdu ama büyük ihtimalle yıllardır sokakta. Hala nefes alıyor ama zorlanıyor. Ne yapacağım anne? Şehirde gece açık veteriner var mı bilmiyorum. Sen bu işleri çok daha iyi bilirsin.
Emir tekrar köpeğe baktı, zavallı yol kenarında çaresizce yatıyordu.
Farların ışığında karnının sessizce inip kalktığı görünüyordu. Gözleri, sanki yavaşça veda eden bir insanınkinde olduğu gibi buruktu.
En önemlisi, nefes alıyor. Belki kurtulur, diye geçirdi içinden ve telefonu kulağına daha yakın tuttu.
Anne, ne yapayım şimdi? dedi tekrar. Hiç tanıdığın veteriner yok mu?
Yok oğlum, tanıdığım gece çalışan veterinerimiz yok. Sen de biliyorsun şehirde yok zaten öyle bir yer. Bir de köpeği başka şehre götürmek riskli. Yetişemeyebiliriz. En iyisi, köpeği bana getir bakayım.
Sana mı? Ciddi misin?
Tabi ki ciddiyim, neden şaşırıyorsun? Yine komşuların ne diyeceğini mi düşünüyorsun?
Yok canım, ama evde dört kedi var, köpeğin gelişi onları huzursuz etmez mi?
Oğlum, kedidir bunlar, timsah değil! Birbirlerine zarar vermezler. Hadi fazla oyalanma, dikkatlice koy arabanın koltuğuna ve bana getir. Ben bu arada hazırlanırım, elimizden geldiğince yardımcı oluruz köpeğe.
*****
Yarım saat sonra Emir, kucağında köpek, annesinin apartmanında dördüncü kata çıkıyordu.
Arabanın içi kir oldu, üst baş perişan ama ilk defa hiç umrunda değildi. Tek derdi köpeğin hayatta kalmasıydı. O sırada, karşısında bir köpek yerine bir insan varmış gibi üzülüyordu.
Buraya bırak, dikkat et! dedi Meral Hanım, oğluna komodisinin üstünde eski çarşaflar serilmiş kanepeyi göstererek.
Tabii ki Meral Hanım ne veterinerdi, ne de yardımcı olmuşluğu vardı ama Zamanında çok kez veteriner kliniğine gitmiş, biraz bir şeyler öğrenmişti. Vaktiyle gerekirse işime yarar deyip aklında tutmuştu, işte sonunda işe yaradı.
Emir de boş durmadı, cep telefonundan internette araştırıp talimatlara baktı.
Onunki annesinin tuşlu telefonu gibi eski değil, akıllı telefondan hemen bakıldı o an.
Birkaç denemeden sonra, kanamayı durdurmayı başardılar. Köpek biraz rahatladı.
Hatta desem inanmazsınız ama, kediler de bu iyileştirme sürecinde başrol oynadı.
İlk başta elbette ürkek durdular, evde dev gibi bir köpek var, alışık değillerdi.
Ama sonra ne olduğunu anladılar, sakinleşip kanepenin kenarına uzanıp köpeği yanlarında mırıldanarak uyuttular. Köpek bilincini kaybetmedi, resmen mırıl mırıl onlarla uyudu.
Ve bu iyiydi! Ta ki sabaha kadar, köpek acı hissetmeden yanında kedilerle rahatça uyudu (belli ki, kediler de şifa ellerini uzattı).
Anne, sence hayatta kalır mı? diye sordu Emir, köpeğin başını okşayarak.
Eminim bir şey olmayacak evlat, merak etme, dedi Meral Hanım yorgun ama sıcak bir gülümsemeyle. Çok ağır yarası yok. Ve biliyor musun, oğlunun gözlerinin içine baktı, belki bu güzel köpek senin içinde hayvanlara karşı bir merhamet uyandırmak için karşına çıktı.
Anne ben onu bu halde sokakta bırakamazdım ki, utangaçça yanıtladı Emir. O insafsızlık olurdu.
Benim söylemek istediğim de bu işte. Üç gün önce sokaktaki kedilere yaptığım yardımların nedenini anlamazdın, şimdi ise gece uykusuz, aç, bir köpek başında bekliyorsun. Ve galiba bu köpeği sokağa geri bırakmazsın. Değil mi?
Sanırım evet… dedi Emir, biraz da utanarak. Onun için tuhaf, ama bir o kadar güzel bir histi bu.
İnsanca bir şeydi
*****
Sabahın ilk ışıklarıyla Emir, köpeği veterinere götürdü. Üstelik kliniğe henüz açıldığı an gitti ve sırada bekleyen insanlar Emirin kucağındaki köpeği görünce hemen yol verdiler. Kimseye bir şey demesine gerek yoktu, herkes anlamıştı durumu.
İşte tam o anda, Emir bir hayvanı sevmek ve ona sahip çıkmanın kötü bir tarafı olmadığını anladı. Ki hayvanlara değer veren kişi, zamanla kendi de değişip daha iyi biri oluyor, daha yufka yürekli, daha temiz biri.
Emir köpeğe Şanslı adını verdi. Sonra her hafta sonu annesine giderken Şanslıyı da yanına aldı, birlikte gezmeye başladılar. Pardon, üç kişi demek yanlış olur…
Aslında beş, bazen altı kişi gezdiklerini söylemek lazım!
Çünkü birlikte köpekle gelenler sadece Emir ve Meral Hanım değildi; kediler de yürüyüşe katılıyordu. Herkes alışmıştı, kimse yadırgamıyordu.
Apartmandaki komşular camdan bakıp, bu garip gruba bakıp şaşkınlıkla birbirlerine bakıyor, bazen işaret bile ediyordu ama Emir artık umursamıyordu.
Şanslı sayesinde hayatında değişen bu güzellik için bile minnettardı. Hele annesine…
Veterinerin önünde sıradaki insanlara da teşekkür etti içinden: İlgi göstermek insani bir şey, diye düşündü bir an. Dünya gerçekten bir parça daha iyi oldu sanki.
Kim ne derse desin artık, Emir de annesi gibi, elinden geldiğince ihtiyacı olana yardım etmeye kararlıydı. Kedi, köpek ya da insan olmuş hiç fark etmez…
İşte böyle bir hikâye…




