Yanlışlıkla Borçlu: Bir Kimlik Hatası Yüzünden Hesapları Bloke Edilen Bir Adamın Türkiye’deki Bürokrasiyle Mücadelesi ve İnsan Onuru İçin Verdiği Sessiz Savaş

24 Haziran

Bugün, eczanede yaşadığım bir olayla başladım güne. Kasiyer Hanım, pos cihazını uzattı. Ben de alışkanlıktan kredi kartını uzattım, bakmadan okuttuğum gibi. Ekran kırmızı yanıp, makine kısa bir ses çıkardı ve İşlem reddedildi yazdı. Bir daha denedim; bu kez sanki kartı daha yavaş okutsam işim olurmuş gibi Yine olmadı.

Başka kartınız var mı? dedi kasiyer, gözümü bile kaldırmadan.

Cüzdandan maaş kartını çıkardım, ama o da nafile… Arkadan biri derin bir iç çekince, kulaklarım yandı resmen. Şimdiden istemeden aldığım kutu ilaçlar elimde. Bir bakayım, şimdi hallederim, deyip dışarı çıktım.

Kaldırımın kenarında durdum ki yürüyenlerin önünde engel olmayayım. Telefonu açtım, bankacılık uygulamasına girdim. O alışık olduğum rakamların yerinde gri bir pencere, içinde soğuk bir cümleyle karşılaştım: Hesaplarınız blokelenmiştir. Sebep: İcra takibi. Ne miktar yazıyor, ne açıklama Bir de Detay butonu ve altında bir numara, yabancı biri gibi.

Bir süre ekrana öylece baktım, sanki bakınca çözülür gibi. Hemen aklıma gelmeye başladı erteleyemeyeceğim işlerin listesi: Bir hafta sonra annemi Edirneye götürmek için bilet alacaktım, hastaneye gidiyoruz, söz verdim. İş yerinden iki gün izin almıştım, müdür biraz homurdandı ama sonuçta kabul etti. Şimdi ise cebimde kalan ilaç kutusunu bile ödeyemedim.

Banka müşteri hizmetlerini aradım. Otomatik ses, daha biri bağlanmadan Hizmet kalitemizi değerlendirir misiniz? diyor. İçimi sıkıştırdı.

Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim? dedi operatör. O kadar otomatik bir tını vardı ki sesinde, sanki insanarasında mesafeli olmak zorundaymış gibi.

Adımı, soyadımı, doğum tarihimi ve T.C. kimlik numaramın son rakamlarını söyledim. Hesaplarımın yanlışlıkla blokelendiğini, hata olduğunu anlattım.

Sizin kaydınızda icra takibinden kaynaklı bir kısıtlama var, dedi kadın. Bankamız bloğu kaldıramaz. İlgili icra dairesine başvurmanız lazım. Dosya numarasını görebiliyor musunuz?

Evet, görüyorum. Ama bunun neyle ilgili olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Borcum yok benim.

Anlıyorum ama bankamız başlatıcı taraf değildir. Sadece uygulamak zorundayız.

Kim başlattı peki? Farkında olmadan sesimi yükseltmeye başladığımı hissettim.

Evrakta ilgili icra dairesi yazıyor. İsterseniz adresini verebilirim.

Adresini arkası boş olan eczane fişine not aldım. Eli öfke ve utançtan titriyordu, sanki küçük bir hırsızlıktan yakalanmışım gibi.

Peki param nerede? dedim. Hesaptan çekilmiş görünüyor, burada kesinti yazıyor.

İcra takibi kapsamında kesinti yapılmıştır. Bu konuda başvuru yapmanız gerekir.

Yani siz yardımcı olamayacaksınız.

Talebinizi kayda alabilirim. İsterseniz başvuru oluşturayım.

O an sadece bir numara değil, biri dese ki Evet, hata var, hemen düzeltiyoruz, istiyordum. Fakat ekranda sadece bir başvuru numarası dinledim.

Başvuru numaranız… dedi, sanki vestiyer fişi veriyor gibi. İnceleme süresi otuz güne kadar sürebilir.

Numarayı yüksek sesle tekrar ettim, hafızama kazımak için. Otuz gün, mahkeme gibi geldi kulağıma, ama yine de teşekkür ettim. O teşekkür, bir sohbetin sonunda söylenen otomatiğe bağlanmış bir güle güle gibi ağzımdan çıktı.

Eve dönünce belgelerin olduğu çekmeceyi açtım. Faturalar, sözleşmeler, eski evraklar… Kendi kendime her zaman düzenli biri olduğumu söylüyordum: Boruları zamanında öderim, gereksiz kredi çekmem, otopark cezalarını bile anında yatırırım ki unutulmasın. Masaya kimliğimi, SGK kartımı, vergi numaramı çıkardım; sanki dürüstlüğümün kanıtıymışlar gibi.

Eşim, Elif Hanım, odadan çıkıp masayı ve benim halimi görünce:

Neyin var? diye sordu.

Anlattım. Sakin konuşmaya çalıştım ama ortasında sesim titredi.

Belki eski bir trafik cezası filandır, diye çekindi.

Hangi ceza, böylesi para ve bloke olur mu? dedim, ekrandaki kısma dokunarak. İş dışında bir yere gitmedim ki.

Sadece sordum, dedi ellerini kaldırarak. Artık böyle şeyler olabiliyor.

Olabiliyor kelimesi derinden yaraladı. Sanki hayatım da istatistik olmuş

İnsanları borçluya çeviriyorlar, sonra da dönüp kanıtlamaya çalışıyoruz ki, Ben borçlu değilim, ben deveyim dedim ve tonumdan hemen pişman oldum.

Eşim susup masaya bir bardak su koydu ve odaya geri döndü. Ben ise belgelerle baş başa, evde hava bile azalmış gibi hissettim.

Ertesi sabah bankaya gidip şubeden konuşmaya karar verdim. Şubede, hastane tadilatından çıkmış gibi sessiz ve aydınlıktı. Herkes elinde sıra numarası, gözleri cep telefonunda, ekrana bakıyordu.

Sıra aldım: Hesap İşlemleri yazıyordu. O anda içimde, insanlıktan ziyade bir işlem, bir dosya haline gelmişim gibi hissettim.

Sıram geldiğinde, karşımdaki görevli müşteri hizmetleri gülümsemesiyle:

Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?

Ekranı gösterip durumu anlattım.

Şu an icra kısıtlaması görünüyor, dedi, ekrana tıklayarak. İcra dairesiyle ortak veri tabanımız yok. Yalnızca kesinti dökümü ve bloke belgesi verebiliriz.

Ne verebiliyorsanız verin, hepsini istiyorum. Bugün almam lazım, dedim.

Belge hazırlaması üç iş günü sürebilir.

Peki ben ilaç almak istiyorsam? Seste istemsiz bir kırılganlık hissettim, öfkemden daha kötüydü.

Kadın gözlerini bir an indirdi.

Prosedür böyle maalesef.

Dilekçeyi imzaladım, tarihli imzalı bir çıktı verdiler. Sıcakken aldım; elime geçen tek güvence buydu.

Bankadan çıkıp direkt Nüfus ve Vatandaşlık İşlerine (Nüfus Müdürlüğü) gittim. Kapıda kahve kokusu, temizlik kokusu; ama insanların yorgunluğu onları bastıramıyordu. Elektronik sıra cihazı, yanında da yelekli bir bayan, hizmet seçimine yardımcı oluyor.

İcra dairesine bakacaktım, dedim.

Bizde görevli yok. Ama dilekçenizi alırız, başvuruda, e-Devlette yardımcı oluruz. Derdi nedir?

Banka belgesini ve dosya numarasını gösterdim.

En iyisi doğrudan icra müdürlüğüne gitmeniz. İsterseniz e-Devletten çıktı alabilirim.

Başka çarem yoktu. Sıramı aldım, bekleme alanında diğerlerini izledim. Rakamlar ekranda akıyor, insanlar pencerelere yaklaşıyor, evrakla dönüyor, fısıldaşarak kızıyor, bazısı lavaboda ağlıyor.

Sıram geldiğinde görevliye kimliğimi verdim.

Doğrulanmış e-Devlet hesabınız var mı? dedi.

Var, dedim.

Profilimi açtı, uzun süre baktı.

Gerçekten aktif bir icra dosyası var, dedi sonunda. Ama burada başka bir vergi numarası yazıyor.

Bir adım yaklaşarak sordum:

Nasıl yani?

Bakın, sizin numaranız şu… Buradaki farklı.

Bir rakam. Bütün öfkem bir anda sönüp, haksızlığa isyan etmek bana yeniden hak gibi geldi.

O borç bana ait değil, dedim sakin ama net.

Benzer ad-soyada, doğum yılı yakınlarında veriler yanlış tanımlanabiliyor, böyle bazen oluyor, dedi.

Şimdi ne olacak?

Uygunsuz eşleştirme nedeniyle itiraz dilekçesi alabiliriz, belgelerinizi ekleriz. Ama sonucu icra müdürü verecek.

Dilekçeyi imzaladım, kimlik, vergi numarası, SGK fotokopileri Hayatım tarayıcıdan geçen kağıtlara dönüştü.

Sonuç ne zaman çıkar? dedim.

Otuz gün diyor yasa, bazen daha kısa.

Bir kez daha otuz gün.

İcra müdürlüğüne ancak iki gün sonra vardım. Girişte güvenlik çantamı aradı, telefonu sessize aldı. Koridorda bir grup insan, kimisi çocuklu, kimisi dosyalarla, kimisi çoktan umutsuz. Duvarda Önceden randevu almak zorunludur yazısı, yanında bir kağıt, üzerine herkes soyadı yazıyor.

Yanımdaki kadına sordum:

Sıra burada mı?

Burada hayat var, dedi gülmeden. Kim erken gelirse o sıraya yazıyor.

En sona adımı ekledim. Cam kenarına geçip oturdum, çünkü sandalye bile yetmiyordu. Beklemek işkence; kimin kuyrukta önünü geçmeye çalışması, kimisinin açıkça telefonda Bak, icra dairesi hiçbir şey yapmıyor diye konuşup ruhumu kemirmesi, bazısının ağlayarak tuvalete gitmesi…

Sonunda ismimi çağırdılar, girdim içeri. Kırklı yaşlarında bir bayan icra memuru, gözlerinin altı mosmor, önünde bilgisayar, dosya ve mühür.

Soyadınız? dedi kafasını kaldırmadan.

İsmimi söyledim.

Dosya numarası?

Bankadan aldığım belgeyi uzattım.

Sizin üzerinize bir kredi borcu görünüyor, dedi.

Hiç kredi borcum yok, dedim. Vergi numarasına bakın, yanlış.

Bilgisayara dikkatlice yaklaştı.

Gerçekten uyuşmuyor, dedi. Ama sistem sizi ad-soyad, doğum tarihiyle çekmiş.

Bu kadar basit mi yani? Hemen bütün hesaplar blokeleniyor?

Off deyip kalktı sandalyesinden.

Gelen veriyle çalışıyorum, dedi. Teknik hata için başvuru ve kimlik gerekecek. Müracaat ettiniz mi?

Nüfus Müdürlüğünün evraklarını çıkardım.

İşte burada, dosya, giriş numarası.

Göz attı.

Bu başvuru bize daha gelmemiş.

Ben ne yapayım? Param çekildi. İlaç alamıyorum.

Kadıncağız başını ilk kez kaldırıp doğrudan baktı.

Sadece siz miyiz sanıyorsunuz? dedi yorgun bir sesle. Masamda bir sürü dosya var. Size burada itiraz başvurusu alabilirim. Ama hemen çözüm beklemeyin.

Bağırmak istedim; ama gözlerinin yorgunluğunu görünce bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini fark ettim.

Tamam, deyip derin derin nefes aldım. Gerekli formlar…

Form verdi, doldurdum: Yanlış tanımlama nedeniyle icra dosyasından düşürülmek istiyorum. Kimlik, vergi numarası fotokopileri… Kadın mühür bastı: Alındı.

On güne kadar incelenir, dedi. Doğrulanırsa bloke kaldırılır.

Peki param? dedim.

Onun için ayrı dilekçe. İlgili bankaya da başvurun. Direkt benim yetkimde değil.

Bir mühür daha… Küçük bir galibiyet, ama kimlik olarak kabul edilmekten öte bir şey değil.

Akşam işyerine gidip müdürüm Necati Beyden yarım gün daha izin istedim.

Bana şaka mı yapıyorsun? dedi, sanki izin bahane gibi. Rapor haftası.

Hesabım blokeli, dedim. Kurum kurum dolaşıyorum.

Bak, dedi alçak sesle. Açıkça söyle, gizli bir kredi ya da nafaka filan var mıydı?

O an, eczanedeki aksilikten daha fazla utandım.

Yok, dedim. Veritabanında hata var.

Omuz silkti.

Muhasebe aradı, blokeden dolayı neden kesinti oldu diye sordular. Bizi etkilemesin.

Masama geçtim. Muhasebeden bir mail: İcra takibiniz var mı, lütfen bilgi verin. İçim burkuldu. Kısa kesip yazdım: Hata. İlgileniyorum. Evrakları ileteceğim. Şimdi artık hem memura, hem on yıldır ekmeğini yediğim insanlara kendimi ispat etmeliyim.

Eve dönünce eşim sordu:

Ne dediler?

Başvuru alındı, dedim.

En azından bir şey dedi duraksayarak. Eski bir kredi vardı kardeşinde. O zaman kefil olmuştun ya, ondan olabilir mi?

Anında başımı çevirdim.

Ben asla kefil olmadım, açıkça reddettim, hatırlıyorum, dedim.

Başını salladı ama gözlerindeki güvensizlik hâlâ ordaydı. O meşhur sistem sinsice bir şüphe bırakmıştı aramıza.

Bir hafta sonunda e-Devlette bildiri geldi: Yanlış tanımlama tespit edilmiştir, bloke kaldırılmıştır. İki kez okuyup zor inandım.

Hemen bankacılık uygulamasına girdim. Hesaplarım faal, rakamlar geri geldi; ama bir yanda hâlâ Bazı işlemler güncellenene kadar kısıtlama olabilir uyarısı. Faturayı ödemeyi denedimgeçti, ama dönüp dolaşıp yüklenme çemberini izledim.

Eczaneye girdim, ilk gün alamadığım ilaçları aldım. Kasiyer beni hatırlamadı bile. Söylemek istedim, Her şey düzeldi, diye ama anlamsız olurdu. İlaçları bir kenara atıp çıktım.

Bankadan iki gün sonra aradılar.

Blokaj kaldırma bilgisi ulaştı, dedi görevli. Ancak kredi sicilinizde not güncellenene kadar durum görünür olabilir, kırk beş güne kadar sürebilir.

Yani izi kalacak, dedim.

Geçiçi.

Geçici kelimesi, huzur vermedi. Annemin camları için taksitli cam almak isterken, Sizde daha önce icra kaydı vardı, diyecekler diye endişelendim.

Geri alınması için ayrıca dilekçe hazırladım. Bankanın muhasebesine, ilgili evrakla birlikte gönderdim. Bir kaydınız alındı, başvuru numarası şu mesajı daha.

O süreçte sesimi alçaltır oldum; her cümlemin bir tetik olabileceğinden çekinir gibi. Defalarca e-Devlete, İcra takibi bölümüne girip, bir şey çıkıyor mu diye kontrol ettim. Boş ekran… Boşluk bile huzur oldu bana.

Bir gün yine annemin işi için Nüfus Müdürlüğündeydim. Beklerken köşede bocalayan bir adam gördüm, elinde dosya, ekrana bakıyor, ne yapacağını anlamıyor.

Sizin işiniz neyle ilgili? diye sorduğumu fark etmeden sordum.

Borç çıktı, bankadan icra dediler. Ne yapacağım bilmiyorum, dedi, sesi kısıktı.

Gözlerinde tanıdık bir utanç ve öfke gördüm.

Önce bankadan hangi dosya numarasıyla işlem yapıldığını isteyin, dedim. Burada e-Devletten karşılaştırın. Vergi numarası veya doğum tarihi uymazsa, hemen itiraz ve dilekçe. Mutlaka giriş damgası da alın.

Adam bana sanki hazine haritası vermişim gibi bakıyordu.

Çok sağ olun, dedi. Siz kurtuldunuz mu?

Kurtuldum, dedim. Hemen değil. Hâlâ tam değil. Ama kurtuldum.

Nüfus işim bitince elimde yeni bir dosyayla çıktım. Dosya, ağırlığını kâğıttan değil her şeyi kayıt altında tutma alışkanlığından alıyordu. Derin bir nefes aldım.

Eve gidip tüm evrakları bir araya getirdim, üzerlerine İcra Hatası diye yazdım. Eskiden utanırdım böyle bir başlıktan, sanki gerçek bir borçluymuşum gibi. Artık umurumda değil. Dosyayı çekmeceye koyup, gayet sakin bir sesle eşime seslendim:

Bir daha olursa, ne yapacağımı biliyorum. Artık kendimi ispat etmeyeceğim. Hakkımı arayacağım.

Elif Hanım uzun uzun baktı, başını salladı:

İyi, dedi. Hadi çay koyayım.

Mutfakta su kaynatırken, çaydanlığın fokurtusunu duydum ve bu basit ses, hayatın hâlâ bana ait olduğuna, numaralara ve beklemelere değil, dair bir tür ispat gibiydi. Öğrendim ki, bazı adaletsizlikler karşısında susmak değil, hakkını aramak gerekirmiş. Artık, kimseye kendimi ispat etmek zorunda olmadığımı biliyorum.

Rate article
Lifequest
Yanlışlıkla Borçlu: Bir Kimlik Hatası Yüzünden Hesapları Bloke Edilen Bir Adamın Türkiye’deki Bürokrasiyle Mücadelesi ve İnsan Onuru İçin Verdiği Sessiz Savaş