Elif’ciğim, bugün size geleceğim, torunlara bakmana yardım edeceğim.
Elif, telefonu omzuna yaslamış, bir yandan da ağlayan Kerem’i kucağında sallıyordu.
Fadime Hanım, sağ olun ama biz kendimiz…
Kısa bip sesleri duyuldu. Kayınvalidesi çoktan kapatmıştı.
Salonun ortasında bir gürültü koptu; Emir oyuncak kutusunu devirdi, Esra ise sevinçle çığlık atıp oyuncakları sağa sola fırlatmaya başladı. Kerem kucakta öyle bir ağlıyordu ki, sanki haftalardır mama yüzü görmemişti. Oysa şişesinin sonunu yirmi dakika önce bitirmişti
Elif, bakışlarını Tolgaya çevirdi. Tolga, kanepede oturmuş, gözünü telefondan ayırmadan ekrana bakıyordu. Gereğinden fazla ilgili görünüyordu.
Anneni aradın.
Bu bir soru değil, net bir tespit oldu.
Tolga omzunu silkti, hala yukarı bakmıyordu.
Ee evet. Zorlandığını görüyorum. Annem yardımcı olur
Elif diyemedi; aslında her şeye yetiştiğini, yardıma ihtiyacı olmadığını. Üç ay önce Kerem doğduğundan beri evi toparlamayı, üç çocuğu doyurup bazen uyuyabilmeyi bile başardığını söylemek isterdi. Ama Kerem yeniden ağlayınca sustu, oğlunu sallayarak, Fadime Hanım’ın gelişine zihnen hazırlanmaya başladı.
Kayınvalidesi öğleye doğru kapıda belirdi elinde iki koca valiz ve batmakta olan bir gemi kurtarmaya gelmiş birinin ifadesiyle:
Aman Allahım, Elif, suratın sapsarı! Fadime Hanım, salona girerken bakışlarını heryere gezdirdi Ve şuraya bak, ne dağınıklık! Neyse ki artık buradayım, her şeyi düzene sokacağız, merak etme.
İlk günün sonunda Elif, kapıyı kilitli tutmadığına pişmandı.
Bu ne? Kayınvalidesi, Elifin kestiği kabaklara şüpheyle bakıyordu.
Türlü yapıyorum. Çocuklar çok seviyor.
Türlü mü? Fadime Hanım, sanki torunlarını zehirleyecekmiş gibi bakarak yineledi. Olmaz öyle şey. Tolga en çok etli nohut sever, benim tarifimle. Çekil, ben yapacağım.
Elif, elindeki bıçakla kenara çekildi.
Ertesi sabah kayınvalidesi Elifi yedide uyandırdı, oysa Kerem sabah beşe kadar anca uyumuştu.
Elif! Çocukları nasıl giydiriyorsun sen böyle? Bu ne hal?
Emir ile Esra, renkli tulumlarıyla ayaktaydılar biri sapsarı, diğeri kırmızı. Elif, onları parklarda gözden kaçırmamak için özellikle almıştı.
Giysileri gayet güzel.
Güzel mi? Buna güzel mi diyorsun? Fadime Hanım, valizinden gri pantolon ve bej kazaklar çıkarıyordu. Papağan gibi olmuşlar! Hem dışarıda hava serin, üşütürler. Ben kalın giysiler getirdim.
Onlar rahat…
Elif. Kayınvalidesi dimdik durup kollarını göğsünde birleştirdi, gözlerinde ise yaşlar parlıyordu. Yardım etmek için geldim. Sen bana ters davranıyorsun, saygı göstermiyorsun. Ben Tolgayı büyüttüm, neyin doğru olduğunu bilirim. Sen ise değer vermiyorsun.
Fadime Hanım derin bir iç çekerek sandalyeye oturdu, elini kalbine bastı ve ağır bir hakaret yemiş gibi davrandı.
Tolga yataktan başını uzattı, önce annesine, sonra Elife baktı.
Ne var şimdi? fısıldadı Elife. Annem iyi niyetli. Herkese böyle yardım etseler keşke.
Elif sustu. İkizleri gri ve bej giysilere soktu. Kayınvalidesine gülümsedi ama içinde bir parça daha kırıldı.
Hafta sonunda ev bütünüyle Fadime Hanımın idaresine geçmişti. Çocuk odasının eşyalarını yeniden dizmiş, böyle daha düzgün diyerek yatakları değiştirmişti. Günlük düzen değişmiş, çocuklar kayınvalidenin belirlediği saatlerde yatıp kalkmaya başlamıştı. Elif, Kereme mama verirken kayınvalidesinin gözleriyle takip edilip, şişeyi yanlış açıda tuttuğuna dair eleştiriler dinliyordu.
Tolga ise her yarım saatte bir balkona kaçar, sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi yapıyordu.
Elif neredeyse hiç uyuyamıyordu. Geceleri tavana bakıyor, bedeni gevşemeyi reddediyordu. Koridordan gelen her sesle irkiliyor, ya şimdi yatakları kontrol etmeye geliyor diye düşünüyordu.
Sabahları, elleri titreyerek kahve yapıyor ama faydasını göremiyordu.
Perşembe akşamı Elif, mama dolabını açınca donakaldı.
Bütün mamalar yoktu.
Fadime Hanım, mutfağa, kayınvalidesine seslendi, o esnada yine nohut doğuruyordu. Keremin maması nerede?
Onu attım gitti. Dönüp bakmadı bile Kimyasal dolu o mamalar, zararlı bunlar. Marketten doğal olanı aldım.
Masaya doğru başıyla işaret etti.
Banka, en ucuzundan. Keremin bir ay önce alerji olduğu mama markası.
Ona alerji yapıyor.
Saçmalama. Elini salladı Fadime Hanım. Sen yanlış mama verdin diye alerji yaptı. Şimdi benim aldığımda bir şey olmaz. Göreceksin.
Elif, kavanoza, kayınvalidesine baktı. Balkonun köşesinde saklanan Tolgayı düşündü. İçinde bir şey sessizce ama geri dönülmez biçimde koptu.
Kırk dakika sonra Elif, Keremi kucaklayıp taksiye bindi. Emir ve Esrayı telaşla, renkli tulumlarına tekrar bürüyüp toplamıştı. Bir valize en acil şeyleri doldurmuştu.
Annesinin evinin kapısında ağlamaya başladı.
Anne, artık dayanamıyorum. Böyle yaşayamam…
Annesi sarıldı ona, mutfağa götürüp sandalyeye oturttu. Çay koydu, Elif sessizce ağlarken saçlarını okşadı.
Tamam kızım, korkma. Burada kalırsınız.
Telefon geceleri on birden sabaha kadar susmadı.
Elif, ne yapıyorsun sen? Tolga telefonda bağırıyordu. Annem perişan oldu! O size yardım ediyordu! Sen de
Ben yalnızca huzur istiyorum! Elif, çocukları uyandırmamak için kısık sesle cevapladı. Annen Keremin mamasını attı! O mamadan oğluma alerji oluyor!
Ne alerjisi, sen abartıyorsun! Annem senden daha iyi biliyor! O daha büyük!
O zaman annemle yaşa!
Sen nankörsün, Tolga tısladı telefona Annem olmasa hiç dayanamazdın. Hemen eve dön!
O kadın orada olduğu sürece dönmem.
Bir sessizlik oldu. Sonra Tolga kısa bir şekilde,
Sen bilirsin, deyip kapattı.
Sabah Elif, nüfus müdürlüğüne gidip boşanma için başvurdu.
Üç gün sonra eve eşyalarını almaya tek başına döndü; çocuklar annesiyle kalmıştı.
Fadime Hanım, kapıda karşıladı.
Elif, aileyi nasıl böyle dağıtırsın? Çocukları babasız, torunları babaannesiz bıraktın. Yapılır mı bu? Bu kadar emek verdim size! Herkese böyle yardım etsinler isterim!
Elif, kayınvalidesine baktı; yardım etme kisvesiyle hayatını alt üst eden, oğluna alerjik mama alan, eşyasını kurcalayıp, çocukları değiştirip, yemek yaptırmayan kadına. Sonunda buz gibi sesiyle söyledi:
Merak etmeyin, hiçbir şeyiniz eksilmez.
Fadime Hanım umut kırılmış gibi geri çekildi. Tolga odaya fırladı, Elifin bileğinden tuttu.
Ne yapıyorsun? Annemle nasıl böyle konuşursun?
Elif elini kurtardı. Adamına, hâlâ annesine sığınan bu yetişkin adama baktı.
Bana dokunma.
Yatak odasına girip kalan eşyalarını çantaya koydu. Arkasına bakmadan çıktı.
İki ayda boşanma sonuçlandı. Tolga birkaç hafta aradı, sonra vazgeçti. Fadime Hanım, upuzun bir mesaj gönderdi ama Elif okumadan sildi.
Annesinin evi dardı ama sakindi. Elif geceleri Keremi mutfakta uyuturken karanlığa bakıyordu. Gündüzleri ikizlerle bahçede dolaşıyor, türlü yediriyor ve onları renkli tulumlara bürüyordu.
Altı ay sonra Emir ve Esra kreşe başladı. Elif evden çalışmaya başladı; çocuklar uyurken geceleri makaleleri düzeltiyordu. Para lüks yaşam için yetmezdi belki, ama ihtiyaçlarına rahatça yetiyordu.
Akşamları kanepeye yayılırlar, Kerem beşiğinde mis gibi uyurken, ikizler yanına sokulur ve mutlaka masal isterdi. Elif, üç küçük domuz kardeşin hikayesini canlandırınca Esra kıkırdar, Emir ciddiyetle başını sallardı.
O anlarda Elif derin bir nefes alır, çocuklarına bakar ve doğruyu yaptığına inanırdı. Önünde zor yıllar olacaktı, üç çocukla yalnız başına hayat kolay değildi. Bazen yalnız, bazen korkulu hissetse de Doğru olandı.
Bazen insan, en yakınlarından bile olsa sınır koymalı ve kendi mutluluğunu savunmalıydı. Gerçek yardımla iyilik; empatiyle, sevgiyle, anlayışla olurdu. Kendi hayatının, çocuklarının huzurunun sorumlusu olarak, Elif ilk defa gerçekten özgür nefes aldığını hissetti.




