Beni Süslenmiş Sofrada Yalnız Bırakıp Gitti, Arkadaşlarını Kutlamak İçin Garaja Koştu – 10. Evlilik Yıldönümümüzde Hayatımı Değiştiren O An ve Sonrasındaki Hesaplaşma Günü

Beni bir başıma özenle hazırlanmış sofranın başında bırakıp, apar topar garaja gitti; arkadaşlarının kutlamasına koşturuverdi.

Gerçekten şimdi gidiyor musun? Böylece kalkıp gidiverecek misin? dedi Zeynepin sesi titreyerek, ama kırgınlık yerine kararlı bir tınıyla.

Murat, antrede donup kaldı; eski montunun kolunu giymiş, ayakkabıları ise ev terliği değil, dışarıda giydiği spor ayakkabılarıydı. Bunları genelde arabayla ilgilenecekse ayağına geçirirdi. Mutfaktan, fırında dört saat boyunca uğraştıran ve marinasyonu ayrı dert olan elmalı ördek yemeğinin muhteşem kokusu geliyordu. Oturma odasında, en güzel dantelli masa örtüsüyle donatılmış masa kristallerle, sabahın erken saatinden beri Zeynepin küp küp kestiği salatalarla ışıldıyordu.

Zeynep, uzatma lütfen, dedi Murat, diş ağrısına benzer bir yüz ifadesiyle. Çocuklar aradı, Burakın arabasında bir şey var, karbüratörü bozulmuş, yolda kalmış. Yardım etmem lazım, işimiz hemen biter, bir saat belki bir buçuk. Dönerim, beraber kutlarız, ördeğin bile soğumaz.

Burakın karbüratörü her Cuma akşamı tam bu saatte bozuluyor sanki, dedi Zeynep soğukça, kapı eşiğine omuzunu dayayarak. Murat, bugün bizim evlilik yıl dönümümüzün onuncu yılı. İşten erken çıktım, en sevdiğin şarabı aldım, maaş avansımın yarısı ona gitti. Şu elbiseyi de onun için giydim. Garaja mı gidiyorsun şimdi?

Murat ceketini giyerken, telaşla araba anahtarlarını aramaya başladı.

Abartıyorsun, sadece bir makine o. Erkek dayanışması var sonuçta. Benim başıma bir şey gelse, Burak koşardı, sen de biliyorsun. Bencil olma, restorana gitmiyoruz, bir iş var işte, bak üzülme hemen dönerim.

Aceleyle yanağından kuru bir öpücük kondurup kapıyı çekerek çıktı. Kapının kilidi gecenin sessizliğinde sanki kurşun gibi yankılandı.

Zeynep koridorda kala kaldı. Aynada şık bir kadın yansıyordu; saçları toplanmış, lacivert elbisesinin içinde kusurları gizlenmiş, güzellikleri vurgulanmıştı. Ama gözleri donuktu.

Yavaşça mutfağa yürüdü. Fırın kendiliğinden kapanmıştı; tavada yağ hala cızırdıyordu. Ağır bir tepsiyle ördeği çıkardı. Ördek mükemmeldi: çıtır kabuğu, elmanın ekşi ve baharatın misk kokusu. Bu mutfak şaheseri artık kimseyi mutlu etmeyecekti.

Yemeği oturma odasına masa getirdi, kurulu masanın yanına oturdu. İki tabak, iki kadeh, henüz yakılmamış mumlar. Ev öyle sessizdi ki, duvar ötesindeki komşuların televizyon haberleri uğultu gibi geliyordu, burada ise boşluk hakimdi.

Tabii ki, bir saat içinde dönmeyecekti. Hatta iki saatte de gelmeyecekti. Garaj, bir tür Bermuda Şeytan Üçgeniydi; zaman başka akıyor orada. Önce “karbüratöre bakacaklar”, ardından arızanın başka yerden kaynaklandığını konuşacaklar, biri iki bira açacak; derken üçüncü dükkan komşusu yeni doğan torununu ya da kaybolan kedisini anlatacak ve muhabbet uzayacak.

Zeynep kendine bir kadeh şarap doldurdu; koyu kırmızı, buruk bir tada sahip. Bir yudum aldı. Sonra ördeğin en güzel parçası olan budundan bir parça kesip yedi. Tadı var mı yok mu bilmeden çiğniyordu. İçinde bir fırtına ya da hezeyan yoktu; aksine soğuk ve ağırlıklı bir açıklık yükselmişti. Sanki yıllardır gözlerine perde gibi inen bir sis bir anda çekilmişti.

İlk kez miydi bu böyle olan?

Geçen sene doğum gününde üç saat gecikmişti; “anneme koltuk taşımaya yardım ettim” diye. Oysa bin liraya taşımacılar zaten işi hallederdi. Ama Murat, “İşim varken niye para vereyim?” diyordu. Eve geldiğinde terli, yorgun ve sinirliydi; akşamı sırt ağrısıyla homurdanarak geçirdi.

Bir önceki yaz ne olmuştu? Tatile gideceklerdi, biletler alınmıştı. Ama yola çıkmadan bir gün önce, tatil bütçesinin yarısını yine Buraka ödünç verdi, acil borcu varmış. Arkadaşız sonuçta, Zeynep, ödeyecek, dedi Murat. Burak borcunu altı ayda parça parça ödemişti; tatildeyse Zeynep ve Murat otel odasında hazır makarna yiyip, gezileri askıya aldılar.

Zeynep ikinci boş tabağa baktı. On yıl. Teneke düğünü. Hani, teneke esnek denir ama hep aynı taraftan bükülürse bir gün kırılır.

Yemeğini bitirdi, garnitüre dokunmadı. Sonra kalktı, mumları üfledi, masayı toplamaya başladı. Salataları buzdolabına koydu, şarabı mantarla kapattı. Kirli tabakları makineye dizdi ama çalıştırmadı.

Gece birde Muratın telefonu meşgul dahi değildi. İkide, Ağ abone geldi bildirimi geldi. Zeynep aramadı. Yatağı topladı, ışığı kapadı. Uyuyamadı. Gözleri açık, apartmanda asansörün çalışmasını dinledi.

Dörtte kapının anahtarı gıcırdadı. Murat sessiz olmaya çalıştı ama gecenin suyunda her ses patlamaydı. Tebdil-i kıyafetle soyunurken, ucuz sigara, makine yağı ve garaj müdavimlerinden kalan içki kokusu buram buram geliyordu. Müthiş tanıdık bir koku.

Battaniyeye sığınırken ona sarılmaya çalıştı.

Uyuyor musun? diye fısıldadı, başına doğru eğilip. Zeyno, affet ne olur. İnan hiç kolay değildi… Burakın motoru gitmiş tamamen, resmen ortasından söktük. Ellerim yağ içinde, bırakamadım adamı. Telefonum da kapandı, şarjım yoktu.

Zeynep yatakta en uç köşeye doğru kaydı.

Bana dokunma, dedi, sakince.

Yine abartıyorsun; geldim işte, yaşıyorum. Az kaldı işte. Yarın kutlarız, hatta bugün. Pasta falan alırız…

Bir dakika sonra Murat horlamaya başlamıştı. Zeynep kalktı, yastığını ve battaniyesini alıp salondaki kanepeye geçti. Orada hala hafifçe ördek kokusu vardı: O gerçekleşmemiş kutlamanın kokusu.

Sabah, hiç özürle başlamadı. Aksine Murat, öğlene doğru mutfağa geldi; mahmur, suratı şişmiş.

Kahvaltı yok mu? diyerek buzdolabının kapağını açtı. Ooo, salata kalmış. Harika. Peki, ördek?

Buzdolabında, kapta, dedi Zeynep, gözünü bilgisayarından kaldırmadan.

Isıtır mısın? Başım çatlıyor, iyi doyurucu bir şeyler lazım.

Zeynep bilgisayar kapağını yavaşça kapattı.

Hayır, dedi.

Nasıl yani?

Isıtmam. Ellerini kullanırsın. Dün Burakın yarım arabasını ellerinle topladın ya, onlarla ısıtıver.

Murat şaşkın şaşkın döndü. Genelde tartışmalardan sonra Zeynep biraz surat asar, ama hep yine kahvaltısını, yemeğini hazır eder, evi çeker çevirirdi. Onun alıştığı bir döngüydü. O hata yapar, Zeynep üzülüp içerler, sonra Murat küçük bir çikolata veya birkaç tatlı sözle gönlünü alır, barışırlardı.

Hâlâ dünkü için mi böylesin? Zeynep, açıklama yaptım gece. Arkadaş dediğin zor günde belli olur. Bu kadar takılma, akıllı kadınsın, anlarsın. Adamı boynundan bağlayamazsın.

Bağlamıyorum, dedi Zeynep. Tam anlamıyla özgürsün. Ve ben de… Rahatım. Seni ayılınca toparlamamak da hakkım.

Ayyaş da değilim ki, tamir yaptık! diye itiraz etti Murat; salata kabını aldı, kaşıklamaya başladı. Son günlerde bir huyun var, gerginleşiyorsun. Vitamin falan mı alsan ya, kadınsal şeyler…

Zeynep ona uzun uzun baktı. İlk defa görüyormuş gibi. Şu karşısında ekmek kırıntılarını etrafa saçarak, salata kaşıklayan adam kocasıydı. On yıl boyunca, hayatını paylaştığı kişi. Oturdukları bu ev ise Zeynepe babaannesinden kalmış iki odalı bir daireydi. Murat ise sadece burada ikamet ediyordu. Evin tamirine, dekorasyonuna ortak denirdi ama esas parayı Zeynep verirdi. Muratın ya iş yok, ya aletler bozuldu, ya anneye yardım gerek bahanesi bitmezdi.

Murat, dedi sesi kısık. Hani şu pencere parası vardı ya? O biriktirdiğimiz elli bin lira nerede?

Murat salatayla boğazı düğümlendi.

Ne demek nerede? Kutudaydı işte…

Bak, sabah kutuya baktım. Hiçbir şey yok. Elli bin lira yok.

Murat gözlerini kaçırdı. Kulakları kızardı.

Şey… Dün aldım o parayı. Burakın arabasına parça gerekiyordu, acil dediler. Ona verdim. Maaş alınca geri getirir.

Sen bana sormadan aile bütçemizden elli bin lirayı Burakın külüstürüne verdin? Biz kışın üşümemek için altı aydır pencere değişimi için para biriktiriyorduk.

Şimdi paraya mı taktın? diyerek kaşığı masaya fırlattı. O arkadaş, getirecek, söz verdi. Paradan çok dostluk önemli. Erkek adam paradan korkmaz. Evde de ben varım, finans işlerini ben hallederim. Kadına her vida için hesabını mı soracağım?

O para ikimizin parası. Üstelik daha çok ben çalışıyorum ve yatırıyorum.

Para mı yüzüme vuruyorsun? Böyle küçülmemiştin, Zeynep. Parayı bu kadar takan biri değildin.

Odasına gidip kapıyı çarptı. Televizyonu açtı, sesi iyice yükseltti.

Zeynep mutfakta kaldı. O anda içindeki son telin kopuşunu, yıllarca çürük bir iskelet gibi duran aile binasının dağıldığını hissetti. O çoktan anlamıştı, pencere falan değiştirilmeyecek, Burak da parayı tam ödemeyecek; Murat ise kendi adına fedakar adam oynayacak, Zeynep ise makyajından ve yemeğinden kısarak onların kahrını çekecekti.

Bir hafta soğuk savaş geçti. Sadece temel ihtiyaçlar için kısa cümlelerle konuşuyorlardı. Murat kendini mağdur, Zeynepi sorun çıkaran tip olarak görüyordu. Eve geç geliyordu, ne bulursa yiyor, yatağa yüzünü duvara dönerek yatıyordu.

Perşembe günü Murat eve erkenden, iyi moralle geldi. Elinde pazardan alınmış, metro çıkışında teyzelerin sattığı ucuz krizantemlerden bir demetle.

Zeynep, yeter küsme artık, diyerek çiçeği uzattı. Barışalım mı?

Zeynep çiçeği vazoya koydu.

Peki, dedi duyarsızca. İçinde başka bir kararlılık şekillenmişti.

Süper! Bak şimdi meseleye… Cumartesi benim doğum günüm biliyorsun.

Evet, unutur muyum?

Bu sene dışarıda kutlamak istemiyorum, pahalı ve samimi değil, evde olsun istiyorum. Arkadaşlar gelecek, Burakla eşi, Tolga, altı-yedi kişi oluruz. Masayı mükellef kurarsın, o meşhur et yemeğini ve salatalarını yaparsın, onlar da sabırsız.

Zeynep kocasına baktı, gözlerinde en ufak bir şüphe yoktu. Adam, kendince yıldönümünü mahvetmiş, aileye ait kenarda köşede birikmiş parayı çalmış ve bir hafta ilgilenmemişken onun neşe içinde mutfağa girişeceğini sanıyordu.

Tabii, dedi Zeynep. Gülümsedi; gülüşü biraz garipti ama Murat görmedi. Hepsini davet et. Cumartesi saat iki uygun.

İşte benim kraliçem! Başka isteğim yok. Alışveriş listesi ver, gider alırım.

Gerek yok, ben hallederim. Sürpriz olacak, sever misin sürprizleri?

Bayılırım! dedi Murat, gülücükle. O zaman hemen arayayım arkadaşları.

Cuma günü market torbalarıyla geri döndü Zeynep, Murat karıştırmak istedi, Bakma, sır! dedi Zeynep gülerek. Akşamı mutfakta kapıyı kapatıp geçirdi. Tencerelerden tuhaf kokular yükseliyordu; kek-pasta değil, daha çok kaynamış, tuhaf karışımlar. Murat bunun karmaşık yemeklere hazırlık olduğuna yordu.

Cumartesi sabahı Murat heyecanla uyandı, Zeynep ise sabah erkenden kalkmış, makyajlı, saçları toplanmış, takım elbisesiyle hazırdı.

Resmi olmuşsun, kırmızı elbise giyeceksin sanmıştım.

Böyle daha rahat, dedi Zeynep. Misafirler ne zaman gelir?

Bir saate, Burak aradı, yoldalar. Ben duş alayım.

Murat süslenirken, Zeynep masayı hazırlıyordu. Murat odadan çıkınca misafirler zili çaldı. Coşkulu bir kalabalık, poşetlerde içkiyle giriverdi.

Doğum günün kutlu olsun Murat! Hani bakalım, eşin neler pişirmiş! Koku yok pek, havalandırma iyi mi sende?

Salona geçtiler ve bakakaldılar.

Masa aynı ihtişamda örtülüydü. Tabaklar, peçeteler, çatallar; ama yemekler…

Ortada büyük bir tabağın üzerinde Öğrenci Mantısı diye ucuz hazır mantıdan bir yığın, kenarda hazır noodle kapları, şişip taşlaşmış. Şarküteri tabaklarında dilimlenmiş en ucuz salam, zar zor açılmış konserve kutusunda sardalya… Salata kaplarında ise çerez ve kruton, hepsi ambalajından çıkarılmış, doğrudan konmuş.

Bu ne? Muratın sesi kısıldı, masayı el işaretiyle gösterdi. Şaka mı bu? Nerede o meşhur yemek? Salatalar?

Odadaki hava buz gibi oldu. Burak şaşkınca mantıdan Zeynepe bakıyordu, eşi dudaklarını büzdü.

Zeynep ayağa kalktı, dimdik ve sakindi.

Murat, bu sofra Garaj tarzı kutlama. Biliyorsun, garajı, arkadaşlarını, ailene tercih ediyorsun. Ben de senin ruhunu yansıtmak istedim. Sofrada tam anlamıyla hak ettiğin atmosferi sundum. Buyurun, keyfinize bakın.

Deli misin sen? dedi Murat kısık sesle. Beni rezil ettin burada! Hadi kalk da getir doğru dürüst yemek! Dün ne pişirdin ben gördüm!

Kendime yemek yaptım, onlar dolapta. Size ise bu yeter. Parayı da sen verdin, zaten pencere paramızın kalanı…

Burak boğazını temizledi.

Murat, galiba gideceğim biz… Sıkıntı oldu…

Kimse bir yere gitmiyor! Zeynep şimdi gerekeni yapar. Değil mi Zeynep? Hadi, çık mutfağa, doğru dürüst yemek getir, özür dile, unutalım bu numarayı. Yoksa…

Yoksa ne olacak? dedi Zeynep gayet sakin.

Yoksa kendimi tutmam! Burası benim evim, misafirlerim burada!

Senin evin mi? Zeynep kuru bir kahkaha attı. O zaman hukuki gerçeklerden bahsedelim. Burası babaannemden bana kalan, evlilikten üç yıl önce tapusu bana geçmiş bir daire. Türk Medeni Kanununa göre, evlilik öncesi miras kimdeyse onun mülküdür. Sen sadece burada kayıtlısın. Kullanım hakkın, tapu hakkı değildir.

Murat şaşkınlıkla bakakaldı. Zeynep daha önce böyle konuşmamıştı.

Hadi canım, sen de. Beraber tadilat yaptık! Fayans döşedim ben.

Fayansı usta döşedi, ücreti de ben ödedim. Faturam ve dekontlarım var. Senin katkın iki çuval çimento taşımaktı, onu da bir haftada kutladın. Ha, ayrıca mahkeme yoluyla bir hak iddia etmeye kalkarsan, o da ancak para olarak, tapu değil. Ayrıca kendi keyfin için aile kasasından para çektiğin belgeli.

Defol git, diye bağırmaya başladı Murat. Polisi ararım, seni evden attırırım!

Ara, dedi Zeynep nazikçe. Bu arada şu eşyalarını da al.

Odasından iki bavulu çekip kapının önüne koydu.

Her şeyin burada. Kıyafetlerin, ayakkabıların, aletlerin. Hatta o sevdiğin kupa da var içinde.

Misafirler sessizce kapıya yöneldi, Burakın eşi çoktan giyinmişti.

Murat, dışarıda bekleyelim, deyip hemen çıktı. Arkasından diğerleri de

Murat bavulları yerde, salonda kala kaldı.

Ciddi misin? dedi nihayet, sesi kırık, gururundan eser kalmamıştı. Zeynep, olur mu böyle! Hataydı, tamam, özür dilerim. Parayı kazanır getiririm, kovma beni. Nereye gideceğim şimdi, anneme mi, o daracık eve mi?

O senin derdin Murat. Koca adamsın. Arkadaşların var, garajın var, araban onarıldı, yolun açık olsun. Burada yaşamayacaksın artık.

Zeynep, pişman olacaksın! Kim ister seni 38 yaşında? Bir hafta sonra genç birini bulurum, sen burada kedilerle kalırsın!

Denemeye değer, dedi Zeynep. Kapıyı açtı. Yolun açık olsun.

Murat anahtarlarını yere fırlatıp hırladı:

Evinde boğul!

Bavullarıyla çıkıp gitti. Zeynep kapıyı iki kez kilitledi, zinciri geçirdi. Metal kapıya yaslanıp gözlerini kapadı. Kalbinde garip bir hafiflik hissetti. Yıllarca koca bir taş torbayı omuzunda taşıyormuş da nihayet bırakmış gibiydi.

Odaya döndü. Tüm masa örtüsünü, mantıyı, noodleları ve ucuz salamı toplayıp poşete attı, arkasına bakmadan çöpe attı. Odayı sardalya ve keskin erkek parfümü kokusundan havalandırmak için pencereyi açtı.

Dolaptan, o yıldönümünde yarım kalan şarabı çıkardı. Bir kadeh doldurdu, koltuğa oturdu.

Telefonu bip etti. Annesinden mesaj: Kuzum, kutlama nasıl geçti? Murat mutlu oldu mu?

Zeynep, Harika geçti annecim. Hayatımın en güzel doğum günüydü; onun için de, benim için de yepyeni bir hayatın da ilk günü. diye cevap yazdı.

Ertesi gün kilitleri değiştirecek, pazartesi de boşanma için dava açacaktı. Zorlu günler olacaktı, tartışmalar, tehditler, çatal-bıçak savaşı Ama artık önemli değildi. O gece, yıllardır ilk defa yalnız yemek yememişti aslında. Kendiyle, akıllı, güçlü ve nihayet saygı duyduğu kadınla sofraya oturmuştu.

Rate article
Lifequest
Beni Süslenmiş Sofrada Yalnız Bırakıp Gitti, Arkadaşlarını Kutlamak İçin Garaja Koştu – 10. Evlilik Yıldönümümüzde Hayatımı Değiştiren O An ve Sonrasındaki Hesaplaşma Günü