Bir yığın para kazanıyorsun, değil mi? Eşim Ayşenin kız kardeşi Zeynep benden borç aldı ve sonra Egeye tatile gitti.
Bu yaz, eşimin canı kadar sevdiği küçük kız kardeşi Zeynep, bizi ziyarete geldi. Ona herkes aralarında ‘aile kuşu’ derdi çünkü ne zaman aile bir araya gelse, konu dönüp dolaşıp yine onun başarılarına gelirdi ilkokuldan beri harika bir öğrenci olmuş, üniversiteyi dereceyle bitirmiş, kendi mesleğinde hemen iş bulmuştu. Sözde tam bir ‘makbul evlat.’
Bir de eşimin ablası vardı o ise okulu yarıda bırakıp erkenden evlendi. Ama aile buna pek takılmamıştı; çünkü ben kendimce varlıklı sayılırdım, iyi bir gelirim, kendime ait bir dairem, arabam, güzel işlerim vardı. Yine de, ailenin gözde çocuğu, Ayşenin küçük kız kardeşi Zeynepti.
Neyse, yaz geldiğinde Zeynep misafirimiz oldu. Bir akşam sessizce bana yanaşıp borç isteyiverdi. Sözde ev almak için kredi çekecekmiş, peşinatı toparlayamamış. Benim için büyük bir meblağ değildi, o yüzden çekinmedim, verdim. Devlet dairesinde çalıştığını, her ay düzenli ödeyeceğini neredeyse ant içerek belirtti.
Borcunu alır almaz kesinlikle her ay geri ödeyeceğim diye sözler verdi. Fakat sadece bir hafta sonra Zeynepin denize gittiğini öğrendim. Kafamda sanki pamuk bulutlarına yazılmış anlaşılmaz bir rüya gibi, sorular dönmeye başladı: Nasıl olur da ev alacak kadar para bulamayan biri, Ege kıyılarına gidecek kadar para buluyor?
Aileye, Bir yıl boyunca bu tatil için para biriktirdim diyerek açıklamalar yaptı. Fakat aklı karışık havada bir detay vardı; daha kredi işine bile başvurmamıştı. Sordum. Vazgeçtim, şimdilik istemiyorum deyiverdi.
Borç parayı geri istedim. Param kalmadı, hepsini tatilde harcadım diye cevapladı. O anda anladım ki; zaten ev almayı hiç düşünmemiş.
Kibarca rica ettim: Zeynep, bu parayı tatil yapasın diye değil, ev alman için vermiştim. Lütfen kısa zamanda öde. O ise bana öyle bir cevap verdi ki içimi sanki İstanbul Boğazında kaybolmuş bir sandalla baş başa bıraktı:
Çok para kazanacağım, bekle biraz, şimdi yok!
Sizce bu tuhaf rüya nasıl bitti? Elbette, annesine gidip ‘Ben daha vadesi gelmeden para istedim, akraba dediğin böyle olmaz’ diye yakınmış. Sonunda küçük kız tekrar ailenin meleği oldu, biz de zengin, açgözlü canavarlara dönüştük! Keyifli bir Anadolu masalında para masalı ile gerçeklerin birbirine karıştığı bir düş gibiAyşe, bir akşam yemek masasında, gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: Boş ver, gönlünü ferah tut. Zeynepin gönlü rahat olsun istiyor aile; olsun. Ama biz kendi iç huzurumuzdan vazgeçmeyelim. O an, tüm sinirimi, kızgınlığımı bir kenara bırakıp gülümsedim. Zeynep yine bir kahraman, biz yine paragöz, hayat aynı rayında akıyordu. Ama artık biliyordum: Ailede iyilik yapmak bazen tuhaf bir sınavdır; sınavı geçmek de, kaybetmek de tek bir şey öğretir insana: Kime ne verdiğini unut, kimden ne beklediğini sıfırlagerisi zaten deniz kenarında harcanıp gider.
Ben de çayımı yudumlayıp pencereden bakarken şunu düşündüm; her ailede böyle ufak tefek oyunlar olur. Kimi Egede tuzlu suya parasını bırakır, kimi de kendi gönlünü ferah tutar. Geriye yalnızca tatlı bir gülümseme ve iyi ki sadece para kaybettim dediğin bir huzur kalır. Ve işte o akşam, Zeynepin gülüp geçtiği bir anıdan fazlası olarak, içimde sıcak bir yaz gecesinin masum serinliğiyle hikâyemiz de bitti.




