Beklemedik
Ben ilkokul beşinci sınıftayken, kardeşim Melek ise birinci sınıftayken, babamız bir para kazanma sevdasına kapılıp İstanbul’a çalışmaya gitti ve ardından ortadan kayboldu. Daha önce de birkaç ay yok olurdu ama bu sefer tam anlamıyla izini kaybettirdı. Annemle hiç evlenmemişlerdi; babam özgürlüğüne düşkün, başına buyruk bir adamdı. Hep memlekette oradan oraya dolaşır, dilediği zaman dönerdi. Döndüğünde, yanında biraz para ve bir iki hediye getirirdi. Annem de deliler gibi severdi onu, her haline katlanırdı.
Alpaslan, ne olur tez gel, diye yalvarırdı annem.
Eh, tamam, ağlama, heyecan yapma. Güzel hediyelerle döneceğim, derdi babam.
Öylece annemi öper, kaybolurdu. Onun yokluğunda bizimle ilgilenen kişi babamın abisi, yani amcam Halil’di. Annemin ona içten içe ilgi duyduğunu düşünüyorum, Halil amcam hiç bahsetmez, belli etmezdi. Ama biz bilirdik, her zaman güvenebilirdik ona.
Nasılsın Yasemin, çocuklar ne alemde? diye sorardı amcam her geldiğinde.
Yaşasın amca Halil geldi! diye bağırır, sarılırdım ona.
Selam, Baran, der, kısaca kucaklardı beni.
Bazen keşke babam o olsaydı diye düşünürdüm. Halil amca, hafta sonları bizi Melek ile parka götürürdü ki annem biraz soluklanabilsin. Ara sıra annem de bize katılırdı, bazen ise kadın kahvesinde hayaller kurup kendi talihsizliğini düşünmeye vakit ayırırdı.
Büyümeye başlayınca, Halil amca eve bir duvar barı ve spor aletleri getirmişti, koridora kurmak için. Babam çıkalı neredeyse altı ay olmuştu. Elimden geldiği kadar yardım ettim; Melek ise bir köşede amcamın çubuğu, ipi, halkaları nasıl sıkı sıkı monte ettiğini izliyordu.
Amca Halil, neden evlenmiyorsun? Eller de öyle hünerli Hangi kadın koparıp almaz seni, diye sordu Melek; çocuk gibi değildi, annemden duyduklarını tekrarlar gibi bir bilgece tavrı vardı.
Hiç kimseyi beğenmedim, Melek. Beğenirsem evlenirim.
Hiç mi kendi çocuğunu istemiyorsun, amca?
Melek ellerini iki yana açtı.
Halil amca elindeki aleti bıraktı, ciddi bir eda ile:
Şimdilik siz bana yetiyorsunuz. Sen ne oldu, beni gözüme mi kestirdin? diye takıldı.
Melek zeki bir kızdı.
Yok, olur mu öyle şey, amca Halil, dedi ve sıcacık gülümsedi.
Akşam olunca Melek’e sordum:
Niye takılıyorsun adama, giderse bir daha gelmez.
Baba hediyeyle gelir ya dedi meleğim hayalperest bir tavırla, şimdi gelir herhalde.
Ah saf, hediyeyle satın aldın kendini. Sen biliyor musun o getirdikleri ne kadar pahalı? dedim.
Ben ne anlarım? Elbise isterim, oyuncak bebek isterim. Spor aleti midir benim işim?
Bu kez babamı boşuna beklemiş oldu. Gelen yoktu. Bir gün Halil amca eve gelip mutfağa annemle kilitlendi, bir şeyler anlatıyordu ki annem ağlıyordu.
Yasemin, ağlama artık. Bırakmam sizi, tamam mı? Hem biliyorsun O hep elinin altındaki yumuşak yerde olmak ister.
Annem yüksek sesle ağladı; Aman Allahım! diye ağıt etti, uzun uzun gözyaşı döktü.
Halil amca yine her zamanki gibi yardıma geldi, tamir etti, çocuklarla oynadı. Sonra bir gün cesaretini topladı, anneme olan hislerini anlattı. Ben ise vicdanım rahat, kapı arkasında kulak kesildim.
Halil, bana gerek yok, dedi annem. Sen iyi adamsın, hak ettiğin başka bir mutluluk var.
Kim bana lazımsa ben bilirim, dedi Halil ısrarla.
Ya sonra geri dönerse?
Halil amca sustu.
Ben hep onu bekleyeceğim. Seviyorum, Halil! Elden gelen ne? Sen bana böyle birini istiyorsan kalpsiz bir kadını.
Kapıdan usulca uzaklaştım. Anneme çok kızdım; ne gerek var, niye başkasına körü körüne tutulur ki?
Sonunda yaşamımız düzene girdi. Melek tam babası gibi; nerede yemek orada göze girer. Suçlayamazdım, o da hediyelerin bir hayal olduğunu anlamıştı. Halil amca elinden geleni yaptı, çok çalıştı. Annem ona bir oğul verdi, Arda. Halil amcanın sevinci sonsuzdu. Nikâh yaptılar, ailemiz topyekün bir oldu.
Liseyi bitirdim, üniversiteye devlet bursuyla girecektim. Annem bir başka mutlu.
Bizim aileden bir bilim insanı çıkacak, Halil, ne dersin?
Eee, biz de öyle sıradan biri değiliz yani.
Aman yapmayın! Hangi bilim insanı? utanıp geçiştirdim. Bana şampanya uzat, tadına bakayım.
Hadi oradan, sanki hiç denemedin, dedi Melek de, göz süzdüm ona.
Arda ise masanın üstüne çıkmaya çalışıyor, az kalsın devirecekti. Halil amca yakaladı, kucağına aldı.
Haydi bakalım, oğlum, adam gibi dur. Artık bebek değilsin!
Arda elindeki kaşığı burnuna tutturarak gözlerini şaşı yaptı, herkes gülmekten kırıldı.
Kapı mı çalıyor? dedi Melek kulak kesilerek.
Anne kapıyı açtı, birden geri çekildi. Kapıda babam! O an bir sessizlik oldu. Etrafı süzdü, şöyle dedi:
Ne var, hadi eğlenmeye devam edin.
Herkes sustu. Arda kucağından inip yeni gelen adamın yanına yürüdü. Babam ona aldırmadı, annem oğlunu kucağına alıp siperledi. Amca Halil ayağa kalktı, sendeledi.
Nereye Halil? dedi annem, sesi değişmişti.
Ben bir hava almam gerek.
Geçip gitti, kardeşine hafifçe dokundu. Peşinden gidiyordum ki Melek de arkamdan koştu.
Kızım, sana çok şık elbiseler getirdim, bak bakalım, dedi babam.
Duyduğuma göre, Melek ona dönüp bakmadı bile. Koridorda yanımda olup kulağıma fısıldadı:
Ben gideceğim Halil’in peşinden, sen burada olanları dinle.
Neden?
Hadi Baran, dinlemekte sen iyisin!
Haklı ajan gibiyim.
Melek kapıdan koştu, ben ise korkuyla koridorda gizlendim; annemin nihayet sevdiği adam geldi, peki ailemiz ne olacaktı?
Yasemin, sen Halille mi evlendin yoksa? dedi babam, alayla.
Annem sessizdi.
Yasemin Olan oldu. Kim ne halt ettiyse, bitti gitti. Ben geldim!
Bir itiş kakış, tokat sesi ve Ardanın korku dolu ağlaması
Git başımızdan, Alpaslan git artık!
Yasemin, ne diyorsun?
Bitirdim, söylüyorum sana! Git. Seni bekleyen yok.
Yalan! Gözlerinden anlarım, gözler yalan söylemez.
Ben dediğimi dedim, diye noktayı koydu annem.
Birkaç saniye sonra babam çıktı, koridorda beni görünce:
Dinliyor musun, he? Helal olsun, ilerleyeceksin hayatta.
Ama artık onun ne düşündüğü umurumda değildi. Odaya girdim; annemin sandığım gibi bir köşede yas tutmadığını gördüm. Ardanın saçlarını düzeltiyor, mutfakla ilgileniyor. Aynı anda birden çok işi yapan bir kadın olmuştu.
Aman neyse, neredeyse bayramımızı mahvedecekti, dedi annem hafif buruk gülümseyerek. Hadi bakalım, neredeler?
Arda annesinin tartışmasını unuttu bile, sandalyeyi ittiriyordu.
Dışarı çıktım. Melek ve Halil amcam parkta bir bankta oturuyordu. Melek küçük elleriyle onun koluna yapışmış, başını omzuna yaslamıştı. Sanki ellerini bırakırsa, amca Halil yok olacakmış gibi. Arkalarından yanaştım; ikisi de öyle mahzun duruyordu ki bir şey söylemek istedim. Bankın önüne geçtim, Halil amcanın üzgün yüzüne baktım:
Baba, gel artık, evde seni bekliyorlar. Annem çağırıyor.
Halil amcanın elleri titredi. Melek hemen kendi ellerini üzerine koydu, başını kaldırdı:
Doğru söylüyor, hadi baba.
Evimize yürüdük. Ne de olsa bugün özel bir gündü. Ben liseden mezun olmuştum.
Bugün anladım: Bazen kimse sizi beklemiyor sanırsınız, ama aslında birlikte olduğunuz insanlar, yanında durduğunuz insanlar gerçek aileniz olurmuş. Aile, seçilen insanlarmış; hediyeler değil, sevgiymiş değerli olan.




