Neymiş bu hâl? Bak, Elif, şöyle parmağını sür istersen. Bu artık toz değil; resmen keçe olmuş. Vallahi burada patates yetişir! yüksek, ince bir kadın sesi apartman dairesinin içindeki sakinliği bir bıçak gibi yarıyor, sanki sunta bir karpuzu dilim-dilim ediyordu.
Elif derin bir iç çekti, dizüstü bilgisayarını kapattı, masadan yavaşça doğruldu. Saat akşam sekizi gösteriyordu, yarım saat önce eve gelmişti, gün boyu şirketin üç aylık raporunu hazırlamaktan başı ağrıyordu, adeta trafo gibi vızıldıyordu beyninin içinde bir şeyler. Şu anda tek istediği bir sessizlikken, kayınvalidesi Türkan Hanımı görmezden gelmek mümkün değildi. Salonda durmuş, raftan aldığı bir seramik horozu parmağıyla inceliyordu; suratındaki saf erdemden incinmiş bakışıyla Elifin üstüne bir bulut gibi çöküyordu.
Türkan Hanım, ben Cumartesi günü temizlik yaptım. Biz camı açıyoruz, yol zaten dibimizde, toz hemen uçuşuyor, dedi Elif mahcupça, savunma ihtiyacını hissedip yine de nafile olduğunu bilerek.
Herkes cam açıyor, kızım, ama bu kadar pislik bir tek vurdumduymazlarda bulunur, dedi kayınvalide, cebinden çıkardığı mendille parmağını gösterişli bir şekilde silerken. Kadir işten yorgun argın eve gelecek, aç susuz… Evde böyle yıkım olur mu? Bir evde huzur, temizlik olur kızım. Senin mutfakta sabahki iki fincan hâlâ duruyor. Hem de iki! Herhalde sabahtan beri?
Acelemiz vardı, diye fısıldadı Elif, mutfağa doğru gidip çaydanlığı ocağa koyarken. Kadir kahvesini içip gitti, yıkayabilirdi isterse.
Kayınvalide arkasında, getirdiği kendi ev terlikleriyle (ev terliğinden başka bir şey giymezdi, “misafirlik” için) vızır vızır mutfağa geçti, laminanta bastıkça çıkardığı sesiyle Elifin sinirini tırmalıyordu.
Adam bulaşık yıkamaz! dedi Türkan Hanım ellerini göğe açarak. Kadının görevi o. Ocak bekçisi derler, duydun mu hiç? Sen ise kariyer, rapor, rakam peşindesin… Ömrümde bir adamı ütüsüz gömlekle gördüm mü dedim! Dün uğradı bana kavanoz almaya, bak yeminle söylüyorum, yakası nişasta gibi durmuyor, gömlek pörsümüş, pes yani Elif. Komşular görse Kadiri gören var mı? Garibim karısı sağken dul kaldı herhalde derler.
Elif dikkatlice kurtlu bisküviyi raftan çıkardı, dolabı kaparken homurdanmamaya çalıştı. İçinde öfke fokurdayıyordu. Beş yıllık evlilik, beş yıl bu nakaratı tekrar tekrar duymuştu. Başta her dediğini yapmıştı, nişastalamış, bezelyeli çorba pişirmiş, yerleri ovmuş, üç kap yemek hazırlamıştı. Ama baş muhasebeci olmak zaman istiyordu ve Kadir de aslında hiçbir zaman şikâyetçi olmamıştı. Ona hafta sonu mantı, haftaiçi makarna, haftada bir toz gayet uygundu. Ama annesi için hayat, tozun milimiyle ölçülüyordu.
Tam o an apartman kapısı çarptı.
Geldim! Kadirin sesi taşkın bir sevinçle yankılandı.
Oğlum! Türkan Hanımın yüzü birden güller açtı, saçını düzeltip yanaklarına pembe ekledi, arka arkaya koştu. Sana lahana böreği getirdim oğlum, sen çok seversin diye… Bilirim Elifin vakti yok, hep çalışıyor zavallım…
Kadir mutfağa girdi, annesini öptü, eşini yanağından mıncıkladı, yorgunluktan kolları gevşemiş sandalyeye yığıldı.
Annecim, börek on numara. Açlıktan ölüyorum. Elif, hazır mı yemek?
Elif elindeki çaydanlıkla kaldı.
Daha yeni geldim Kadir. Fırında kıymalı makarna yapacaktım, kıymayı çözdürdüm.
Türkan Hanım elini göğsünde bir şokla tuttu.
Yine mi makarna! Kadir, kızım duyuyor musun, yine kuru kuru! Senin miden var, dikkat et, sıvı lazım, şöyle güzel et suyunda çorba, ya da mercimek falan. Baban sağken, Allah gani gani rahmet eylesin, her gün taze çorbasını kaynatırdım, bir kez bile mide ağrısı çekmedi, bak söyleyeyim sana. Burada, hımm…
Boş ocakta yas tutan bir bakışla dudaklarını sıkıca yummuştu.
Anne, tamam, başlama yine, dedi Kadir, börekten kocaman bir lokma koparırken. Tamam işte, şimdi pişecek.
Başlamayayım da ne yapayım? Sana iyiliğim dokunsun istiyorum! Bak kendine, çekmişsin içine, yorgun duruyorsun. Hep kötü beslenme, bozuk düzen… Kadın dediğin öyle bir yuva kurar ki adam dışarıdan eve koşar. Sizde ne var? Toz, bulaşık ve makarna. Elif, kızım, hiç ev kadını değilsin sen. Yemin ederim, evlenmeden önce dedim ben Kadire…
Türkan Hanım! Elif çaydanlığı ocağa bıraktı; çıkardığı ses yankılandı.
Bir an herkes sustu. Kayınvalide şaşkınlıkla Elife bakıyordu; sesini yükseltmesine alışık değildi. Genellikle Elif susar, içine atardı.
Eee, ne var Türkan Hanım? Doğruyu söylemek yasak mı? dedi kayınvalide suratını asarak. Ben hayatım boyunca aileyi ayakta tuttum. Gördüm, yaşadım, biliyorum.
Elif mutfağı şöyle bir taradı. Yorgun kocası, kendini haklı gören bir kayınvalide, sulu kase içinde su salan kıyma… Birden içinde bir şalter indi, garip bir sakinlik geldi.
Haklısınız, dedi Elif, sesi ürkütücü derecede sakindi. Ben berbat bir ev kadınıyım. Ne yakaları nişastalayabiliyorum, ne her gün sıcak çorba koyabiliyorum, ne de her çarşamba raftaki tozu siliyorum. Çalışıyorum ve para kazanıyorum… Hani yeni araba alacağız ya, Kadir sizi köye, yazlığa götürsün diye. Ama tabii bu bahane değil.
Bak, itiraf ettin işte! mutlulukla parladı Türkan Hanım, tuzağı anlamamış. İnsanın kendini bilmesi çok önemli.
Ama ben düzelmeyeceğim, başını salladı Elif. Bende yok güç. Fakat bir çözüm buldum. Türkan Hanım, madem bu kadar önemli sizin için oğlunuzun rahatı… Buyurun, siz üstlenin. Emeklilikte bolca boş vaktiniz de var…
Neyi üstleneyim? anlamadı kayınvalide.
Her şeyi. Evin işini. Ben elimi çekiyorum. Bundan böyle sadece uyumaya gelir, kendi faturamı, kredimi öderim. Siz ise bir virtüöz gibi yönetirsiniz mutfağı, ütüyü, yerleri, camları. Zaten iki sokak aşağıda oturuyorsunuz, anahtarınız da var.
Kadir yutkundu, Elife bakakaldı.
Elif, ne diyorsun?
Ne var bunda? gülümsedi tatlı tatlı Elif. Annemiz haklı. Sen daha iyisini hak ediyorsun. Ben başaramıyorum. Bırakalım, bir ay boyunca annemiz göstersin bize nasıl yapılıyor. Eğer bir ay sonunda sen daha mutluysan… giderim kursa, istifa ederim, bir şey düşünürüm.
Türkan Hanım bir an bocaladı. Tavsiye vermeye, burnunu sokmaya alışkındı ama koskoca evi her gün çekip çevirmek… Onun mükemmel kadın egosuna hakaretti vazgeçmek. Geri adım atmak olurdu.
Yaparım tabii! başını dik kaldırdı. Kadına göstereceğim ev nasıl tutulur! Kadir de adam akıllı yer içer en azından. Ama bak, bana karışmak yok. Bundan sonra mutfağın patronu benim.
Tamamdır, Elif abartılı bir hareketle ellerini açtı. Ben mutfağın köşesine bile dokunmayacağım. Hatta dışarıda yerim.
Oldu bitti, dedi kayınvalide gür sesiyle. Yarın sabah geliyorum. Burada bir düzen kurayım ki gören gurur duysun!
O akşam havada tuhaf bir gerilim vardı. Kadir bir şeyler konuşmaya çalıştı gece, ama Elif sırtını dönüp Uyu, şimdi senin yıldız gibi hayatın başlıyor. Mis gibi nişastalı yakalarla, dedi.
Ertesi sabah Elif erkenden evden fırladı. Bir rüyanın bulanık mantığıyla, Türkan Hanım bir general gibi evi fethetti! Baştan aşağı temizlik, pencereler yıkandı, perdeler kir diye tekrar tekrar yıkandı, tüm mutfak boşaltıldı, bakliyatlar tek tek dizildi, her şey yer değiştirdi, tozun zerresi bile barınamadı.
O akşam Elif eve geldiğinde evini tanıyamadı. İçerisi çamaşır suyu ve kızarmış soğan kokuyordu. Mutfakta kayınvalide harıl harıl tencere tavalara kafa tutuyordu. Kadir, tafel önünde büyük bir kase kıpkırmızı etli çorbayı ve yanında bol baharatlı köfteleri yemekteydi. Birazdan bir tepsi börek, bir başka tabakta mezeler…
Geldin mi çalışma kadını, dedi kayınvalide bakmadan. Elini yıka gel, hadi sana da bir tabak koyarım. Gerçek çorba bu, kemik suyunda üç saat kaynattım.
Sağ olun, ofiste yedim ben, dedi Elif kibarca ve yatak odasına kaçtı.
Orada başka bir sürpriz bekliyordu. Dolapta bütün kıyafetleri tepe taklak edilmiş, kendi ülkemizin cumhuriyet bayramı sofrası gibi renk renk dizilmişti. Kendi çamaşırı, aksesuarları, kişisel eşyaları gizli yerlere tıkışmıştı. Her şey elekten geçmişti, romanı kayıptı.
Elif salona döndü.
Türkan Hanım, benim kitap nerde? Komodinin üstündeydi.
O mu? Ben kaldırdım. Gereksiz şeyleri göz önünden kaldırmak lazım. Komidin dediğin boş olur, rahat silinir. Ayrıca dolabını karıştırdım. Çorapla külot iç içe… Kadının dolabı ilaç gibi olacak.
Elif dişlerini sıktı. Sabrı rüya gibi bir deneye bağlıydı. Bulandırma Elif, devam et dedi kendi kendine.
Sağ olun ilginize, diyebildi ve gitti üstünü değiştirmeye.
İlk hafta yemekler, tatlılar, börekler, laleler gibi taştı mutfakta. Kadir halinden memnundu. Akşam eve gelince masalarda envai çeşit yemek, annesiyle saatlerce sohbet edip midesini tıka basa dolduruyordu. Türkan Hanım her öğlen geliyordu. Elif ise odasında, elinde romanı ya da laptopu başbaşaydı; ayda belki ilk kez üç saat boşa çıkan ben zamanı elde etti, parka bile gitmeye başladı.
Ama daha ikinci hafta bitmeden Kadirin keyfi kaçtı.
Elif, dedi bir gece yatağa girdiğinde fısıltıyla. Ne kadar sürecek annem böyle?
Bir ay, anlaştık. Neden, sevmiyor musun? Nişastalı gömlek üstüne ev yapımı çorban var…
Güzel, de… Annem fazla yoğun. Eve geliyorum, kafa dinlemek istiyorum, tam ekran izleyeyim diyorum; başlıyor hikâyelere, dertlere, komşu muhabbetine, fiyatlara… Oğlum ye, Doymadın mı?, Sana masaj yapayım mı? Kendimi beş yaşındaki çocuk gibi hissediyorum.
Huzur fiyatından bahsettik, unutma, kuru kuru da yemeğin yok artık.
Bir de… eşyalarımı yer değiştiriyor. Dünkü şanslı çoraplarımı aradım, her yeri didikledim. Annem atmış çünkü üzerinde leke var. Elif, onlar benim çoraplarım!
Konuş onunla? Her şey senin rahatın için.
Dedim ki kırıldı. Ben burada canımı dişime takıyorum, sen nankörsün diye sitem etti.
Üçüncü haftaya gelindiğinde pes eden Türkan Hanım oldu. Yaş, alışık olmadığı mesainin ağırlığıyla birleşti; koca dairenin, pazardan taşınan sebzelerin, her gün dört kap yemeğin yükü ağır geldi.
Bir akşam Elif eve geldi, Türkan Hanım salonun kanepesinde boylu boyuna uzanmış, alnında ıslak havlu, evde ağır karışık bir kolonyayla kireç kokusu. Kadir başında mahzun.
Ne oldu? dedi Elif.
Tansiyonu fırladı, mırıldandı Kadir. Anneciğim, paça haşlayacağım dedi, tavukla uğraştı, sonra bütün katı elle sildi çünkü paspas pislik bırakıyormuş. Kalakaldı böylece.
Of Elifcim… dedi kayınvalide fısıltıyla, gözünü açmadan. Belim, sapasağlamdı, kalmadı. Kalbim atıyor.
Elif ecza dolabını buldu, tansiyonu ölçtü. O kadar da kötü değildi; yorgunluk, sanki bir kasvetin seyyar basıncı temas etmiş.
Birkaç gün evinizde dinlenseniz iyi olur Türkan Hanım, neden bu kadar kendinizi yoruyorsunuz?
E Kadirin yemeği ne olacak? O aç mı kalacak? Sen… sen döner misin mutfağa?
Dönmem, Elif başını salladı. Anlaştık ya.
Anne ya bırak yemek! Sipariş veririz, çay demlerim, makarna da yaparım. Kendini zorluyorsun!
Makarna… tiksintiyle hırıltı çıkardı Türkan Hanım, tartışacak hali kalmamıştı. Tamam, bugün sipariş… Yarın gelirim. Börek hamuru dolapta.
Ama ertesi gün gelmedi. Sabah aradı, Yerimden kalkamıyorum, belim tutuldu dedi.
Kadir, rahat bir nefes aldı, saklamaya bile gerek görmedi. Akşam eve döndüler, paket yemek söylediler, şarap açtılar, ev öyle bir sessizdi ki, genelin yokluğuna şükrettiler.
Elif, bırak bu deneyi bitsin, dedi Kadir, sushi bandırırken. Vallahi tükendim. Annemi seviyorum ama…. misafirlikte. Evde olsa her gün makarna yerim, yeter ki kimse eşyalarımı kurcalamasın, hayatıma karışmasın.
E hani unutulmaz yakalar?
Gitsin yakalar! Noniron gömlek aldım, ütüye falan da gerek yok. Anladım, çok zor işmiş bu… Bir de çalışırken… Sen nasıl başardın daha önce ben anlamadım.
Elif gülümsedi. Duymak istediği tam da buydu.
Ama asıl final, birkaç gün sonra Türkan Hanım biraz kendisine gelince teftişe gelip çöp kutusunda pizza kutuları, lavaboda bir kupayı görüp de hiç ses etmemesiyle oldu.
Mutfakta masaya oturdu, düşünceliydi.
Elif, dedi. Düşündüm, çok zor.
Nesi zor? dedi Elif, yanına çay koyarak.
Her şey. Ev kocaman, yerler mahvediyor beni. Kadir… çok dağınıkmış aslında, ben yeni fark ettim. Her işten sonra ortalığı dağıtıyor, çorap, ekmek kırıntısı… Uğraşıyorum, uyardım, azarladım. Ben uğraşamam anne, sus artık dedi. Şaştım.
E, erkek adam! Elif hafifçe gülümsedi, kayınvalidesinin kendi laflarını iade ederek. Evin sıcaklığı lazım ona.
Sıcaklık başka, dünya ahiret kölelik başka! dedi Türkan Hanım aniden. Anneyim ben, hizmetçi değil. Sarmayı üç saat sardım, domates sert, diye burun kıvırıyor. Kendi sarsaydın dedim, Mama, sus dedi bana. Olacak iş değil.
Elif kahkahasını yuttu zar zor. Annenin gözünde mükemmel oğul evirilip çevrile çevrile bir evin içine düştü mü, gerçek yüzünü gösteriyordu.
Türkan Hanım, siz harika bir ev hanımısınız. Ben beceremem asla, uğraşmak da istemem. Biz Kadirle alıştık böyle yaşamaya. Bazen dağınık, bazen kolay yemek var. Ama mutluyuz. Canımız güzel yemek isterse sizi ziyarete geliriz, olur mu?
Kayınvalide bir süre ellerine, kimyasal yorgunluktan çatlamış parmaklarına baktı.
Olur, dedi derin bir nefesle. Yalnız önceden haber edin. Çünkü benim de işlerim var: dizilerim, çiçeklerim… Bir de tatile gitmek istiyorum. Çok yoruldum ben sizden. Bak Kadirin gömleklerini ütüledim, dolaba astım. Bundan sonra kendi ütüler, ya da sen ütüle, ya da ütüsüz giysin, umurumda değil. Sağlığım daha kıymetli.
Kahvesini bitirip çıktı. Tam kapıdan çıkarken:
O kitabı da komodine koydum. Gerçekten tuhaf şeyler okuyorsun, anlamıyorum ama senin bileceğin iş.
Kadir akşam gelip evde çamaşır suyu ve soğan değil, sadece taze hava ve Elifin parfümü kokusunu alınca;
Annem gitti mi? dedi umutla.
Gitti dedi Elif. Yetkiyi bırakmış. Deney de bitti, sağlık muvafakatnamesiyle!
Kadir eşini sıkı sıkı sardı, başını Elifin başında gömdü.
Sağ ol, dedi fısıldayarak.
Ne için? Sosis için mi?
Akıllılığın için, huzuruma geri kavuşmama izin verdiğin için, ve… seni sevdiğim için, kötü ev kadını olsan da.
Kötü değilim, Elif gülümsedi, o da sarıldı. Ben sadece modernim. Ha bunlar da dana sosis, en kalitelisi!
O günden sonra Türkan Hanım öğüt vermeyi hiç bırakmadı; ama raf tozunu gördü mü sadece derin bir ehh çekip geçti. Elif Haftaya iş seyahati var, sizinle kalmanızı isterim, yardımcı olur musunuz? deyince ise, Türkan Hanım hemen süt taşırdı, kedisi yine aç çıkardı ya da dizisi başlardı. Kaçar, giderdi.
Evde barış rüya gibi geri geldi. Toz ise… toz yerinde durdu kimseye zararı dokunmadan. Yeter ki insanlar birbirlerinin hayatını toz gibi dağıtmasındı.




