3 Temmuz, Pazartesi
Bugün penceredeki eski minderime oturup dışarıya uzun uzun baktım. Babamı beklerken, düşüncelerim yine kendini bana hatırlattı. Annemin bizi terk edeli tam iki yıl geçti. Bir gün babam, Kendine yeni bir aile kurdu demişti üzgün bir şekilde. Acaba neden oğlunu bırakmayı tercih etti? Kim bilir Ben ise hâlâ anlam veremiyorum. Fakat zamanla, ona olan özlemim de hafifledi sanki.
Babam, ben iyi olayım diye elinden ne geliyorsa yaptı. Artık on yaşındayım ve çocuk sayılmam pek. Her şeyi anlamaya başladım, benden artık bir şey gizlemiyor. Ama yine de eksik bir şeyler var içimde. Kendi kendime bulaşık yıkamayı, kitaplarımı raflara koymayı öğrendim. Oyuncaklarla da oynamıyorum zaten.
Artık neredeyse bir delikanlı oldum. Yine de, içimdeki yalnızlık hissi gitmiyor. Çok istiyordum bir köpeğim olsun, ama babam hiçbir zaman izin vermedi.
Kim bakacak ona? Ben sürekli işteyim, sen de okula gidiyorsun, daha çok küçüksün dedi bana defalarca.
Ve sonunda babam eve bir köpek değil, bir kadın getirdi. Adı Elifti. Bizimle yaşamaya başladı. Ben ise onunla pek konuşmamaya karar verdim. İçimden, onun burada fazlalık olduğunu düşünüyordum. Ama babam ona eşim diyor ve benim de bir annem olsun istiyordu.
İstemiyorum! dedim babama. Kafam çok netti, bu konuda taviz vermeyecektim. Ama hayat böyle geçti gitti. Babamı Elifle mutlu görmek bir yandan da acı veriyordu. Birbirlerine sevgiyle bakıyor, gülüp şakalaşıyor, sarılıyorlardı. Ben ise içimde hep bir sızı hissediyordum, bir türlü alışamıyordum.
Baba, ben onun gitmesini istiyorum.
Arda, ben ise onun burada kalmasını istiyorum. Evin kadınına, senin de annene ihtiyacımız var dedi babam, gözleriyle benden anlayış bekleyerek.
Günler geçti, yazın sıcakları geldi. Bahçede çocuklarla oynadım. Yeni arkadaşlarım ise beni gereksiz şakalarla korkuttular: Baban ve yeni annen seni yurda verecekmiş, dikkat et! dediler.
Korktum. Belki gerçekten istemiyorlar beni diye düşündüm. Belki de yeni bir çocukları olacak ve ben engel olacağım diye kurtulmak istiyorlar O yüzden, başıma gelmesin diye erkenden hazırlıklı olmak istedim.
Bir gün, uzaktan bir iki cümle kulağıma çalındı:
Orası çok iyi, oraya gönderelim bence.
O an bittiğimi sandım. O gece gözüme uyku girmedi. Sabah olunca, Elife karşı taktik değiştirmeye karar verdim. Onu uzaklaştırırsam işler düzelir diye umdum. Çayına fazla tuz attım, tenceresini ocakta yaktım. Sert ve kaba davrandım. O ise kısa sürede tüm bunların benden kaynaklandığını anladı ve beni içeri çağırdı.
Konuşmamız gerek Arda. Belli ki üzgünsün.
Hiçbir şeyden dolayı üzgün değilim, dedim, sanki bütün suçsuzluğumla.
Elif, ben seni üzmek ya da kırmak istemem Arda… dedi sessizce.
Bir süre sonra bana şöyle dedi:
Yaz için bir yazlık kiraladık. Babamla sana sürpriz yapmak istemiştik, ama sanırım artık dürüst olma zamanı geldi. Bugün bir köpek bulduk, almaya gideceğiz. İstersen bizimle gel.
Şaka mı yapıyorsun? Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, ama hemen inanmak istedim. Ve ona sarıldım, bütün gücümle.
Elif neredeyse ağlayacaktı: Bak, mutlu olmanı istiyorum, her şey güzel olacak. Gözlerinden yaş gelsin istemem artık. Saçımı okşadı.
Babam işten dönünce hep birlikte köpeği almaya gittik. O anda içimdeki öfke sevgiye dönüştü ve Elifi artık bir düşman olarak görmedim. Barıştık. Yavru köpek kucağımda uykuya daldı. Hepimiz çok mutluyduk.




