Eşim bana hiçbir zaman ihanet etmedi, ama yıllar önce artık benim eşim olmaktan çıktı.
On yedi yıl geçti eşimle birlikte. Genç yaşta tanıştık, çalıştık, gezdik, hayaller kurduk. Başlarda çok ilgiliydi, sohbet etmeyi sever, hep yanımda olurdu. Mükemmel biri değildi, ama gerçekten vardı. Sonra evlilik geldi, sorumluluklar arttı, iş, ev, faturalar derken her şey yavaş yavaş değişti. O anı tam olarak fark edemedim bile.
Ortada alenen bir ihanet yoktu. Yakalanmış mesajlar ya da ansızın çıkan bir kadın olmadı. Sadece bir gün, bana artık eskisi gibi bakmadığını fark etmeye başladım. Konuştuklarımız zaruriyete indirgenmişti: Ne alalım, nereye ne kadar harcayalım, kaçta çıkalım. Birbirimize nasıl olduğumuzu sormayı bırakmıştık. Ben bir şeyler anlatmaya çalışsam, telefonuna ya da televizyona bakarken başını kaldırmadan boynunu büküp onaylardı. Sustuğumda ise Neden sustun? diye soran yoktu.
Aramızdaki yakınlık, hiçbir şey konuşulmadan yok oldu. İlk başta yorgunluktandır sandım, sonra stres dedim, en sonunda alışkanlığa bağladım. Haftalar geçiyordu, aramızda hiçbir şey olmuyordu. Aynı yatakta yatıyorduk, ama sırt sırta, herkes köşesinde. Yaklaşmaya, konuşmaya, plan yapmaya çalışıyordum. O ise hep yorgundu, işi çoktu ya da sadece,
Yarın konuşuruz derdi.
Ama o yarın hiç gelmedi.
Bir noktada anladım ki; artık eşim değil, ev arkadaşım oldu. Masrafları, günlük işleri, aile sorumluluklarını paylaşıyoruz sadece. Dışarıda arkadaş ortamında herkesin gözünde ideal koca gibi görünürdü; sakin, çalışkan, saygılı biri. Kapı kapandığında olanları kimse bilmezdi. Sessizliği kimse göremezdi. Duygusal yokluğu kimse hissetmezdi.
Defalarca onunla konuşmaya çalıştım. Yalnız hissettiğimi, ona ihtiyaç duyduğumu, sadece aynı evi paylaşmak istemediğimi söyledim. Hiç öfkelenmezdi, sesi yükselmezdi. Cevapları hep kısaydı:
Abartıyorsun.
Uzun evlilikler böyledir.
Fena değiliz ya?
İşte beni en çok bu şaşırtıyordu. Büyük kavgalar, gitmemi gerektirecek bir neden yoktu. Aldatma yoktu. Ama sevgi de kalmamıştı. Kendi ilişkimde kendimi görünmez hissediyordum.
Yıllar aktı gitti. Israr etmeyi bıraktım. Onun için uğraşmayı bıraktım. Artık ona anlatmak istemediğim şeyleri kendime saklamaya başladım. Hiçbir şey beklememeye alıştım. Sanki artık bir önemi yokmuş gibi, öylesine yaşamaya başladım. Arada bir, belki de sorun bende diye düşündüm; belki de fazlasını istemek yanlış diye.
Şimdi anlıyorum ki, her terk ediliş yanında bir bavulla olmuyormuş.




