Anne, biziz, çocukların Anne Onlara baktı.
Elif ve Mehmet, hayatları boyunca yoksullukla mücadele ediyor. Kadıncağız, mutlu ve refah dolu bir yaşam umudunu çoktan yitirmiş durumda. Gençken güzel hayallerle, aşk dolu bir gönülle, ikisi için de aydınlık bir gelecek düşlemiş. Ama hayat, beklediği gibi akmadı. Mehmet senelerce ağır işlerde çalışıp az paralar kazandı. Üstüne üstlük Elif hamile kaldı. Üç oğulları oldu, arka arkaya. Elif de uzun süredir çalışamıyor. Sadece kocasının maaşıyla bu hayat nereye kadar sürer? Çocuklar büyüyor, yeni kıyafete, ayakkabıya ihtiyaçları var.
Bütün para mutfak masraflarına gidiyor, bir de faturalar… On iki yıl bu şekilde yaşamak ailede derin izler bırakıyor. Mehmet alkole başladı. Kazandığı parayı hep eve getiriyor ama her gün sarhoş halde döner oldu. Elif, böyle bir hayata karşı umudunu, sabrını kaybetmeye başladı. Bir gün Mehmet yine sarhoş geldi. Elinde yarım kalmış bir rakı şişesi vardı. Elifin sabrı taştı, şişeyi elinden alıp bir dikişte içti. O andan sonra Elif de içmeye başladı.
Bir süre sonra Elif kendini hafiflemiş hissetti. Derdi tasasından uzak, sanki tüm sıkıntıları yok olmuş gibi Biraz neşelenmeye bile başladı. Artık neredeyse her gün Mehmetin yeni içkiyle gelmesini bekliyordu. Böylece, içmeye beraber devam ettiler.
Elif, çocuklarını unuttu. Köylüler birbirine, Bir insanı alkol nasıl bambaşka biri yapar? diye soruyordu. Zamanla oğlanlar, mahallede kapı kapı dolaşıp yiyecek dilenmeye başladı. Bir gün komşulardan biri dayanamayıp sertçe dedi ki:
Elif, bari çocuklarını yurda ver, açlıktan ölsünler mi böyle? Daha ne kadar içip de çocuklarını görmezden geleceksin?
Elif, bu sözleri hiç unutamadı. Sürekli aklında yankılandı. Belki haklılardı, çocuklar ayak altında olmasa, dertleri olmazdı. Sonunda, Elif ve Mehmet, çocuklarını iyice ihmal etmeye başladı. Böyle olunca çocuklar devlet yurduna verildi. Ağıtlar yakıp anneleri ile babalarını beklediler, ama kimse onları sormadı. Elif ve Mehmet ise, oğullarını hatırlamaz oldular.
Yıllar böyle geçti. Oğlanlar birer birer yurttan ayrıldı. Hepsine birer küçük, tek odalı ev verildi. En azından başlarını sokacak bir yerleri oldu. Her biri iş buldu. Daima birbirlerine kol kanat gerdiler. Hiç anne babalarından bahsetmediler, ama içlerinde hep bir Neden böyle yaptınız? sorusu saklıydı.
Bir gün toplanıp birlikte arabayla annelerinin yaşadığı eski eve doğru yol aldılar. O sırada annelerini, güç bela yürüyerek eve çıkmaya çalışırken gördüler. Kadıncağız göz ucuyla bakmadan yanlarından geçti.
Anne, biziz, çocukların Anne
Kadın boş bakışlarla onlara dikildi. Sonra bir anda, tanıdı evlatlarını.
Ağlamaya başladı; Affedin beni, dedi. Ama böylesine bir vaziyette affedilmek mümkün müydü? Oğulları, ne diyeceklerini bilemeden ayakta öylece durdular. Sonra düşündüler ki, ne olursa olsun, o onların annesi. Ve kalpten affettiler.




