BOŞLUĞA BAKARKEN: Dima ve Anya 19 Yaşında Evlenip, Büyük Bir Aşkla Başlayan Ancak Hayatın Darbeleriyle Sarsılan, Ailelerinin ve Kaderin Gölgesinde Geçen Sarsıcı Hayat Hikayeleri – İstanbul’un Bir Kenar Mahallesinde Geçen, Düğünlerinden Yıllar Sonraki Hüzün ve Umut Mücadelesi

BOŞLUĞA BAKARKEN

Benim adım Cem. Bu satırları gecenin bir vakti, içimde yılların gömülü ağırlığıyla yazıyorum. Yıllar önceydi, henüz on dokuz yaşındaydık; ben ve Elif. Birbirimizden ayrı bir an bile geçiremez, birbirimizin nefesine muhtaç yaşardık. O kadar deli dolu bir aşktı ki, ailelerimiz hemen evlenmemize karar verdi. “Aman evlilik dışı bir şey yaşanmasın,” dediler.

Düğünümüz dillere destan, görkemli bir şölendi. Arabada kocaman bir gelin bebeği, düğün salonunda çiçekler, havai fişekler, meşhur “Çifte kumrular!” nidaları, bol bol yemek ve neşe Elifin ailesi düğüne maddi olarak katkı sağlayamadı. Zaten o zamanlar geçimleri zar zor yetiyor, küçük bir mutfak masrafı bile onları zorluyordu. Kalan masrafları ise annem Şehnaz Hanım karşıladı. Aslında adı Şehnaz Bahardı ama herkes ona Şehnaz Teyze derdi.

Annem, Elifin ailesinin ağır içki kullandığını gördükten sonra beni şöyle bir uyardı:
Oğlum, bak; daldan armut, çöpten incir olmaz. Senin aşkın da serçenin gagası kadar kısa sürmesin.
Ama ben anneme, Elifin bu durumlardan uzak, tertemiz olduğunu, sevgimizin her şeyi yeneceğini anlata anlata yorulmuştum.

Biz, Elifle, sınırsız bir mutluluğun eşiğindeyiz sanmıştık. Aşkımız, neşemiz ve kahkahalarımız sanki sonsuzdu. Bütün dünya bizim gibi görünüyordu gözüme.

Ama hayat, bize bambaşka bir hikâye yazdı.

Annemle babam bize ev hediye etti düğünümüzde. Hadi yavrularım, kendi yuvanızda mutlu olun, dediler. Başlarda işler yolunda gitti. Şans yüzümüze güler gibiydi. Elif iki kızımızı dünyaya getirdi; birine Zeynep, diğerine İpek adını verdik.

Onları her şeyden çok sevdim. Evin reisi olarak kendimle gurur duyuyordum; ancak aradan beş yıl geçmeden Elif tuhaf şekilde evden kaybolur olmuştu. Ne zaman gelse üstünden alkol kokusu geliyordu. Defalarca sordum, susuyordu. Sonra bir gün yüzüme karşı, Seni asla sevmedim, dedi. Bu sadece gençlik heyecanıydı. Gerçekten âşık olduğum bir adam var artık, ona gidiyorum, dedi. Adam evliydi ve üç kızı vardı. Dünyam başıma yıkıldı. Karşıma bir sis çöktü. Sevdiğim kadın bana sırtını dönmüş, iki kızımı ortada bırakıp kaçmıştı.

Elif bir köy kasabasına kaçmış, sözde sevgilisinin yanında göçebe hayat yaşıyordu. Aşkta mekan önemli değil, gönül varsa harabe de saray olur diyordu. Çocukları bana bırakıp gitmişti.

Neyse ki annem Şehnaz Teyze atik ve hareketli bir kadındı, torunları hemen yanına aldı. Onları el bebek gül bebek büyüttü. Ben ise, perişan haldeyken eski bir dostumun önerisiyle garip bir tarikata girdim. Orada beni, dul ve iki çocuklu bir kadın olan Kadriyeyle evlendirdiler. Tarikat nikahı kıydılar. Artık hayatım Kadriye’nin dertleri ve üvey çocuklarla geçmişti. Kendi kızlarımı ise neredeyse tamamen ihmal ettim. Ne zaman onları konuşsam, Kadriye lafı ağzıma tıkardı:

Cem, onların annesi var, bırak anneleri ilgilensin. Git Oğuzu okula bırak, Veliyi yedir.

Her şeyi olduğu gibi kabul ettim. Elifi hala sevsem de, ona artık asla dönemeyeceğimi biliyordum.

Yedi yıl geçti böylece. Bir gün ansızın Elif, yanı başında dört yaşlarında bir kız çocuğuyla kapımıza geldi. Annem kapıyı açıp onları süzdü:
Hayrola Elif, hayat seni epey sarsmış. Bu kız senin mi?
Evet, annem, adı Merve. Bir süre burada kalabilir miyiz? dedi utana sıkıla.
Ne oldu, kocan mı kovdu? dedi annem.
Ben kendim geldim. Dayanamıyorum artık. Adam hem içki içiyor hem de dövüyor, diye anlattı Elif.
Kimse seni zorla almadı Elif. Neden kendi ailene gitmedin? diye sordu annem.
Kızlarıma hasret kaldım, dedi sonunda. Lütfen onlarla görüşsem olmaz mı?
Sana mı kaldı şimdi çocuklar? Bırakıp giderken iyiydi! dedi annem, ama misafirperverliği bırakmadı, içeri aldı. Kızlarım Zeynep ve İpek genç kız olmuşlardı, gelip geldiklerinde annelerinin kim olduğunu biliyorlardı ama ona karşı içlerinde sadece sitem vardı. Annem, Kızlarım annesi-babası sağken öksüz kaldı, deyip dururdu.

Bir ay sonra Elif bir daha ortada yoktu. Sonunda duyduk ki, tekrar o köye kaçmış, çocuğu Merveyi anneme bırakmıştı. Artık annemle babam üç torun büyütüyordu. Zeynep, İpek ve küçük Merve anneanne ve dedelerinin yanında şefkatle büyüdüler. Evlerinde huzur ve saygı vardı.

Yıllar geçti.
Annem ve babam bu dünyadan ayrıldı.
Zeynep evlendi ama çocuğu olmadı.
İpek yaşlandı, yalnızlığı seçti.
Merve on yedi yaşında bir bebek doğurdu, babası belli değildi, sonra annesinin köyüne gitti.

Gençlik usulca gitmiş, yaşlılık haber bile vermeden gelip çökmüştü. Elif artık yalnız, köyde başı önde yaşardı. Adamını, yani o içki içen sevgilisini, hastalanınca kenti kızları yanına almıştı. Kızları ise Elifi suçluyordu: Bu hale sen getirdin babamızı! diyor, Başkalarının işine burnunu sokma! diye bağırıyorlardı.

Köylüler Elifi yüzsüz, ayyaş kadın olarak biliyordu. Zaten köyde her sır duvarlardan taşar, dedikodu havada uçar. Elif artık hayattan umudunu kesmişti.

Ben ise Kadriyeden kaçtım, tarikatı da terk ettim. Yalnız kaldım, annemin evinde yaşıyorum. Üç kedi aldım, aklımı yitirmemek için onlarla konuşuyorum. Ne derseniz deyin, hayat işte böyle geçti.

Oysa mutluluk, Elifin ve benim kapımızı çalmış, bizse kıymetini bilememiştik. Bu yaşarken anladım ki; aileyi ve sevgiyi bir kez yitirirsen, geriye sadece boşluğa bakakalmak kalıyorBalkona çıkıp geceye bakıyorum. Şehrin ışıkları uzakta titrek yıldızlar gibi gözüküyor, sessizlikte sadece kedilerimin mırlaması duyuluyor. Elimde bir fincan çayla boşluğa dalıyorum. Herkes gibi umudu, gençliği, aşkı harcamışım ama yine de kalbimde bir köşe hâlâ Elifin gülüşüyle dolu. Belki bütün yanlışlarımızı geri alamayız, belki kızlarım beni affetmez, Elif de o harabe köy evinde kapanıp kalır. Fakat içimde bir yer, insanların her şeye rağmen hayatta kalabildiğine, kırık dökük sevinçlerin bir gün yine çiçek açabileceğine inanmak istiyor.

Kedilerimden biri ayaklarımın dibinde kıvrılıyor, başını patime sürüyor. Bir anda anlıyorum ki, hayat ne kadar acımasız olursa olsun, insanın içinde hep bir parça ışık, bir avuç merhamet kalıyor. Belki de hayatın sırrı, pişmanlıkların, yitip giden sevgilerin ardından yine de sevmeye cesaret etmekte saklıdır.

Bir gün, Elifin köyünden bir haber gelir mi, bilmiyorum. Belki Zeynep, İpek, hatta Merve bir gün kapımı çalar, Baba, konuşalım, der. Belki de kimse gelmez, yalnızlığın koynunda usulca yaşlanır, un ufak olurum. Ama şu an, boşluğa bakarken, içimde yanan ve hiç sönmeyecek bir kıvılcım var: Hatalarımız ne kadar büyük olursa olsun, insan yalnız kalmaz, çünkü mazinin gölgesinde bile umut filizlenir.

Yalnızca geçmişe takılı kalmak değil mesele. Kendime, gecenin sessizliğine ve kedilerime söz veriyorum: Yarın, yeni bir gün doğacak. Belki yine kayıplarla, belki kırık dökük, ama mutlaka bir umutla. Hayat, insanı asla tamamen bırakmıyor. Ve bazen en güzel çiçekler, boşluğa bakarken, hiç ummadığımız bir anda açıyor.

Rate article
Lifequest
BOŞLUĞA BAKARKEN: Dima ve Anya 19 Yaşında Evlenip, Büyük Bir Aşkla Başlayan Ancak Hayatın Darbeleriyle Sarsılan, Ailelerinin ve Kaderin Gölgesinde Geçen Sarsıcı Hayat Hikayeleri – İstanbul’un Bir Kenar Mahallesinde Geçen, Düğünlerinden Yıllar Sonraki Hüzün ve Umut Mücadelesi