Günlük 5 Haziran, Pazartesi
Ben bu yazıyı yazarken, kendime dönüp uzun uzun düşünmeden edemiyorum: Ben Neslihan, herkesin gözünde kötü kadınım. Hem de öyle böyle değil, adeta yazık bana diyecek kadar kötü olduğuma inananlar var. Neslihan ne kadar da başıboş, düzenini hiç kuramamış, diye kulağıma fısıldayanlar bile duyuyorum arkamdan.
Etrafımdakiler, annem başta, herkes bunu bana anlatmaya çalışıyor. Sanki yalnızlığımın, mutsuzluğumun sebebi kendimmişim gibi… Evet, kocam yok, oğlum Cenk büyüdü, ayrı bir evde yaşıyor. Yalnızım, kimseye muhtaç değilim ve belki de kimse bana muhtaç değil. Hepsi bu.
Pazartesi işe geldim. Tüm kadınlar hafta sonu boyunca nasıl çamaşır yıkayıp evi temizlediklerini birbirlerine anlatıyor. Kimi yazlığa gitmiş, kimi reçel kaynatmış. Ben sessizim. Ne diyeyim ki? Eşim yok, oğlum büyüdü, işte konuşacak bir şeyim yok. Sessizce oturdum yerimde.
Bugün yine biraz erken çıktım işten. Biliyorlar, ayda birkaç defa erken çıktığımda kafalarındaki soru işaretleri canlanıyor. Birbirlerine bakıp kafalarını manidar bir şekilde sallıyorlar. Herkes emin: Neslihan’ın kesin bir sürü sevgilisi var, zaten ondan böyle. Herkesin gözünde Neslihan kötü, hem de çok.
Onlar mı iyi? Evliler, işleri başlarından aşkın; kimseye laf düşmez zaten. Ama ben, tabii ki ben kötüyüm.
Annem aradı, Kızım Neslihan, neden böylesin? dedi.
Nasıl yani, anne?
Bu yaşta hâlâ yuva kuramadın, doğru düzgün bir adam bulamadın kendine; hiç olmazsa bir tane daha çocuğun olsaydı, şu dönemde herkes kırkından sonra doğuruyor.
Anne, niye böyle bir adam bulayım ki? İkinci çocuğu niye doğurayım? Bir oğlum var, Cenk bana yetiyor. Sevgilin olsun istiyorsun, anladık. Ama sor kendine, ben ne yapayım adamı, ne işe yarayacak benim hayatımda? Bir de Okan var, biliyorsun.
Neslihan! Annem iç çekerek , Okan senin hayatında ana karakter değil ki.
Nasıl değil anne? Haftada bir buluşuyoruz, hediyeler alıyor, tatile gitmem için yardım ediyor, benden sıkılıp kafamı şişirmiyor, annesinin evinde cam silmeye göndermiyor ya da çamaşır-bulaşık istemiyor. Ne güzel işte.
Güzel mi Neslihan? Bütün bunlar Okanın zavallı eşine düşüyor.
Anne, sen onun eşiyle yer değiştirmek ister miydin? Ben istemem. Kırk bir yaşındayım, iki kez evlendim ve iki kez de yaşadığım mutluluktan kaçarak kurtuldum.
İlk kocam, Cenkin babası, hani sen illa ki evlen dedin ya hemen 18imde Daha olgun, akıllı, çalışkan, zengin diye. Beş yıl boyunca hapiste gibiydim. Okuyamazdım, arkadaş da yok, Cenkle ilgilenmek yasak, gençsin, yanlış yaparsın diye. Hep kayınvalideme hizmet; altın içinde yüzseydim ne olurdu ki? Ayda bir halkın karşısına çıkarıyordu, genç ve ahlaklı karısı olarak onların bebek gibi giydirilip izlettikleri kadınlar gibi olmamı istemezlerdi. Ama o kadınları tercih etmekten de geri durmazdı gizli gizli
Boşanıp evden kaçınca, ki sağ olsun anneannem, bana arka çıktığı için sahip çıkabildim kendime, eski kocam her şeyi geri istedi; çorap, iç çamaşırı dahil
İkinci evliliğimi aşkla yaptım, üniversiteye başladım, çalıştım hatırlıyor musun? Gündüz deli gibi oku, gece çalış, cebime harçlık koymadan, sizin evde yük olmamak için…
Nasıl böyle konuşabiliyorsun Neslihan? Hiç mi ekmeğini, çorbanı esirgedim senden, oğlumdan? dedi annem.
Sen değil, anne… Başkası… Babam. O, senin güçlü boynunu ben ve oğlumla sersemletir miyim diye korkuyordu her zaman. Kardeşim Berkan da öyle.
Sen iki işte çalışırsın, eve koşarsın, alışveriş, çocuklar, yemek, temizlik Ben de sevgiden çok aceleyle evlenip çıktım yine yola. Ama ne değişti ki hayatımda? Hiç. Yüküm arttı, ben Neslihan melek dedikleri oldum, Neslihan herkesin işini yapan oldu. Kocam uzanırken, ben işte, sonrasında kreşe Cenki almaya koştur, alışverişe gir, market poşetleriyle eve gel, çocuk ve poşetlerle yürümek kolay mı? Araba yoktu, zaten lazım da değildi. Kocaya daha lazımmış araba, o mu otobüse binecekmiş işine? Bütün kadınlar böyle yaşıyormuş, yorgunluk mu varmış? Akşam yemeğini kim hazırlayacaksa, o yorulmazmış! Pişirdim, sofra kurdum, yıkadım, topladım; üstüne bir de kocana sıcaklık göster, yoksa evin huzurunu başka yerde arar diye uyarırlar ya. Evde para yetmiyor mu? Senin çocuğuna yetmiyordur, ben kendi çocuğum olursa onları düşünürüm. Olmadı mı? Kocanın işini de sen çöz, ama arabamın tamirini de karşıla, aile değil miyiz? derler…
Her şeyin sonunda, bana hep Neslihan, bu hayat herkes gibi dediler. Ama ben istemiyorum.
Cumartesi gününü soruyor annem: Ne yaptın? diyor.
Berkanla eşi Tuğçe, çocukları Toprak’ı ve Melisi bize bıraktılar. Onlarla parka çıktım, krep yaptım, evi sildim, süpürdüm, çamaşır yıkadım, babanı doyurdum, sonra çocukları yatırdım. Gece geç saat yattım, sabahın köründe çocuklar kalktı, yine krep istediler, gene yaptım. Sonra Berkanlar yemeğe geldi, tavuk çevirdim, salata yaptım, pizza açtım. Onlara da yemek yedirdim, tabii ki topladım, akşam kanepede yorgunluktan bayıldım.
Güler yüzle sordum: Anne, sen benim oğlumla bir gece böyle uğraştın mı hiç? Ben hiç Cenki sana bırakıp kaçtım mı?
Anne bir iç çekti, Sen hep kendi başının çaresine baktın, ama diğerleri onlara sözüm kalmadı.
Ama sonra anlatmak istedim: Geçen hafta sonumu sana anlatayım mı?
Cuma akşamı Cenk aradı, Marinanın kedisi Pamuku hafta sonu sana bırakabilir miyiz? dedi. Ben de hemen kabul ettim. Akşam Cenk ve Marina kediyi getirdi, bana bir de lahmacun bırakıp çıktılar.
O akşam karnımı lahmacunla doyurup, gönlümce dizi izledim. Sabah erken kalkmak zorunda değildim. Cumartesi Pamuka mama verdim, kahvemi yaptım, biraz toz aldım, çamaşır attım makineye; seni aradım, müzeye gidelim mi, kıkırdayalım mı diye… Ama telefonu babam açtı, sen ellerin deterjanlıymış, ulaşamadım. Bana gevrek gevrek, Annen çalışıyor torunlarıyla, sen barones gibi müze gez, ne güzel iş! deyince, içim burkuldu ama kızamadım. Hep haklı o!
Yine de müzeye gittim, senin en sevdiğin ressamın sergisi var, hâlâ severdin, hatırlıyorum. Sonra kafeye gittim, mağazaları gezdim; eve döndüğümde Pamuk mışıl mışıl uyuyordu. Tekrar diziye sarmaladım başımı, miskin miskin uzandım.
Pazar Pamukla geç uyandık, yine seni aradım, birlikte bir Boğaz turu mu yapsak diyecektim. Ama bu kez Tuğçe açtı, ağzı dolu, Neslihan teyze, annem masada, bulaşık yıkıyor, şimdi gelemiyor, dedi. Akşam oldu, Okan aradı ve yemeğe davet etti. Gittim, neden gitmeyeyim ki? Özgür kadınım, onun evde neyle uğraştığı umurumda değil, konuşmuyoruz bile. Kendi meselelerimiz kendi cebimizde. Çok güzeldi, güle oynaya eve döndüm, sabah dinlenmiş şekilde işe gittim.
Anneme itiraf ediyorum, Anne, bekar erkeklerle de denedim. Ya annesi gibi kadın arıyorlar, ya eski eşten dertli, ya da başka dertleri var. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Bir adam bana Benim çocuklarım var, mecburen onları ve eski karımı desteklerim; sen de işinin hakkını ver, benim gelirim hobiye gider dedi. Karşılığında bana tuttukları balıktan ikram edeceklermiş!
Kendi oğluma yardım edecek misin? dedim, O senin oğlun değil ki, kendi babası bakar! dedi. Eh, adalet buysa, yolun açık olsun dedim. Elalemin bana laf edeceğine, annemin hatırı için Okandan hoşnutum.
Annem, sana göre kötü oldum belki, ama kendimle barışığım. Sana üzülüyorum sadece, seni evden çıkaramıyor, kendin için, kendi hayatın için zaman ayıramıyorsun. Bak bugün, sana yardım et bahanesiyle telefon ettim ya, maksat seni dışarı çıkarmak, birlikte olmak istedim.
Sen de şaşırdın: Neslihan, baban ne olacak?
Babam hasta mı? Evde aç mı kalacak?
Yok… ama yemeği kim ısıtacak?
Hazırdır zaten, anne. Sadece biraz ısıtırsın, hepsi bu.
Ama Berkan gelir, çocuklar…
Anne, alınırım bak! Ben kötü olabilirim ama şimdi güzel bir gün geçireceğiz, birlikte. Çok istiyorum gelmeni.
Pazartesi ofise gittiğimde, kadınlar yine karşımda hafta sonu ne yoruldum! diye dertleşiyor. Ben ise içimden buruk buruk gülümsüyorum. Biliyorum, kendi içlerinde beni yargılıyorlar: Neslihan zaten kötü kadın. Umurumda değil… Ben kendim için ilk defa bu kadar huzurlu ve mutlu hissediyorum. İyi ki de kötüyüm.




