SEVMEK SABIRDIR, SABIR SEVGİYLE BAĞLIDIR
Günlük 23 Mayıs, İstanbul
Ben, Yusuf ve Gülriz, evliliğimizi Kadıköydeki eski bir camide nikahla taçlandırmıştık. O gün, yani nikahımızın sabahı, ailelerimiz ve dostlarımız coşkuyla camiye yaklaşırken yazın ortasında ansızın sert bir fırtına patladı. Nereden geldiği belli olmayan bu deli rüzgar, Gülrizin duvağını savurup aldı, balon gibi göğe çıkardı, döndü, döndü ve nihayetinde güçsüz kalıp çamurlu bir su birikintisine düştü. Herkes sadece bir vah! diyebildi, fırtına bıçak gibi kesildi. Hemen duvağın peşine koştum ama tutamadım.
Beyaz duvak simsiyah suyun içinde yüzüyordu. Gülriz, şaşkınlıkla bana seslendi:
Yusuf, sakın alma, ben bu duvağı takmam!
Caminin önündeki yaşlı teyzeler hemen kendi aralarında fısır fısır konuşmaya başladılar. Sanki “Bu gençlerin hayatı da fırtınalı ve dert dolu olacak! der gibiydiler.
Gülrize en yakındaki dükkandan yapma beyaz bir çiçek aldılar, saçına topladılar. Yeni bir duvak arayacak vakit yoktu; kendi nikahına geç kalmak olmazdı ya! Yine de biz caminin antre kısmında göz göze, elimizde nikah mumları, Tanrı huzurunda yeminlerimizi ettik. O anı kendimiz için yaşarken, birkaç gün önce Kadıköy Evlendirme Dairesinde resmi nikahımızı, büyük bir düğünü ise dostlarımız için yapmıştık.
Üç yıl geçti, iki çocuğumuz oldu. Kızımız Ekin, oğlumuz Baran. İstanbuldaki yeni hayatımızda huzurluyduk, sıkıntı bilmezdik.
On yıl sonra, evimizin kapısını İlayda isminde genç bir kadın çaldı. Gülriz eve gelen herkese kapısını açardı, ister davetli ister davetsiz. Herkesi güler yüzle karşılar, evinde ağırlardı. Ama bu sefer gelen konuğumuz özeldi. Eve, ben yokken gelmişti.
Gülriz kadınca hemen süzdü onu: güzel, narin, içten bakışlı, genç ve güleryüzlü.
Merhaba, Gülriz. Benim adım İlayda. Ben senin eşinin gelecekteki eşi olacağım, dedi.
Ne kadar ilginç bir giriş! dedi Gülriz, şaşkınlığı gizleyemeden.
Yusufla ne zamandır nişanlısınız? diye sordu Gülriz.
Çok oldu. Ama artık bekleyemem. Yusufla bir bebeğimiz olacak, dedi İlayda, hiçbir çekincesi olmadan.
Vay canına Bildiğin Yeşilçam sahnesi! Eş sevgili gayrimeşru bir çocuk
Hanımefendi, biliyor musunuz Yusuf’la dini nikahımız var? Çocuklarımız var, dedi Gülriz aklı başında.
Biliyorum. Ama biz de birbirimize aşığız! Sonsuza kadar! Boşanabilirsiniz. Zira bana sadık değilmiş, öğrendim her şeyi, dedi İlayda.
Bakın hanımefendi! Size tavsiyem kendi yolunuza bakın. Biz aile meselelerimizi kendi içimizde çözeriz, dedi Gülriz kızgınca. Ve kapıyı arkasından sertçe kapattı.
Her şeyi öğrenmiş Hele hele! diye içinden söylendi Gülriz.
O anda elbet Yusufun davranışları gözünün önüne geldi. Çocuklara ve kendisine olan ilgisi azalmıştı son zamanlarda. Akşamları eve geç geliyor, işteyim diyordu; arada kısa iş seyahatleri çıkıyordu; bir anda üç gün balığa ya da avlanmaya gitmeye niyet ediyordu. Halbuki bu hobiler onun hayatında asla olmamıştı. Kadınlar yalanı kokudan anlar derlerdi ya, Gülriz de hemen sezmişti. Fakat kötü düşünceleri kovdu. Belki de hepsi kuruntuydu.
O akşam Yusuf eve gelince, sofrayı hazırlayıp onu çağırdı. Bilirdi ki adamın karnı doymadan mesele konuşulmaz! Yemeğin ardından, Gülriz tartışmayı başlattı.
Yusuf, aşık mısın? diye sordu doğrudan.
Evet, dedi Yusuf kısaca, temkinli.
Bugün sevgilin geldi. Ciddi mi bu iş? diye çekinerek sordu Gülriz.
Ben alçaklık ettim! Onsuz nefes alamıyorum! Ayrılmaya çalıştım, başaramadım. Beni bırak Gülriz! dedi Yusuf.
Gülriz içsessiz kabul etti, inat etmenin, çocukları öne sürmenin manasız olduğunu düşündü. Zaman her şeyin cevabını verirdi.
Yusuf, İlaydaya gitti.
Gülriz ise annesinin önerisiyle caminin imamına danışmaya karar verdi. Hoca, dertlerini dinledi ve şöyle dedi:
Kızım, sevgi her şeyden uzun sürer, bitmez. Kitaptan bir söz Eşin zina ettigi için dini nikahı bozabilirsin; ya da her şeyi affedip beklemeyi, dua etmeyi tercih edebilirsin. Allahın yolları şaşmaz
İki ay sonra Gülriz, Yusuftan bir çocuk taşıdığını hissetti. Bunu bir işaret, geri döneceği bir müjde olarak düşündü. Bu umutla hamilelik sürecini geçirdi.
Bir oğlumuz oldu. Gülrizin annemiz bebeğin adını “Yaman” koymayı önerdi. Bu isim Türkçede “sanatkar, güçlü” anlamına gelir. Belki bir gün Yusuf geri dönerdi, kim bilir.
Gülrizin annesi hep yanında, çocuklara bakıp büyütüyor, onlara masallar anlatıp hayat dersi veriyordu.
Yusuf, Ekin ve Baranı ihmal etmedi. Oyuncaklar, yaz tatilleri, Gülrize zarf içinde para gönderirdi. Gülriz çocuklardan babalarına Yamanın doğduğunu söylememelerini istemişti. Tabii bunun ne önemi var? Ekin, babasına ziyarette her şeyi anlatıverdi. Yusuf, Gülrizin yeni biriyle beraber olduğunu zannetti ve yüreği bir tuhaf oldu. O an kendi çocuğu olduğundan habersizdi.
Bu arada, İlaydanın hamileliği sorunluydu. Yusuf, hastaneye meyve taşır, turşu arar, kalsiyum eksikliği için tebeşir bulmaya koşardı. Ne yazık ki, İlayda ölü bir kız çocuğu doğurdu. Ardından bir düşük daha yaşadı. Büyük acılar geçiren İlayda, anne olma işini bir süre ertelemeye karar verdi, ama hayatın başka planları vardı.
O sırada, Gülrizin üniversiteden sınıf arkadaşı Salih tekrar hayatında yer almaya başladı. Eskiden Salihin evlilik teklifini hiç düşünmemişti; çünkü annesinin kuzusu, fazla ciddi, espriden anlamayan biriydi. Kızlar arasında da popülerdi ama Gülriz, Yusufu tanıdıktan sonra Salihi hep dostça uzak tutmuştu. Salih uzun süre ortadan kayboldu, ama işte yıllar sonra tekrar çıktı karşısına.
Bir yağmurlu sonbahar günü, otobüste pencereye dalmış giderken yanına bir adam oturdu.
Yanınıza geçebilir miyim? dedi adam.
Lütfen dedi Gülriz, gözünü camdan ayırmadan.
Dertli görünüyorsun, dedi adam.
Birden sesi tanıdı, döndü baktı:
Salih! Seni yıllardır görmedim. Neler yaptın? dedi Gülriz sevinçle.
Birlikte eve gitmeye karar verdiler. Salih yolda çocuklar için çikolata ve meyve aldı.
Evde sofrada otururken, Gülriz içini Salihe döktü. O da sabırla dinledi. Gülriz, sonunda yanağından minnetle öptü. Salih hiç evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamıştı. O günden sonra Gülrizin evine sıkça uğramaya başladı. Çocukları hep sevindiriyor, Gülrize her seferinde çiçek getiriyordu.
Başından “Bak Salih, gel ama ben kocamı bekliyorum; başka bir beklentiye girme,” dedi. O da Ben seni kardeşim, çocukları yeğenim gibi görürüm, diyerek sevinçle kabul etti.
Bu arada Yusuf ve İlaydanın hayatında mutlu bir gelişme oldu. İlayda sağlıklı bir kız çocuk dünyaya getirdi, adını “Beril” koydular, kutsanmış ve güzel olsun diye.
İlayda sonunda anne olmanın ne demek olduğunu yaşayınca, Gülrize duyduğu pişmanlığı daha iyi anladı. “Kimsenin mutsuzluğu üzerine mutluluk kurulmaz,” diye düşündü. Gülrizden özür dileyip, aslında ona büyük bir haksızlık ettiğinin farkına vardı.
Yusuf, kızı Berile büyük sevgiyle bağlandı; her an yanında, onu yıkıyor, sallıyor, oyuncaklar dağıtıyordu. Zaman su gibi aktı geçti.
Beş yıl böyle geçip gitti.
Çocuklarımız büyüdü, biz daha da olgunlaştık.
Bir gün, İlayda ciddi bir hastalığa yakalandı. Yaşı henüz otuzdu. Yusuf hastane, doktor, ilaç derken perişan oldu. İlayda, ölümün eşiğine geldi.
Mucize olsa gerek, İlayda ölmeden önce Yusufa acılı bir istekte bulundu:
Beni, Gülrize götür, lütfen.
Yusuf şaşırdı ama itiraz etmedi.
Gülriz, İlaydanın hastalığını zaten kızından duymuştu. Yusuf arada randevu isteyince kabul etti.
Yusuf, eski eve İlaydayı getirdi. O kadar zayıftı ki, Yusuf onu kucağında taşıdı.
Evde herkes toplanmıştı. Herkesin gözü bir izahattaydı.
Gülriz, kollarını göğsünde çaprazlayıp yatağı gösterdi. Yusuf, zarif bir şekilde İlaydayı yatağa yerleştirdi, başını yastığa koydu.
İlayda, Lütfen bizi Gülrizle baş başa bırakın, diye fısıldadı.
Herkes çıkınca Gülriz yanına oturdu, ona baktı: Mezardakiler bile daha canlı görünüyor, diye düşündü.
Sonra İlayda sessizce yalvardı:
Gülriz, ne olur affet! Seni acı çektirdim. Senden tek ricam, Berile sahip çık! Yusuftan ve senden başka kimsem yok. Kızımı size emanet ediyorum, olur mu? Lütfen
Gözyaşları sel olmuştu.
Gülriz, İlaydanın elini sevgiyle tuttu:
Bak İlayda! Kimseyi Tanrı cezalandırmaz, herkes kendi hayatını yaşar. Seni çoktan affettim! Berilden de yana hiç korkma, sana ve kızına destek oluruz. Siz burada kalın, evimiz büyük, birlikte yaşarız. Sen iyileşeceksin, Allahtan umut kesilmez!
O günden sonra İlayda, Gülrizin evinde yaşamaya başladı. Herkes, özellikle de Salih, ona çok iyi baktı. Salih, ilk günden itibaren İlaydaya farklı bir ilgiyle yaklaştı. Berile ise bayılıyordu, ona Gönlümün papatyası, Allahın armağanı diyordu. İlayda da kısa sürede hayata tutundu, her geçen gün biraz daha iyileşti.
Altı ay süren zorlu tedavi ve sabırdan sonra artık bahçeye çıkıp güneşten keyif alıyor, çocuklarla oynayabiliyordu. Hayat, İlaydaya geri dönmüştü.
İlayda, Salihle ilgili yeni hisler beslemeye başladı. Yusufu artık yalnızca geçmişin bir hatırası olarak görüyordu; onun hayatı Gülrize, çocuklara aitti. Olanlardan pişmanlık duymuş, bir daha asla böyle bir yanlış yapmamaya yemin etmişti. Ama Salih sevilmeye, güvenilmeye değer bir adamdı. Berili hemen kendi kızı gibi gördü. Onun yanında kendini huzurlu buldu.
Bütün bunların sonunda bir masa etrafında buluştuk. İlayda masada kalktı elini kalbine koyarak:
Gülriz, Yusuf, size minnettarım. Bize sahip çıktınız; insanlık, sevgi, affetmek neymiş bana gösterdiniz. Ömür boyu size borçluyum. Şimdi Salihle yeni bir hayata gitmek istiyoruz, dedi.
Yusufla göz göze geldik. İkimiz de bu aşkın masumiyetini görmüştük. Bu arada Yusuf bana şunu söyledi:
Gülriz, senin yüreğine sınır yok. Artık eve dönmek, seni ve çocuklarıma sahip çıkmak istiyorum. Affedersen ömrümün sonuna kadar yanında olacağım. Yalvarırım, beni kabul et!
Ben ise;
Bunca yılın ardından tabii ki kabul ederim. Belki ben de hatalıydım Hayat insana her gün bir ders veriyor, dedim; Yusufu bağrıma bastım.
Berilin babası Yusuftu, ama ben ona da annelik edecektim. Yusuf da dedi ki:
Beril, bu hayatta ne olursa olsun, her zaman yanımda hissedecek beni, kapımız ona hep açık.
Salih, İlayda ve Beril yeni hayata doğru giderken, İlayda vedalaşmak için Yusufun yanına geldi:
Gülrizi hiç incitme, Yusuf. Hayatta her şey affedilir ama güven bir daha kolay kolay geri gelmez. Ben seni, sizleri unutmayacağım, dedi, Yusufu kucakladı.
Hayat bir musiki gibi inişli çıkışlı. Aşk, sabır ve iyilik; hepsi bir insanda dengede olursa huzur da, gerçek aile de gelir. Ben ise yaşadıklarım sayesinde sevmek kadar affetmenin de kıymetini öğrendim. Herkes kendi imtihanını yaşar, kimi sabırla, kimi pişmanlıkla. Ama asıl olan, insanın kendini ve başkalarını, hataları ve iyiliğiyle kabul edebilmesiymiş.




