SEÇİM ZAMANI: YA KÖPEĞİN YA BEN! BU PSA KOKUSUNDAN BIKTIM! — DİYE İSYAN ETTİ EŞİ. O DA EŞİNİ SEÇTİ, KÖPEĞİ ORMANA BIRAKTI… AKŞAM OLSA EŞİ, BAŞKA BİRİNE GİDECEĞİNİ SÖYLEDİ

Seç: YA KÖPEĞİN, YA BEN! ARTIK ŞU KÖPEK KOKUSUNU ÇEKEMİYORUM! dedi eşi. O, eşini seçti, köpeğini ormana bıraktı Ama akşam kocası “Başka birine gidiyorum” dedi.

Zeynep kocasını, Tolga’yı deli gibi seviyordu. Beş yıldır beraberdiler, henüz çocukları yoktu ama evlerinde bir Can vardı yaşlı bir Kangal, Zeynepin Tolga ile tanışmadan çok önce bir yavruyken sokaktan kurtarıp sahiplendiği köpeğiydi.

Can tam anlamıyla aileden biriydi. Akıllı, vefalı, insanın halinden anlayan bir dosttu. Yaş ilerledikçe hastalıklar başladı tabii; Canın bacaklarında ağrılar, vücudunda koku, tüyler de yollara dökülüyordu artık.

Tolga uzun süre sustu, sabretti. Ama bir gün Can, yürüyüş saatini bekleyemeyip koridorda, yeni alınan laminat parkelerin üstünde işeyince, Tolganın sabrı taştı.

Yeter! Bu kadarı fazla! diye bağırdı Tolga, yaşlı Canın burnunu su birikintisine yaklaştırarak. Ben bir köpek çiftliğinde mi yaşıyorum, anlamadım! Koku, tüyler yemeğe giriyor, şimdi de idrar! Zeynep, kararını ver, ya ben, ya şu yaşlı hayvan!

Tolga, Allah aşkına, nereye göndereyim ki? On iki yaşında artık diye ağlayarak sarıldı Zeynep utangaç gözlerle Cana.

Ne halin varsa gör! Ya barınağa ver, ya ormana bırak, ya da uyut! Hiç umrumda değil! Akşama kadar şu köpek burada olmayacak. Ben temiz bir evde yaşamak istiyorum, köpeğinin pisliğini toplamak zorunda değilim! dedi Tolga, kestirip attı.

Zeynep çok zayıftı; yalnızlığı, terk edilmeyi çoktan korkuya dönüştürmüştü içinde. Tolga hem evi geçindiriyordu, hem birlikte hayalleri vardı, tatil planları yapan, hep krediyle ev alma hayalini konuşan bir adamdı

Kocasını seçti.

Can’ı arabaya bindirdi, şehir dışına götürdü. Yaşlı köpek, zor bela binerken Zeynepin elini yaladı; herhalde gezmeye çıktıklarını sanıyordu. Zeynep yol boyunca ağladı; gözyaşları hiç durmadı.

Şehirden yirmi kilometre uzak bir ağaçlıkta arabadan indirdi Can’ı. Arka ayakları titreyen köpeğini bir ağaca bağladı ki ardından koşmaya yeltenmesin diye.

Affet beni Can affet lütfen dedi ağlamaklı bir sesle, o yaşlı ama hâlâ sevgiyle dolu gözlere bakamadan.

Can hiç direnmedi. Oturdu olduğu yerde; sadece baktı, her şeyi anlar gibi.

Yanına bir kap mama bıraktı Zeynep, arabaya atladı ve hızla uzaklaştı. Dikiz aynasından bakarken Can, tüm gücüyle arkasından koşmaya kalktı, tasması gerildi, havladı. Hırıltılı, çaresiz bir havlaydı.

O havlayış, Zeynepin kulaklarında çınladı eve kadar.

Gözleri şiş gelmişti eve, berbat hissediyordu. Tolga evi toparlıyordu.

Ne yapıyorsun sen? dedi Zeynep, şaşkın ve mahcup. Her şey bitti. Can artık yok. Arabayla götürdüm

Tolga soğuk bir tebessümle baktı.

İyi iş Zeynep. Çabuk halletmişsin. Ama yine de gidiyorum.

Nasıl yani? Nereye?

Sedefin yanına. Muhasebeden Sedef, tanırsın. Yarım yıldır birlikteyiz. Hamile.

Zeynep bir sandalyeye çöktü. Dünya başına yıkılmıştı.

Ama bana köpek ya da ben diye ultimatom verdin. Neden?!

Sadece denedim, dedi Tolga, alaycı bir sesle. Beni ne kadar umursuyorsun görmek istedim. Belki biraz karakter gösterirsin sandım. Ama sen, yıllardır yanında olan dostunu bir çırpıda sattın. Doğruyu söylemek gerekirse, artık seninle yaşamak bana korkunç geliyor. Onca yıl seni seven o köpeğe bunu yaptıysan, bana da bir gün aynını yaparsın.

Valizini kapadı.

Hoşçakal Zeynep. Ve biliyor musun, Can bu evdeki tek adamdı. Sen sen sadece bir hainsin.

Kapı arkasından kapanırken Zeynep bayılacak gibi ağladı.

Ne yaptığını o an anladı. Onu gerçekten sevenin ruhunu, bir kadının ona ultimatom veren adam için nasıl gözden çıkarabileceğini kendi kendine anlatamadı.

Hemen anahtarı kaptı, arabaya atladı, ormana gitti.

Geceydi. Yağmur yağıyordu.

O ağaca geldiğinde tasma koparılmıştı, mama kabı devrilmişti; Can yoktu.

Can! Can oğlum! diye bağırdı, yağmurun içinde, ağaç dalları yüzünü paralarken deli gibi aradı.

Üç gün boyunca aradı. İlanlar astı, sosyal medya gruplarına yazdı, gönüllülerden yardım istedi. Yeme içme unuttu.

Dördüncü gün bir telefon geldi.

Siz Kangal köpeği mi arıyordunuz? Ana yolda bir köpek bulduk, kamyon çarpmış

Zeynep teşhise gitti.

Candı. Demek ki o tasmasını koparıp, ağrılarına rağmen yollara vurmuş, Zeynepi aramış. Evine dönmek istemiş. Ona ihanet eden sahibine rağmen. Sonunda bir yol kenarında, beklemeden canı gitmiş.

Zeynep, Canı gömdü. Aradan iki yıl geçti.

Şimdi yalnız yaşıyor. İnsanlara ve hatta artık kendine güvenemiyor; bir daha evlenemedi.

Tolga yeni eşiyle ve çocuğuyla çok mutlu. Zeynepi unuttu bile; onun için sadece küçük bir testti, suçun yükünü Zeynepin omuzuna atarak güzelce gitmiş oldu.

Ama Zeynep Şimdi yaşlı köpeklerin barınağında gönüllü oluyor. Onların altını temizliyor, yaralarını sarıyor, elleriyle besliyor. Belki affedilme umuduyla.

Her gece aynı rüyayı görüyor: O ağacın yanında, Can ona bakıyor. Zeynep çağırıyor, gelmiyor. Sadece bakıyor. Kızmadan, ama sonsuz bir köpeğe mahsus hüzünle.

O bakış Zeynep için bir ömürlük ceza.

Hayat dersi: İhanetin affı yok. Sizi seven, sadık dostlarınızı, birinin size mecburiyetle dayattığı seçim uğruna asla feda etmeyin. Gerçekten seven biri sizi zora sokmaz, kalbinizi yarıştırmaz. Zora sokuyorsa, zaten çoktan gözden çıkarmıştır; siz de sadece kaçınılmaz sonun acısını uzatmış oluyorsunuz.

Rate article
Lifequest
SEÇİM ZAMANI: YA KÖPEĞİN YA BEN! BU PSA KOKUSUNDAN BIKTIM! — DİYE İSYAN ETTİ EŞİ. O DA EŞİNİ SEÇTİ, KÖPEĞİ ORMANA BIRAKTI… AKŞAM OLSA EŞİ, BAŞKA BİRİNE GİDECEĞİNİ SÖYLEDİ