Kara Bir Gece: Yüreğinde Kötü Bir Şeyler Sezen Bir Annenin Umut ve Mücadele Dolu Hikayesi – Küçük Oğlu Ali’nin Beklenmedik Hastalığıyla Yüzleşen ve Ona Hayat Verebilmek İçin Umudu İsrail’de Arayan Yüce Bir Türk Annesinin Gözyaşları, Yardımlaşma ve Mucizeye Uzanışı

Kötü Bir Şey Olacak Gibi

Gece, bir türlü gözümü uykuya kapatamadım. Belki de rahatsız edici bir rüya gördüm ya da içimde nereden geldiğini bilmediğim, adını koyamadığım bir sıkıntı vardı. Kalbime koca bir taş oturmuş gibiydi, gözlerimden yaşlar döküldü; neden olduğunu anlayamıyordum. Göğsüm sıkışıyor, yakında başımıza kötü bir şey gelecekmiş gibi ağır bir his içimi kaplıyordu.

Küçük oğlum Ardanın beşiğine yanaştım. Uykusunda gülümseyip dudaklarını minik minik oynatıyordu. Onun üzerini örttüm, mutfağa geçtim. Dışarıda, Sivas gecesinin zifiri karanlığı asılıydı.

Zeynep, yine mi uyuyamadın? arkamdan eşimin sesi yükseldi.

Yine aynı şey, ne olduğunu anlamıyorum, Ali, dedim sessizce.

Belki de herkesin bahsettiği lohusalık depresyonudur bu, diyerek hafifçe şaka yaptı Ali.

Ama Arda neredeyse altı aylık oldu, bu zamana kadar hissetmemiştim, şimdi neden birden başladı ki?

O kadar çok sebep olabilir ki! Hormonlar, stres Boşver, üzülme, her şey yoluna girecek!

Fakat içimde çok kötü bir his var Ali! diye fısıldayarak ona sokuldum.

Her şey güzel olacak, diyerek sarıldı bana.

Üç hafta sonra beni mahalle sağlık ocağındaki çocuk doktoruna çağırdılar. Arda, altı ayını doldurmuştu, rutin kontroller ve kan tahlili yapılmıştı. Hemşirenin telefonuyla bir tuhaflık sezdik.

Bir şey mi oldu? dedim endişeyle.

Zeynep Hanım, panik yapmayın, doktorunuz her şeyi anlatacak, dedi.

Muayene günü rahatsızlığım iyice arttı, sıra bize gelene kadar içim içimi yedi. Odaya girdiğimde gerginliğim zirvedeydi.

Oturun lütfen, dedi doktor hanım yumuşak bir sesle. Zeynep Hanım, size bazı şeyler açıklamam gerekiyor, ama lütfen endişelenmeyin. Bazı ek tahlillere ihtiyaç var.

Ne oldu? dedim, bir anda bütün kötü hislerimin gerçek olacağını fark ettim.

Ardanın kan sonuçları iyi gelmedi, lökosit değeri fazlaca yüksek, başka bazı değerler de alarm veriyor. Kanı, bir uzmana görünmeli. Mümkünse üniversite hastanesinde verin lütfen.

Nerede, hangi hastanede? dedim titrek bir sesle.

Kayseri Erciyes Tıpta çocuk hematolojisinde, dedi.

Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum. Ali işten izin alıp gelmişti, mesajımı alınca hemen yetişmiş.

Zeynep, ne oldu? diye sordu.

Sessizce ağlıyordum, yaşlar süzülüyor ama ben farkında bile değildim:

Bizi çocuk hematolojisine yönlendirdiler, dedim neredeyse pes etmiş bir halde.

Belki bir şey çıkmaz, sadece kontrollere gidiyoruz, diyerek teselli etmeye çalıştı.

Belli ki sandığımız kadar kolay olmayacak, dedim umutsuzca, İçimde hissetmiştim, ama anlamlandıramamıştım. Belki de bedbahtlığın nereden geleceğini bilemiyor insan.

Ardayı kucaklayıp kendimi tutamadan ağladım. O ise huzurla uyumaktaydı Hayatında neler olup bittiğinden bihaberdi henüz.

Akut lösemi, dedi yaşlı doktor, kan tahlillerini dikkatlice incelerken, Acilen tedaviye başlamalıyız.

Ağladım. Yaşananları kabullenmekte çok zorlandım. Kemoterapi işlemi sırasında Arda yoğun bakımdaydı, ben ise kapının önünde.

Eve gidin! diye üsteledi nöbetçi hemşire, Bugün göremezsiniz oğlunuzu.

Gidemem! Onsuz ne yapacağım evde?

Ali ile sekiz yıl önce evlenmiştik. Uzun süre çocuk sahibi olamamıştık; tahlil yaptırdık, farklı doktorlara gittik, hiçbir problem çıkmadı ama bir türlü hamile kalamadım. Ancak ortak hayatımızın sekizinci yılında gebelik oldu. Bu, hem en mutlu hem de en endişeli zamanlarımızdı. Ali adeta üstüme titriyordu, bir bardaktan fazlasını taşımama izin vermezdi… Son ayında doktorum önerdiği için hastanede yatmak zorunda kaldım. Altı ay önce nihayet Arda doğdu. Ona Alinin merhum babasının adını vermiştik; birkaç yıl önce bir trafik kazasında kaybetmiştik.

Zeynep, çocuğu böyle talihsiz vefat edenin adıyla çağırmak uğursuzluk getirir! demişti babaannem kararımızı öğrenince.

Babaanne, tüm bunlar batıl inanç! diyordum gülerek; o kadar mutluydum ki, içime bir kara bulutun dolmasını hiç istemiyordum…

Bir ayın sonunda, Ardanın yanakları solmuş, gözaltında morluklar oluşmuş, minik bedeni erimişti. Oğluma kavuşabilmek için ana-baba delirmenin eşiğine gelmiştim. Başhekim, steril ortamda kalması gerektiğini, enfeksiyon riski olduğunu söyleyerek beni içeri almıyordu. Sonunda, gözyaşları ve ısrarım üzerine izin verdiler. Ardanın minik yüzüne bakmaya doyamadım.

Burada böyle operasyon yapılmıyor, dedi ertesi gün Başhekim Cemal Bey.

Nerede yapılır? dedim kararlı bir şekilde.

Sadece Almanyada veya İsrailde böyle bir ameliyat yapılabilir, ama masrafları çok yüksek.

Parayı buluruz. Siz yeter ki evrakları, raporları hazırlayın, dedim.

Kayseriden Almanyaya, İsraile bazı kliniklere tıbbi raporları gönderdik. İsrailden olumlu cevap geldi; ameliyatı yapacaklardı ama ücret 5.000.000 TLden fazlaydı.

Ev, otomobil her şeyi satsak bu paranın çeyreğini zor buluruz, dedi Ali, Duyuru yaptım, yardım topluyoruz ama zamanımız yok.

İki ayımız bile yok! diye ağladım, Mutlaka bir yol bulmalıyız.

İşimdeki tüm arkadaşlarımız, Sivastaki yerel dernekler, tanıdıklarımız sağ olsun; herkes imkanınca yardım etti. Belediyeden, birkaç gönüllüden destek gördük. Toplamda yarıdan biraz fazla toplayabildik. Daha fazlası için zamanımız kalmamıştı.

Zeynep, siz Arda ile yola çıkın, dedi Ali, Evi satmayı becerebilirsem parayı yollarım. Bir şeyler ayarlarız, ne olursa olsun!

Mahallede herkes bizim için seferber olmuştu ama bu kadar büyük bir meblağı biriktirmek neredeyse imkansızdı.

Belgelerle birlikte Ardayı yanımıza alıp Tel Avive uçağa bindik. Henüz paramız tam değildi. Ardanın tedavisi ve ameliyata hazırlığı başladı. Para konusunu artık düşünmeden, sadece mucize umuyordum. Bir ay sonra, Ardanın birinci yaş günü olacaktı.

Yan odamızda da başka bir anne ve üç yaşında oğluyla kalıyordu; onlar da Sivastan gelmişlerdi. Emine Hanım ve Yiğit. Onlar bir şekilde gereken parayı toplamışlardı ama hastalığın ilerlemesi yüzünden ameliyat sürekli erteleniyordu.

Sakın üzülme, diyordu Emine, Mutlaka iyi olacak! Daha Ardayı götürmediğin lunaparklar, hayvanat bahçeleri var. Geçen yıl Yiğitle gitmiştik, siyah ayıdan gözünü alamadı çocuk. O zaman hastaymış, bilmiyordum. Hayvanat bahçesinde ilk kez burnundan kan gelmişti, durduramadım… Sonra birkaç kez tekrarladı. Sonunda doktora götürdük, üçüncü evre çıktı. Nasıl anlayamadım, bilmiyorum!

Ağlama Emine, hepsi geçecek. Hep birlikte yine çocuklarımızı hayvanat bahçesine götüreceğiz, dedim ben de ona.

Ama bir şeylerin yolunda olmadığını görüyordum! Yiğit zayıfladı, soldu, yemek yemiyor, sürekli hastaydı! Hemen doktora koşmalıydım. Suçluyum! Annem de anlamıştı, uyardı beni! Ama ben inkar ettim! diyerek gözyaşlarına boğuldu. Onu avutacak, aklıma gelen bir teselli cümlesi de olmadı zaten.

Birkaç gün sonra Yiğitin durumu kötüleşti, yoğun bakıma aldılar. Emineyi içeri sokmadılar, kapının önünde diz çöküp saatlerce ağladı.

Emine, gel biraz dinlen, dedim.

Hayır, burada beklemeliyim. Yiğit hisseder beni, annesini yanında bilince daha güçlü olur, dedi.

Emine yerinden kalkmadı. Hemşireler sedatif yaptılar, ağlaması geçti, ama bu kez bomboş gözlerle kapıya bakıp bekledi. Umudunu mucizelere bağladı.

Akşam Ali aradı. Ardayı kucağıma alıp ninni söylüyordum. Her saniyemi oğlumla geçirirken, daha ne kadar birlikte olabileceğimizi bilemiyordum.

Zeynep, az önce 100 bin lira gönderdim. Arabayı satamadık henüz, birileri evi görmeye geldi ama kesin karar vermediler, dedi.

Tamam, dedim sessizce.

Aniden koridordan umutsuz bir çığlık yankılandı. Telefon elimden düştü, Arda uyanıp ağladı. Onu sakinleştirip tekrar yatırdım, koşa koşa dışarı çıktım; neyle karşılaşacağımı biliyordum. Emine dizlerinin üstünde çöküp hıçkırarak ağlıyordu. Etrafında hemşireler vardı, sakinleştirici içirmeye çalışıyor, iğne vurmak istiyorlardı. Böylesi bir acıyı ilk kez gözlerinde gördüm. Hemşireler Emineyi odaya taşıdı.

Dinlensin. Daha çok gözyaşı dökecek, dedi yorgun bir doktor.

O gece hiç uyuyamadım. Uyursam bir şey kaçıracak gibi hissettim. Çocuk yatağına oturup Ardanın minik tenine, nefes alışına baktım, gözüm doysun istedim

Ertesi gün Emine geldi, yaşlanmış gibi görünüyor, elleri titriyordu. Bana bir zarf uzattı:

Sizin şansınız var, değerlendirin. Ben şimdi Yiğitin cenazesiyle ilgileneceğim dedi, konuşmaya dermanı yoktu. Dayanamayacağım, belki sonra okursun dedi, gülümsemeye çalışırken gözlerinden yaşlar süzüldü.

Emine gidince kederim daha da arttı. Arda prosedürlere alındı. Zarfı açtım:

Sevgili Zeynep, Arda yaşasın! Oğlumun yaşayamadığı hayatı yaşasın. Koşsun, okula gitsin, futbol oynasın, kayak yapsın. Lütfen bizim için de hayvanat bahçesindeki o iri siyah ayıya selam söyle. Zarfın içindeki para, Yiğitin ameliyatı için toplanmıştı; ona artık lazım değil, Ardaya şifa olsun.

Ağladım, mutluluk ve hüzünden. Sevincim Ardanın ameliyatı için para bulabilmemdi, ama bedeli çok ağırdı…

Ali, evi satma! dedim ertesi sabah telefonda, Ardayla dönecek bir yerimiz olsun.

Peki ya para? dedi şaşırarak.

Para tamam, her şey iyi olacak!

İlk defa Alinin sesi huzurlu ve umut doluydu; sesimdeki kararlılık ona güç verdi. Ben de içten inanıyordum, her şey düzelecek.

Ameliyat, Ardanın doğum gününden bir gün sonra yapıldı. Bir yaşına girdiği gün. Günlerce yoğun bakım önünde vakit geçirdim. Sonunda, olumlu haberler almaya başladık. Birkaç hafta sonra oğlumu tekrar görebildim, yan yana aynı odada kaldık. Önümüzde çok zorlu bir rehabilitasyon vardı ama en önemlisi ameliyatın başarılı geçmesiydi.

Oğlum yavaşça toparlanmaya, oyuncaklarına, hayata yeniden ilgi göstermeye başladı. İlk defa anneye benzer bir şey söylediğinde ağladım; gerçek bir mucizeydi.

Arda ile, Eminenin deyimiyle, hayvanat bahçesine gittik. O dev siyah ayının yanına vardık; oğlum parmağıyla heyecanla gösterdi.

Ayu! dedi.

Hayır oğlum, ayı, diyerek gülümseyerek düzelttim onu.

Ayağımda Arda, yanımda Ali, neşe içinde geziyorduk. Okanat bahçesindeki siyah ayıya, minik Yiğit adına sessizce selam verdim.

Çocuğumun sevinçleri artık hayatımızı dolduruyor, hastane anıları ise bir hayal kadar uzakta kalmaya başlamıştı. Ancak ne zaman gece yarısı Ardanın nefesini kontrol etmek için başucuna gitsem, içimde bir yerlerde endişe yine uyanıyor. Fakat artık biliyorum ki; umut, inanç ve paylaşmanın gücüyle en karanlık geceler bile aydınlanabiliyor. Benim öğrendiğim şu: Bir annenin, bir babanın kalbinde yer eden en küçük umut, nice mucizelere anahtar olabilir.

Rate article
Lifequest
Kara Bir Gece: Yüreğinde Kötü Bir Şeyler Sezen Bir Annenin Umut ve Mücadele Dolu Hikayesi – Küçük Oğlu Ali’nin Beklenmedik Hastalığıyla Yüzleşen ve Ona Hayat Verebilmek İçin Umudu İsrail’de Arayan Yüce Bir Türk Annesinin Gözyaşları, Yardımlaşma ve Mucizeye Uzanışı