Kel, uyan artık! Eşim beni genellikle sabahları böyle uyandırırdı.
O sene, daha önce hiç düşünmediğim bir şeyi yapmaya karar verdim. Bir süredir kafamda kabarcıklar fark ediyordum; sanki döküntü gibiydi, kafa derim inanılmaz derecede kaşınıyor ve saçlarım dökülüyordu.
İstanbulda dermatoloğa ve saç uzmanına gitmem hiçbir sonuç vermedi. Doktor bana vitamin almanın bir faydası olmayacağını söylemişti. Sonra eski bir dergide, saç köklerini güçlendirmek için tamamen kel olmanın işe yarayabileceğine dair bir yazı okudum. Uzun uzun düşündüm; böyle bir şeye cesaret etmek kolay değildi. Oğlum bile bana, Anne, kel olursan senden korkarım, dedi ama ben yine de kararımı verdim…
Eşime önce saçımı tıraş makinesiyle kısaltmasını, sonra jiletle sıfıra vurmasını söyledim. O, pek inanmasa da makineyi getirip dediğimi yaptı. Sonrasında aynanın karşısına geçtiğimde, kafatasımın mükemmel olduğunu fark edip şaşırdım.
Asıl sorun kafam açıkta olunca dışarıda üşümekti. Bir de saçlarım uzamaya başlayınca, yastığa yapışıyordu ve bu da hiç hoş bir his değildi.
Eşim saçımı kestikten sonra sabahları bana Kel, hadi uyan! diye seslenmeye başladı; bu da beni çok güldürüyordu çünkü ailede şimdi en kel kişi bendim. Başlarda çocuklarım afallamıştı, sonra oğlum da bana özenip saçlarını kısalttırdı.
Annem bana, Sakın bana saçların uzamadan görünme, yoksa bu haline dayanamam, dedi. Kızım, okul toplantısına giderken şapka giymemi tembihledi, eşimse aldırmaz bir ifadeyle, Eğer okula şapkasız gidersen, herkes neden geldiklerini unutur. Arkadaşların annelerine senin tarzının kıskanılacağını iddia etti.
Saçlarım kazıtıldıktan sonra kabarcıklar da kendiliğinden geçti. Kızım hâlâ bana güler ve Anne, senden daha neler çıkacak çok merak ediyorum der. Bir gün tesadüfen duydum; kızım kardeşine, Bence annem kafasına dövme bile yaptırabilir, diyordu eski zamanların şakasıyla.
Bazen aynada değişen yüzüme bakar, o günleri hatırladıkça kendime gülümserim. Ne de olsa her cesaret yeni bir hikâye başlatırdı bizim memlekette…




