Kocamın Çocukluk Arkadaşı Sürekli Yardım İstiyordu: Sabrım Taştı, İşi Ele Aldım ve Sonunda Sınırı Çizdim

Ya Burak, ne olur! Gerçekten ne yapacağımı şaşırdım, musluktan su coşuyor, şimdi aşağıdakileri mahvedeceğim Hele o aşağı kattaki kadın var ya, hayatımı karartır! Ellerim titriyor, vanayı bile bulamıyorum! Telefonun öbür ucundaki ses öyle bir çınladı ki, hoparlör bile açık olmamasına rağmen sofranın öteki ucundan rahatlıkla duyuldu.

Meral, çatalını yavaşça tabağına bıraktı. Çatalın porselenle buluşması, mutfağın sıcak sessizliğinde bir savaş gongu gibi yankılandı. Karşısında oturan eşi Burak ise bir ona, bir de soğumakta olan güvece bakıyor, mahcup mahcup dudaklarını ısırıyordu.

Sevil, sakin ol bak Hangi vana? Lavabonun altındaki mi, banyoda mı? Ana vanayı bul, onu kapat, kızım.

Bilmiyorum, bulamıyorum Burak! Allah aşkına gel, yalvarıyorum! Çok korktum, deli gibi su akıyor, evde tek başımayım!

Burak umutsuzca eşine baktı. Meral o bakışta çaresizlik ve “ne olur kızma” karışımını son yıllarda çok sık görmeye başlamıştı.

Meral, duydun mu? Sular komşuya inecek. Sevilin elinden bu işler gelmez, çocuk gibi. Gitmem lazım.

Git tabii, dedi Meral, sakin bir ses tonuyla, içinde kaynayan fırtınayı belli etmeden. Sonuçta bugün bizim evlilik yıldönümümüz değil. Haftalardır bu akşamı beklememiştik. Üç saattir yemekler hazırlamamıştım. Hadi Burak, koş Sevili kurtar. O sensiz yaşayamaz.

Lütfen başlama yine dedi Burak, telaşla araba anahtarlarına uzanıp kapıya yöneldi. Biz küçüklükten beri arkadaştık. İnsanın başı dertte olunca Hemen dönerim. Güveci fırına atarsın, soğumasın.

Kapı hızla çarpıldı, daire güne özel sofradan ve gurur kırıklığıyla tatlanan bir yalnızlıktan başka bir şey bırakmadan sessizliğe gömüldü. Meral pencereye yürüdü ve kocası Burakın arabayla karanlığa karıştığını gördü.

Sevil Son yıllarda Meralin evliliklerinin içinde fazladan bir isimdi. Çocukluk arkadaşı, eski mahalleli, Burakın ona taktığı tüm lakaplar Sevil, boşandıktan hemen sonra birden bire ortaya çıkmış ve hayatlarının ortasına yerleşmişti. Başlarda nadir yardım istekleriyle başlamıştı: eşya taşımak, bilgisayarı kurmak. Burak zaten yardımsever, elinden her iş gelen bir adam. Elbette koşup ediyordu.

Fakat zamanla Sevilin istekleri neredeyse afet düzeyine ulaştı. Bazen otobanda lastiği patladı, bazen banyodaki raf düştü, ya da acilen dolap monte edilmesi gerekti, çünkü giysiler dağ gibi, yaşanmıyor evde. Ve her seferinde bu olaylar Meral ve Burakın özel vakitlerine denk geliyordu.

Meral, olaylara patırtı çıkaran kıskanç bir kadın gibi yaklaşmıyordu. Sonuçta dostluk dostluktur. Fakat kadının sezgileri dürtüyordu; mesele musluk değildi. Sevil son derece bakımlı, bakışlarıyla insanı dize getiren ve erkeklerle konuşurken onları kahraman gibi hissettiren bir tipti. Yardım istemesini iyi biliyordu ve Burak da her yardım çağrısına kahraman gibi koşuyordu.

Meral yemeği kaldırıp buzdolabına koydu. İştahı kalmamıştı. Burak yaklaşık üç saatte döndü, üstü başı kir içinde ve neşeliydi.

Valla tam zamanında yetiştim, neredeyse sel basacaktı. Sifonu patlatmış. Epey uğraştım. 24 saat açık nalbura gittim, conta aldım, taktım. Sevil de korkudan nerdeyse bayılıyordu.

En azından kurtarıcına bir çay ikram etmiştir? dedi Meral, elindeki kitabı okur gibi yaparak.

Çay da verdi, yanında elmalı kek yaptığı, ondan da yedirdi. Sana selam ve özür diledi, akşamınızı böldüğüm için dedi.

Meral zihninden geçirdi: Demek su basarken, bir yandan kek pişiriyordu. Enteresan işler

Fakat bunu sesli söylemedi. Boşuna tartışmak istemiyordu; Burak hemen defansa geçip, Merali haksız kıskançlıkla suçlardı. Farklı düşünmeli, başka bir yol denemeliydi. Karar verdi: Bir dahaki sefere Burakı yalnız göndermeyecekti.

Beklenen fırsat erkenden geldi. O cumartesi sabahı, Meral ve Burak yazlıklarına gitmeye hazırlanıyorlardı. Mayıs güneşi, arabada hazır mangal, Meralin hayali Burakla birlikte çardakta şarap içmekti. Burak arabaya kömür torbası taşırken, telefonun tanıdık melodisi çaldı Sevile özel bir zil sesi.

Sevil? Ne? Kıvılcım mı atıyor? Ne kadar kötü? Koku da mı geliyor? Bir şey elleme, koridordaki sigortaları indir! Tamam. Geliyorum.

Burak telefonu kapattı ve Merale suçlu bir ifadeyle yaklaştı; onun elinde petunyalar vardı, yazlıkta dikecekti.

Meral Şimdi şöyle Elektrik panosu yangın çıkarabiliyormuş. Sevil korkmuş. Hafta sonu Elektrikçi bulmak imkansız, özel olanlar zaten çok pahalı.

Anlaşıldı dedi Meral, çiçek kasasını yere bırakıp, O zaman yazlık yalan oldu?

Yok, yazlığa gitmeden uğrarız. Hemen bakarım, büyük bir şeyse acil servis çağırırız, ufaksa hallederim. Bir saate biter.

Pekâlâ diye başını salladı Meral. Ben de geliyorum.

Burak şaşırdı: Neden? Bir işin yok ki orada, evde dursan, hemen dönerim.

Yok Burak, biz tatile gidiyoruz, birlikte gidiyoruz, birlikte uğrayıp birlikte devam ederiz. Hem Sevili uzun zamandır görmedim, ayıp olmasın.

Moral bulamamıştı, kabul etmek zorunda kaldı. Tüm yol boyunca Burak gergindi, direksiyonda parmaklarıyla tempo tutuyordu. Meral ise dışarıdan son derece soğukkanlı görünüyor, içerideyse sinirden geriliyordu.

Sevil kapıyı, dizlerinin altında ipek bir sabahlık, makyajı taze, karşılarında açtı. Merali görünce yüzü bir an düştü ama hemen gülümsedi.

Meral Ablacığım, ne sürpriz! Ben de öyle sarkık saç baş, evde kalakalmışım! Gelin içeri, Burak sen bir bak, elektrik kutusu dellenmiş, çıt çıt ötüyor!

Eve girdiler. Koridorda çok hafif yanık plastik kokusu vardı. Burak hemen elinde tornavida ve testeriyle kutuya çömeldi.

Meralcim, niye kapıda kaldın? Gel mutfağa geçelim, kahve içelim, Burak halleder diyordu Sevil, muhabbeti başka yöne çekmeye çalışarak.

Sağ ol dedi Meral net bir sesle Şurada bekleyeyim. Belki Burakın bir şeye ihtiyacı olur, tutmak, ışık tutmak gibi.

Işık tutmak mı, hahaha! Burak bunları gözleri kapalı yapar, değil mi Burak?

Burak kablo kırparken pek bir şey demedi.

Sevil dedi Meral, dikkatle bakarak, Neden arıza servisini aramadın? 7/24 çalışıyorlar, sonuçta elektriğe müdahalede bulunmak tehlikeli.

Ay aman, onların hali, tavrı, sabırsızlığı Adamlar girip çıkacaklar, ortalığı da batıracaklar. Burakcığım başka, özene bezene yapıyor. Ben yalnız ondan isterim.

Eşim bugün, diye vurguladı Meral, etle tavuğu şişe dizecekti. Yazlık yolcusuyduk.

Canınız sağ olsun, her şeyi bozuyorum! diye hemen el pençe dua eder gibi yaptı Sevil. Tek başına kadın zor, Meral, tahmin edemezsin. Sen şanslısın, duvar gibi bey var yanında.

Burak işi on beş dakikada bitirdi.

Şalterin bağlantısı gevşemiş ve biraz yanmış, temizledim. Ama sigortayı bir ara değiştirmen lazım, Sevil.

Onu da sen halleder misin, Burakcığım? Parasını veririm, takarsın?

Burak halledemez, dedi Meral net bir şekilde. Bizim işimiz çok, şimdi yazlığa gideceğiz, haftaya tiyatro biletimiz var. Usta çağırırsın Sevil. Burak sana modeli yazar, elektrikçiyle halledersin.

Sevilin yüzünden düşen bin parça oldu ama hemen kendini toparladı.

Bari gelin bir kahve için, ekler aldım, Burakın en sevdiği!

Sağ olun, tokuz dedi Meral, eşini kolundan tutup Hadi gidelim Burak, vaktimiz dar diyerek basıp gitti.

Evin önünde Burak derin bir nefes aldı ama hemen ardından Sevili savunmaya başladı.

Meral, biraz sert olmadın mı? O gerçekten saf, yıllardır dostuz.

Saflığı geçtim Burak, dedi Meral. Sen hâlâ farkında değilsin galiba. O seni sadece tamir için istemiyor. Bakışları, sabahlığı, söylediği şeyler Senin ilginle besleniyor.

Hadi ya, abartıyorsun O bana kardeş gibi bakar.

Tam kardeş ama elektrik, su, bir de egosuna bakım mustahak kardeş.

O gün yazlığa gittiler ama Meralin içindeki huzursuzluk bitmedi. Bunun son olmayacağını biliyordu. Sevil bundan kolay vazgeçmeyecekti. Bir erkeği parmağında oynatmayı seviyordu.

Kırılma noktası iki hafta sonra geldi. Burak iş seyahatindeydi, cuma akşamı dönecekti. Meral evde yemek hazırlıyordu, kocasını yollarını gözlüyordu. Saat altıda Burak aradı:

Meral, biraz gecikeceğim. Şehre girdim ama Sevil aradı Büyük bir sıkıntısı varmış.

Bu defa ne olmuş? Evinin terasına meteor mu düştü? dedi Meral, sesi buz gibiydi.

Yok ya Yeni perde kornişi almış, demir döküm, ağırmış. Takmaya çalışmış tabii ki olmayınca ayağına düşürmüş, parmağı şişmiş, zor yürüyormuş. Korniş de yerde, geçmek mümkün değilmiş. Yardım istedi, merhem istermiş. Ben hemen uğrayıp bakacağım.

Meral derin bir soluk aldı.

Burak, beni dinle. Sen eve gel. Ben giderim Sevile.

Sen mi? Neden?

Çünkü kadın işidir, hangi merhem alınır ben bilirim. Ayağına da bir bakarım, gerekirse sararım. Sen yorgunsun zaten, evde dinlen, yemeğini ye. Ben ona yarım saate uğrarım.

İyi, madem istiyorsun. Kavga etmezsin herhalde? Zaten canı sıkkın

Meral telefonu kapattı ve harekete geçti. Sevilin yarasına değil, meseleye pansuman yapmaya kararlıydı.

İnternetten Bir Saatlik Usta hizmetini buldu, en profillerini okudu ve en ciddi, güvenilir ustayı seçti. Bir de nöbetçi eczaneden merhem ve elastik bandaj siparişi verdi, Sevilin adresine gönderdi.

Sonra arabasına atlayıp Sevilin apartmanına gitti. Dışarıda eczanenin kuryesi zile basmak üzereydi. Meral, kuryeden paketi alıp yukarı çıktı. Kapı açıktı, Sevil belli ki kurtarıcı girsin diye açık bırakmıştı.

Hiç ses etmeden içeri girdi.

Odalarda mumlar, masa üstünde şarap ve iki kadeh göze çarptı. Sevil sabahlığıyla kanepeye uzanmış, bacağı açıkta, ortada kornişi vardı ama Meral bakınca bunun özellikle oraya koyulduğunu anladı.

Ayak seslerini duyan Sevil ağlamaklı bir sesle,

Burak, sen misin? Merhemi aldın mı? diye sordu.

Meral hiç tereddüt etmeden ışığı açtı. Mum loşluğu bir anda dağıldı, evdeki absürt tablo gözler önüne serildi.

Sevil birden yerinden fırladı, ağrılı ayak unutuldu:

Meral? Sen ne yapıyorsun burada? Burak nerede?

Burak evde yemek yiyor, dedi Meral gayet sakin. Merhemini getirdim. Hatta yardımın da burada.

Hangi yardım? Ben Burakı istemiştim! O güçlüdür, kornişi de halleder!

Kornişi usta takacak, dedi Meral.

Tam o anda kapı çaldı. Meral açtı, karşısında iş tulumuyla iri yarı bir usta vardı.

Evet, korniş takılacakmış, dedi usta. Neresi? Hanımefendi gösterir.

Usta içeri girdi, duvara baktı, delici matkabını çıkardı.

Burada dük lazım Hanımefendi, nerde merdiven?

Sevilin yüzü domates gibi kızardı, bana ölüm bakışı attı.

Ne yapıyorsun sen bana?! dedi sitem dolu bir fısıltıyla.

Ben mi? dedi Meral şaşırarak. Sadece yardım ediyorum. Korniş için usta, merhem reçeteyle geldi. Burak yorgun, evde. Sen yardıma usta çağırabilirsin. Yoksa esas ihtiyacın Burakın gelip şov yapması mıydı?

Sevil sanki hiç aksıyormuş gibi fırladı.

Defol git! diye bağırdı. Kendini ne sanıyorsun! Burak seninle boğulur! Adam sıkıldı senin sorumluluğundan!

Olabilir, dedi Meral. Ama o bana döner; senin derdin korniş değil, başka birinin kocasıyla ilgi çekmekti. Güzelsin, gençsin, bir başkasıyla kur yeni düzenini. Başkasının evinde dilencilik yapmaya gerek yok.

Çık evimden!

Elbette. Usta işini bitirince çıkacak, borcu da ödendi. Selametle. Ayrıca ayağında problem yok, gayet canlı yürüyorsun.

Meral, şaşılacak bir huzurla apartmandan ayrıldı. Gidip Buraka bir şey anlatmadı, lafı uzatmadı, hiç tartışmadı. Olanı gösterdi.

Eve dönünce Burak endişeli bir hâlde bekliyordu:

Naber? Ayağı ciddi miymiş? Telefonunu açmıyor.

Meral çayını doldurup yere oturdu:

Ayağında bir şey yokmuş, odanın içinde gayet neşeliydi. Kornişi de usta takıyor, parasını yatırdım.

Usta mı? Ben de yapabilirdim

Burak, otur bir, dedi Meral net bir el işaretiyle. Bak bana dürüst ol Bu olanları gerçekten göremiyor muydun? Mumlar, şarap, sabahlık Hep benim olmadığım vakitleri seçmesi?…

Burak derin bir utançla başını eğip ekmeği ufaladı.

Sanırım seziyordum. Ama inanmak istemedim. Dostluk deyip geçtim. Yardım isteyince kıramadım, bana çok yalnız geliyor, acıyordum

Acıyordun ama onun seni parmağında oynattığını, bize zaman bırakmadığını anlamadın mı? Bugün orada mumlar ve iki kadeh vardı Burak! Seni bekliyordu.

Burak, utanarak mahcup oldu, bir süre sustu. Sonra:

Affet beni, Meral. Saçmalık etmişim.

Biraz, dedi Meral ve gülümsedi. Ama iyi niyetinden Ve ben seni seviyorum. Fakat buradan sonra bitiyor. Sevilin artık Bir Saatlik Ustanın numarası var. Ne bozulursa ona arar. Sohbete ihtiyacı varsa başka arkadaşını arar. Sen onun acil servisi değilsin. Anlaştık mı?

Anlaştık, dedi Burak. Gerçekten anladım. İyi ki sen gittin. Ben gitseydim ortalık karışırdı.

Sevil bir daha aramadı. Ne ertesi hafta, ne ondan sonrası. Demek ki vazgeçebiliyormuş.

Aylar sonra Meral tesadüfen bir AVMde Sevili gördü. Yanında gayet bakımlı, varlıklı görünen bir adam, ellerinde butik poşetleri Keyifli bir çifttiler. Göz göze geldiler; Sevil bir an durdu, başını yukarı kaldırıp önünden geçti, görmezden geldi.

Meral içinden gülümsedi. Artık Sevilin tamir işleriyle uğraşacak, kornişleri asacak “kanuni” biri var. Burak ve Merale ise huzurlu, başkasına acil yardım koşusuna kalkılmayan, sessiz akşamlar kalmıştı.

Artık akşamları birlikte çay içer, tatili planlarlar ve bilirlerdi ki, bir yere gitmeye niyetlendilerse, yolları kimse bozmaz. Çünkü aile sınırı, en masum görünen misafire bile net çizilmeliymiş, bunu öğrenmişlerdi.

Rate article
Lifequest
Kocamın Çocukluk Arkadaşı Sürekli Yardım İstiyordu: Sabrım Taştı, İşi Ele Aldım ve Sonunda Sınırı Çizdim