Bu Evde Artık Benim Kurallarım Geçerli: Üç Yıl Boyunca Süren Kaynana Eleştirilerinin Sonunda Nataliya, Son Sözünü Söylüyor — Oğul, Gelin ve Kaynana Mücadelesiyle Dolu Bir Türk Apartmanında Sessizliğin Bozulduğu Gün

İyice Şımardınız

Elif, kızım, sen hiç mi süpürge yapmaz oldun? Bu tozdan gözlerim yaşarıyor artık. Bak, halının üstüne yorgan gibi serilmiş…

Elif, masanın altında yumruklarını sıkarken, Fatma Hanım’ın bir kez daha evde denetmen edasıyla dolaşıp göz gezdirmesini izliyordu. Kayınvalidesi, her köşede durup rafları kontrol ediyor, penceredeki görünmez toza burnunu kıvırıyor, ortalığa dağılmış oyuncaklara başını sallıyordu. Üç yıl boyunca böyle ziyaretler her defasında Elif için işkenceye dönüşmüştü.

Dün temizledim, süpürdüm, tozunu aldım Fatma Hanım. Sabah çocuklar yine dağıtmış.
Temizlik, keyfe göre değil, gerektiği zaman yapılır. Benim zamanımda…

Fatma Hanım, bir koltuğa sanki kraliçe edasıyla oturdu. Parmağıyla kolçağı yokladı, toz ararcasına.

Bizim dönemimizde yerler öyle parlıyordu ki aynaya bakar gibi rujumu sürerdim. Çocuklarım hep ütülü elbiselerle dolaşır, evde her şey nizamındaydı. Allah rahmet eylesin, rahmetli kayınpederin bir anda baskın yapardı zerre toz bulamazdı. Böyleydi bizim ev düzeni!

Elif dişlerini sıkarak sessizce dinledi. Bu parlayan yer hikayesini en az elli kere duymuştu. Belki altmış…

Bugün çocuklara ne yaptın öğle yemeğine?
Sebze çorbası.
Dolapta mı duruyor? Fatma Hanım hemen ayağa kalkıp mutfağa yöneldi. Getir bakalım bir.

Kayınvalidesi tencereyi çıkardı, kokladı, bir kaşık aldı ve yüzünde sanki zehir tadıyormuş ifadesiyle tattı.

Çok tuzlu olmuş. Hem fazla havuç var. Çocuk tavşan mı ki bu kadar havuç koyuyorsun? Ben Mahire küçükken bambaşka çorba yapardım. O tabağını sıyırıp ek isterdi.

Elif cevap vermedi. Tartışmanın faydası yoktu.

Kahvaltıda ne veriyorsun? Yine o hazır gevreklerden mi? Defalarca söyledim, sadece saf bulgur olur! Mesela Ayşe, Emrenin eşi, her akşamdan bulguru ıslatıp, sabah taze pişirir. Çocukları hasta nedir bilmez.

Yine Ayşe. Mükemmel Ayşe; harika çocukları, akşamdan ıslatılmış bulgurları…

Fatma Hanım, yulaf ezmesi de doğal bir ürün.
E pes artık! Hep bu hazır yiyecekler… Bizim zamanımızda adı bile yoktu fastfoodun. Her şeyi kendimiz yapardık, saatlerce ocağın başında.

Kayınvalidesi şimdi de çocuk odasına bakmaya başladı.

Bu arada saat kaçta yatırıyorsunuz siz bu çocukları? Dün dokuzda aradım, Zeynep hala ayaktaydı.
Genelde dokuz buçukta yatırıyoruz.
Çok geç! Küçük yaşta düzen şart. Mahirim sekizde yatağında yatardı. Hiç de mızmızlanmazdı. Disiplin vardı, disiplin! Siz fazla yumuşaksınız…

Elif dudaklarını ısırdı. İçinden, zamanın değiştiğini, uzmanların farklı şeyler önerdiğini, kendi çocuklarının otuz yıl önceki Mahirden bambaşka olduğunu söylemek geçti. Ama ne fayda? Fatma Hanım sadece kendini duyardı.

Bir de şu kurslarınız Seramik, resim Hepsi boş işler. Mahiri ben yüzmeye ve satranca gönderdim. İşte asıl gelişim! Resim çizmek eve lazım değil, paraya yazık.
Zeynep resimden zevk alıyor. Yeteneği de var.
Yeteneğiymiş! burun kıvırdı Fatma Hanım. Kursta uydurup parayı almak için derler öyle. Dört yaşında ne yeteneği?

Yine koltuğa oturdu, ellerini dizlerinde birleştirdi.

Bak Elif, şunu söyleyeyim; bu nesil çok şımardı. Tek bildiğiniz telefon, internet. Evetin, evin dağınık, çocuklar terbiyesiz, kocalar açlıktan geziyor. Ayşe bak, Emrenin eşi, hem çalışıyor hem evi mis gibi hem üç çocuk büyüttü. Sen iki tane var, o da yetmiyor.

Yine Ayşe. Mübarek Ayşe, nişastalı çarşaflardan yapılmış göz kamaştırıcı kanatlarıyla…

Ben de çalışıyorum, Fatma Hanım.
Biliyorum, biliyorum. Bilgisayar başında oturup dosyalarla uğraşıyorsun. O iş mi şimdi? Ben senin yaşındayken… Fatma Hanım gözlerini daldırdı, üç çocuk, bahçe, ev işleri hepsi bendeydi. Bir de kayınvalideme saygıda kusur etmezdim. Hiç ters lafım olmazdı.

Elif işinin ciddiyetini, büyük projeler yönettiğini anlatmak istedi… Fakat Fatma Hanımın üstten bakan tebessümü karşısında kelimeler havada asılı kaldı. Kayınvalidesi başını olgun bir öğretmen gibi sallıyordu, sabırsız bir öğrenciyle uğraşıyor gibiydi.

Her gelişinde, Elif baştan kaybetmiş hissederdi zaten. Fatma Hanım, havlular düzgün değil derdi, çay çok sıcak, çiçekler solmuş, perdeler yıkanması lazım. Üç yıl boyunca bu huzursuzluk Elifi eşi Mahir ve aile huzuru için sineye çekmeye mahkum etmişti.

O gün Fatma Hanımın keyfi de yoktu. Doğruca mutfağa yöneldi, lavabodaki tavayı görünce dilini şaklattı.

Dört yaşındaki oğulları Arda, masada nazlandı, çorbayı karıştırıyordu.

İstemiyorum! Sevmiyorum!
Bak işte! Fatma Hanım zaferle seslendi. Gördün mü? Dedim ya; çocuk çorbayı yemiyor çünkü sen doğru düzgün yemek pişiremiyorsun. Şimdi öğreteyim sana çocuk çorbası nasıl yapılır. Önce organik tavuk alacaksın, marketten değil…

Bir şey koptu Elifin içinde. Sessizdi bu kopuş, ama yıllar süren sabır ipi en son gerilimden patladı gitti.

Yılların birikmiş kızgınlığı, aşağılanmaları, karşılaştırmalar, ima ve lâflar bir anda kaynamaya başladı. Sonunda…

Elif sakince masadan kalktı. Kayınvalidesine bakışı eskisinden bambaşkaydı serin, sert.

Fatma Hanım, siz kendi evinize mi geldiniz, yoksa oğlunuzun evine mi?

Fatma Hanım elindeki kaşığı havada unuttu, bir an nefes almayı unuttu gibi oldu.

Nasıl?
Evlenirken eşinizi kendi evinize mi getirdiniz, yoksa onun evine mi gittiniz?
…Tabii ki eşimin evine, ne var ki bunda…
Ben Mahiri buraya, bu eve getirdim. Bu üç odalı daireyi kendi birikimlerimle aldım. O bilgisayar başında uğraştığınız işler var ya, onların sayesinde kazandım bu parayı.

Fatma Hanımın yüzü solmaya başladı.

O yüzden bu evde çorbayı nasıl yapacağıma, çocukları kaçta yatıracağıma, hangi kursa göndereceğime ben karar veririm. Bir de merak ettim, siz ne kadar kazanmıştınız zamanında? Hep eşinizin parasıyla mı yaşadınız, yoksa kendi işiniz mi vardı?

Fatma Hanım kıpkırmızı kesildi.

Sen sen Bana nasıl laf edersin böyle?
Laf etmiyorum, soruyorum sadece. Bilginiz olsun, maaşım ayda yüz seksen bin lira. Mahirin iki katı. Bir daha bana akıl verirken bunu da unutmayın.

Mutfakta duyulan sessizlik elle tutulur gibiydi. Hatta Arda bile çorbayı bırakmış, şaşkınlıkla hem annesine hem de anneannesine bakıyordu.

O sırada kapı açıldı. Mahir işten geldi ve içerideki gergin havayı hemen hissetti.

Mahircim! Fatma Hanım oğluna koştu. Bak oğlum, karın bana neler söyledi! Beni aşağıladı!
Dur. Mahir elini kaldırdı. Bir dakika. Elif, ne oldu?

Elif sessizce, yorgunca konuştu. Üç yıl boyunca yaşadıklarını Sürekli mukayese edilişini Davranışlarının eleştirilmesini Anne olarak, ev hanımı olarak hep eksik bulunmasını Çocuk terbiyesine müdahale edilmesini anlattı.

Mahir sessizce dinledi. Elif, onun yüzünde değişen ifadeleri gördü meraktan anlayışa, anlayıştan utanca. Adamın çenesi kasıldı, burnunu ovuşturdu, sanki yeni bir hakikati kavramış gibiydi.

Mahir, sen bana inanmıyorsun değil mi? Ben senin ananım! Seni ben büyüttüm!
Anne, Mahir gözlerini ona dikti, Elif şaşırdı, bakışlarında ilk defa yumuşaklık yoktu. Gerçekten üç yıldır Elifi dırdır ettin mi?
Ben? Dırdır mı? Ben sadece yol gösterdim, o
Hep yol, ev, çorba, kurs, disiplin, toz Her seferinde, değil mi?

Fatma Hanım itiraz edecekti ki Mahir devam etti.

Fark ettim aslında. Elif, senin ziyaretlerinden sonra bambaşka oluyordu. Yorgun sandım, meğer bunları yaşarmış meğerse. Senin yüzünden susuyormuş, kavga çıkmasın diye.
Mahir!
Anne, bir nefes çekti. Eğer karıma karışırsan, bu eve adımını atamazsın.

Fatma Hanım gerginlikle masaya tutundu, kemikleri bembeyaz olmuştu.

Gerçekten mi söylüyorsun? O kadın yüzünden mi?
Eşim yüzünden, çocuklarımın annesi yüzünden. Bu evin hanımı, bu evi kendi kazancıyla aldı. Üç yıl sustu, seni üzmemek için. Artık tamam anne, ciddi söylüyorum.

Birkaç saniye Fatma Hanım oğluna hiç görmemiş gibi baktı. Sonra ani bir hareketle çantasını kaptı, ayakkabısını giydi. Kapıda bir an durup, öfkeyle titreyen dudağını susturdu. Sadece elini salladı, veda mı, inkâr mı belli olmayan bir jestle çıktı.

Ortaya öyle bir sessizlik çöktü ki, mutfaktaki saatin tik takları, Ardanın unutulan çorbanın tabağında oynaması bile duyuluyordu.

Mahir’e sarıldım; başımı göğsüne koydum. Ve o an omuzlarımda üç yıldır taşıdığım ağırlığın aniden yok olduğunu hissettim.

Neden bunca zaman sustun? Mahir saçımı okşarken kısık sesle sordu. Üç yıl Elif, üç yıl biriktirmişsin.
Sizi kavga ettirmek istemedim. O senin annen.
Benim güzel karım, sarıldı, dudakları şakağıma dokundu. Benim ailem sensin, çocuklarımız sensin. Annem isterse alışır, istemezse torun göremez.

Başımı kaldırıp Mahire baktım. Neredeyse gülecektim. Üç yıldır ilk defa böyle derin nefes aldım.

Anne, anne! diye atıldı Arda. Büyükanne gitti mi? Çorbayı yemesem olur mu?

Mahirle göz göze geldik bir an; kahkahayı patlattık, öyle içten, öyle hafif…

Çorbayı, dedim, bugün yesen en iyisi. Ama yarın sana sevdiğin çorbadan yapacağım…

Rate article
Lifequest
Bu Evde Artık Benim Kurallarım Geçerli: Üç Yıl Boyunca Süren Kaynana Eleştirilerinin Sonunda Nataliya, Son Sözünü Söylüyor — Oğul, Gelin ve Kaynana Mücadelesiyle Dolu Bir Türk Apartmanında Sessizliğin Bozulduğu Gün