Git, Kaan

Tabaklarda soğumuş akşam yemeği öylece masada duruyordu. Ben onlara bakıyor, ama aslında hiçbir şey görmüyordum. Sadece saatin üzerindeki rakamlar netti gözümde, ağır ağır ilerliyor, adeta benimle dalga geçiyordu: 22.47.

Kaan sözde dokuzda evde olacaktı. Her zamanki gibi

Telefon sessizdi.

Artık kızgın da değildim.

İçimde ne varsa yanmış, kül olmuş, geriye buz gibi bir yorgunluk bırakmıştı.

Saat neredeyse on bir buçuğa gelirken anahtarla kapı açıldı.

Başımı bile çevirmedim. Kanepenin köşesinde battaniyeye sarılmış, tek bir noktaya bakıyordum.

Selam, canım. Affet, işte kaldım, Kaanın yorgun sesinde sahte bir neşe çınladı. Yalan söylediğinde hep böyle olurdu.

Yaklaşıp yanağımdan öpmek istedi. Refleks olarak kendimi geri çektim, belli belirsiz de olsa o bunu fark etti.

Bir şey mi oldu? dedi atkısını çıkartırken.

Bugünün ne günü olduğunu hatırlıyor musun? Sesim çok kısık ve cansızdı.

Kısa bir an durup düşündü.

Çarşamba. Ee?

Bugün annemin doğum günü. Hani ona pasta götürecektik Söz vermiştin.

Kaanın yüzü bir anda değişti. Sahte gülümsemesini suçluluk ve panik aldı.

Aman Allahım, Meryem Tamamen aklımdan çıkmış Özür dilerim, iş yerinde işler Yarın mutlaka arayacağım.

Mutfakta bir şeyler oyalanmaya başladı. Tabaklar, bardaklar Hep böyle olurdu; sessiz soruları oyalamayla savuştururdu.

Ama bu akşam onu korumaya niyetim yoktu. Kalkıp mutfağın kapısında durdum.

Kaan, bugün saat on birlere kadar hangi iş arkadaşınla mesaiye kaldın?

Kaan döndü. Süt kutusunu tutan eli titredi:

Takımdaydık hep beraber. Yeni bir projeye başladık, zaman dar. Nasıl olduğunu sen de bilirsin.

Bilirim, başımı salladım. Bir de biliyorum ki, bugün öğlen saat üçte Elif, her şeyi anlıyorum ama bunu çözmem lazım diye birine telefon ettin.

Elif Onun eski karısı. Üç yıldır birlikte olduğumuz evde gezinen, suskun soğukluk taşıyan bir hayalet.

Kaanın rengi attı.

Sen kulağını mı kabarttın?

Hiç gerek kalmadı, tuvalette o kadar yüksek sesle konuşuyordun ki duymamak imkansızdı.

Sütü tezgaha bırakıp ağır adımlarla sandalyeye oturdu.

Sandığın gibi değil.

O zaman nasıl? Sesim ilk kez çatladı. Altı aydır diken üstündesin, sürekli akşam işte olduğunu söylüyorsun, bana baktığında sanki hiç görmüyormuşsun gibi bakıyorsun Onu geri mi istiyorsun? Söylesene, açıkça. Kaldırırım.

Başını önüne eğip ellerine baktı. O eller ki, en karmaşık makineyi söker takar ama mutluluğu kuramamıştı hiç.

Hayır, ona dönmek gibi bir niyetim yok, dedi kısık sesle.

Peki ne? Onunla mı birlikte oluyorsun?

Hayır! Gözleri öyle içtendi, öyle umutsuzdu ki suçlamalarımdan bir an tereddüt ettim. Meryem, inan bana, öyle bir şey yok.

Peki ne?! Neyin peşindesin? Sesi yükselttim Onun borçlarını mı kapatıyorsun? Dertleriyle mi uğraşıyorsun? Onun hayatını mı yaşıyorsun, bana vereceğin zamanı ona mı ayırıyorsun?

Kaan sustu.

İçimde tuttuğum sözler, bir anda ağzımdan döküldü.

Git, Kaan. Kime gidiyorsan git! Ona, ya da her kimeyse Hatalarını düzelt, ama beni rahat bırak. Artık böyle yaşayamam, istemiyorum.

Koridordan geçip çıkmaya yöneldim ama Kaan fırlayıp yolumu kesti:

Gidecek kimsem yok ki! Yok benim bir Elifim, ne eskisi ne yenisi! Ben de anlamıyorum, ne oluyor bilmiyorum! Sadece her şeyi düzeltmek istiyorum!

Gözlerindeki yaşları saklamak için arkasını döndü.

Açık konuş, diye fısıldadım.

Soruyorsun ya, neyi düzeltiyorsun? diye Kendimi. Onu düzeltmeye çalışıyorum. Başaramıyorum da Sen, Elif değilsin. Daha sabırlısın, daha iyisin, en zor zamanımda bana inandın. Her şey güzel olmalıydı, ben de değişmeliydim. Ama olmuyor. Yine batırıyorum, doğum günlerini unutuyorum, işte takılıp kalıyorum, beklediğini bile bile. Sustukça sustum. Gözlerine baktığımda içindeki ışığın azaldığını görüyorum. Bir zamanlar Elifin de gözlerinde sönmüştü o ışık.

Hiç cevap vermedim.

Başkasını da aramak istemiyorum ki, dedi alçak sesle, korkuyorum; yine hata yaparım, yine birini ağlatırım, yine umutlarını boşa çıkarırım. Bilmiyorum Eş olmayı hiç beceremedim. Aynı evde yaşamak, her gün, kavga dövüş olmadan Her şeyi bozuyorum. Hayatımdaki her şeyi. O yüzden yaşamıyorum sanki, ipte yürüyormuşum gibi; bir yanlış adımda düşecek gibi korkuyorum. Sen de, benim yanımda, sanki hayata dair hiçbir şey hissetmiyorsun.

Kaan gözlerimin içine baktı. Bu kez, kaybolmuş ama dürüst bir bakıştı:

Yani mesele ne sende, ne de Elifte. Sorun benim kendimde

Tüm bu karmaşık itirafları dinledikten sonra bir anda her şey netleşti: Kaan beni başka bir kadınla aldatmamıştı. Korkularıyla, kaybolmuş haliyle, cesaretsizliğiyle sırtımda yük olmuştu. O kötü biri değil; sadece hayat yolunu kaybetmiş, nasıl devam edeceğini bilmeyen biri.

Peki şimdi ne olacak, Kaan? Bir damla bile sitem yoktu sesimde. Farkına vardın; sonra?

Bilmiyorum, dedi dürüstçe.

O zaman önce kendinle hesaplaş, dedim. Psikoloğa git, kitap oku, kafanı duvara vur, ne yapıyorsan yap Yeter ki etrafında dolaşıp mucize bekleme. Öyle bir düğme yok. Sadece çalışmak var, kendinle uğraşmak. Git ve onu da kendi başına yap.

Bensiz.

Mutfaktan çıktım, koridordan geçip montumu giydim.

***

Kapı kapandı. Kaan, mutfağın ortasında, yalnız başına kaldı. Yalnızlığına yağmurun sesi eşlik ediyordu. Pencereye gidip baktı; benim silüetim yağmurda kayboldu. İçine öyle ağır bir his çöktü ki, yıllardır peşinden sürüklediği boşluk ilk kez ete kemiğe bürünmüştü.

Artık boşluğu bir hayal değildi; oradaydı. Soğumuş yemeklerde, sessiz duvarlarda, ellerinin arasındaki boşlukta yaşıyordu.

Meryemin arkasından koşmak yerine, gidip raftan rakı şişesini çıkarttıO an, her şeyin merkezinde tek başına, kendisiyle baş başa kaldı. Sessizce bir sandalyeye oturdu, dirseklerini masaya koyup başını ellerinin arasına aldı. Yağmurun tıkırtısı, içindeki fırtınanın ritmine karıştı. Gözleri usulca doldu; yıllardır bastırdığı, unuttuğunu sandığı acılar sessizce sızdı yüzüne.

Bir zamanlar huzur sandığı, alışkanlık perdesinin arkasına sakladığı tüm boşluk şimdi bir çağrıya dönüşmüştü: Kendine doğru, yıllardır kaçtığı, hiç yüzleşmediği o çocuğa, gençliğine, geçmişine. Mutfakta, soğumuş yemeğin kokusu altında, sonunda kabullenmenin sessiz huzurunu hissetti. Yeniden başlamanın, ilk kez yalnızca kendisi için bir şeyler yapmanın ağırlığı ve hafifliği aynı anda bastı içine.

Telefonunu eline aldı. Numara tuşlamadan, mesaj yazmadan, kimseyi aramadan bir süre öylece durdu; sonra derin bir nefes aldı. Başkalarının hayatında misafir olmaktan yorulmuştu. Belki ilk kez, kendi başına kalmanın ne demek olduğunu gerçekten anlayacaktı.

Meryem yağmurda sessizce uzaklaşırken, şehirde bir ışık daha söndü ama aynı anda, uzakta bir yerde küçücük, tereddütlü bir ışık parladı. Her son, biraz da başlangıçtı. O gece, Kaan o boşluğun tam ortasında, en sonunda ilk adımını attı yalnızca kendisi için.

Rate article
Lifequest
Git, Kaan