Senin yaramazlıklarını biliyorum, dedi eşi. Vedatın içi buz kesti.
Ne irkildi, ne de rengi attı ama içi sanki buruşturulup çöpe atılacak bir kağıt gibi sımsıkı oldu. Olduğu yerde kaldı, nefesi tutulmuş gibiydi.
Şenay mutfakta, tencerenin başında bir şeyler karıştırıyordu. Sırtı eşine dönük, üstünde minik puantiyeli bir önlük, mutfağı saran kavrulmuş soğan kokusu Her zamanki ev haliydi. Sıcak, huzurlu bir tablo. Ama Şenayın sesi, akşam haberlerini sunan bir spikerin sesi gibiydi.
Vedat bir an duymuş olamayacağını düşündü. Belki, Biliyor musun, pazarda güzel salatalıklar var demiştir Ya da üçüncü kattaki komşunun satacağı arabadan bahsetmiştir?
Ama hayır.
Tüm o gezmelerini biliyorum, dedi Şenay tekrar, arkasını dönmeden.
İşte o zaman Vedatın kanı çekildi. Çünkü onun sesinde ne öfke, ne kırgınlık, ne de her zaman en çok korktuğu şey: gözyaşı, suçlama, cam kırıkları… Hiçbiri yoktu. Sadece bir tespit vardı, sanki süt bitmiş haber veriyormuş gibi.
Vedat elli iki yıldır yaşadı bu dünyada. Yirmi sekiz yılı Şenayla geçti. Her huyunu, her mimiğini bilirdi: Sol omzunda bir ben, çorbayı denerken burnunu nasıl kıvırdığı, sabahları iç çekişi Ama bu tonu hiç duymamıştı.
Şe, diye başladı Vedat ama sesi kısıldı.
Boğazını temizledi, tekrar denedi.
Şenay, ne diyorsun sen?
Şenay yavaşça döndü. Uzun uzun baktı ona, sakince; sanki ilk defa görüyormuş gibi ya da eski bir fotoğrafa göz gezdiriyormuşcasına.
Mesela Melis, dedi usulca. Muhasebeciniz. İki bin on sekiz miydi, hatırlamıyorum.
Vedatın ayaklarının altından yer kaydı. Sadece lafın gelişi değil, gerçekten de toprağın altına çekildiğini hissetti.
Allahım Melis mi?!
Yüzünü tam hatırlayamazdı bile. Ne vardı ki bir iş yemeğiydi galiba, ya da sonrasında? Kısa sürdü, hiç ciddi değildi. Kendi kendine, Bir daha asla, demişti o zaman.
Bir de Dilara, devam etti Şenay aynı sakinlikle. Spor salonunda tanıştığın kız. İki yıl evveldi.
Vedatın ağzı açıldı. Sonra kapandı.
Dilarayı da mı biliyor?
Şenay ocağı kapattı. Önlüğünü dikkatle çıkarıp ikiye katladı, masaya oturdu.
Nasıl öğrendiğimi mi soracaksın, yoksa neden sustuğumu mu merak ediyorsun? dedi.
Vedat sessiz kaldı. Konuşmak istemediğinden değil, konuşamadığından.
İlk kez, diye başladı Şenay, on yıl önce fark ettim. İşte kalmanlar başladı, özellikle cuma akşamları. Yüzün gülüyor, gözlerin parlıyor, bir de parfüm
Hüzünlü bir tebessümle devam etti:
Önce kendimi avutmaya çalıştım. Belki ofiste biri yeni parfüm kullanıyordur dedim. Bir ay boyunca kendimi oyaladım. Sonra bir gün ceketinin cebinde iki kişilik bir restoran fişi buldum. Şarap, tatlı Biz oraya hiç gitmemiştik.
Vedat bir şey deyip kendini savunmak, her zamanki gibi uydurmak istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Ne yaptım biliyor musun? Şenay gözlerinin içine baktı. Banyoda ağladım, yüzümü yıkadım, sonra akşam yemeğini hazırladım. Seni güler yüzle karşıladım. Kızıma tek kelime etmedim, o günlerde on beş yaşındaydı. Sınavları vardı, ilk aşkıydı Babasının aslında…
Sustı. Elini masanın üzerinde gezdirdi sanki görünmeyen bir tozu siler gibi.
Dedim ki: Geçer, sabrederim. Erkeklerin huyu bu, orta yaş krizi, heves Dönüp gelir, yeter ki aile dağılmasın.
Şe, dedi Vedat, zorla.
Dur, bırak bitireyim, dedi Şenay.
Susmak zorunda kaldı.
Sonra bir ikinci, üçüncü, dördüncü oldu. Saymayı bıraktım zaten. Telefonunda hep şifre yoktu, zannediyordun ki bakmıyorum. Yazışmalarınızı okudum, saçma mesajları: Özledim tatlım, Dünyanın en iyisisin. Fotoğraflarınıza baktım; sen onlarla gülüp sarılırken… Sesi ilk defa titredi ama derin bir nefes çekip kendini toparladı.
Kendime hep şunu sordum: Neden buna katlanıyorum? Neden sevmeyen biriyle aynı evdeyim?
Ben seni seviyorum! Vedattan bir anda çıktı. Şenay, yemin ederim
Hayır, dedi kararlı bir sesle. Sen alışmışlığı seviyorsun. Temiz evi, sıcak yemeği, ütülü gömlekleri, fazla soru sormayan kadını
Yanından kalkıp pencereye yürüdü. Kararan akşama bakarak uzun uzun bekledi.
Ne zaman karar verdiğimi biliyor musun? dedi arkasını dönmeden. Geçen ay. Kızımız hafta sonu ziyarete gelmişti, mutfakta oturup çay içiyorduk. Anne, dedi, Sen çok değiştin. Hep sessizsin, bir tuhaf Kendin gibi değilsin. O an fark ettim ki gerçekten de öyleydim. Son on yıldır, kendim için yaşamıyordum.
Vedat, onun sırtına bakıyordu dimdik, gergin ve aniden fark etti: Onu kaybediyordu. Belki kaybederim değil, kaybediyorumdu. O anda, tam şimdi.
Ben boşanmak istemiyorum, dedi kısık bir sesle. Şenay, ne olur
Ama ben istiyorum, dedi. Evrakları teslim ettim. Bir ay sonra mahkeme olacak.
Neden şimdi?! Vedat patladı sonunda. Neden şimdi?!
Şenay ona döndü, uzun uzun baktı. Hüzünle gülümsedi.
Çünkü anladım: Sen beni hiç aldatmadın Vedat. Çünkü aldatmak sadece önemli gördüğünü sarsar. Ben ise senin için hep vardım işte, varlığım havasız bir odada nefes gibi, habersiz.
Ve bu doğruydu.
Vedat koltuğa oturdu, birdenbire on yıl yaşlanmış gibiydi. Şenay, antrede kapının önündeydi. Aralarında yirmi sekiz yıl, bir kız çocuğu, anı kokan ev vardı. Ve artık kapanmaz bir uçurum.
Anlamalısın, dedi Vedat sessizce, sensiz kaybolurum ben.
Kaybolmazsın, yaşarsın, kesti Şenay. Bir şekilde.
Yalvarırım! Vedat fırlayıp yanına gitti. Şenay, değişeceğim! Söz! Bir daha asla
Vedat, elini kaldırdı, onu durdurdu. Mesele onlar değil. Hiçbir zaman onlar olmadı.
Peki mesele ne?!
Durdu, kelime seçmeye çalışıyordu; yıllar yılı ağzına gelmemiş o cümleleri.
Bilir misin nasıl hissettim? Sen her yeni Melisten ya da Dilaradan geldikten sonra, yanında yatarken kendimi yok gibi hissediyordum. Öyle saklamıyordun ki zaten! Telefon ortada, gömleklerde ruj izi Ben ise aptal ya da kör sanılıyordum.
Vedat yutkundu, sanki biri yumruk atmıştı.
İstememiştim böyle olmasını.
İstememiş miydin? yanına kadar yaklaştı Şenay. Gözleri parlıyordu; ne hüzünden, ne gözyaşından ama yılların yığdığı öfkeyle. Hiç düşünmedin beni zaten. Diğer kadınları öperken ne vardı aklında? Karım anlamaz mı? Yoksa Ne fark eder?
Vedat sustu.
Çünkü cevabı daha beterdi.
Hakikaten hiç düşünmemişti. Şenay hayatının sabit bir parçasıydı. Hep orada duracaktı nasılsa.
Sen gezmelerden dönüp geldin ya, sana göre dünyada hiçbir şey değişmemişti. Evin, ailen, düzenin yerli yerindeydi.
Arkası dönük devam etti:
Ama ben yoktum orada, o hayatta. Hiç yoktum aslında.
Vedat yaklaşmak, omzuna dokunmak istedi.
Şenay uzaklaştı.
Artık gerek yok, dedi bitkin bir sesle. Çok geç kaldın.
Vedat ellerini tuttu.
Şenay, yalvarırım! Bir şans ver! Değişirim, başka biri olurum!
El ele bakıştılar; Vedatın yüzü korkmuş ve yamulmuştu. Şenay ilk kez, onun gerçekten korktuğunu anladı. Ama onu kaybetmekten değil.
Vedat, yalnız kalmaktan korkuyordu.
Biliyor musun, dedi sessizce, ellerini kurtarırken, ben de çok korktum. Sensiz, ailesiz kalmaktan. Ama artık anladım:
Çoktan yalnızım. Senin yanında bile yalnızdım.
Ve çıkışa yöneldi.
Üç hafta geçti.
Vedat şimdi bomboş evinde, kızıyla yaşamaya giden Şenaydan sonra, elinde telefon Hesaplarında Melis, Dilara ve başka birkaç isim daha duruyordu.
Dilarayı aradı.
Açmadı.
Melise yazdı okudu, cevaplamadı.
Diğerleri de ilgilenmedi bile.
İlginçti, ailesi varken herkes yanında olmak isterdi; şimdi özgürken Kimse arayıp sormuyordu.
O devasa eve konuşlanmış, ilk defa hayatında bu kadar yalnız hissediyordu.
Yine telefonunu aldı, Şenay ismine baktı uzun uzun.
Bir mesaj yazdı. Sildi. Tekrar yazdı. Yine sildi.
Sonunda sadece şunu yazdı: Görebilir miyim seni?
Bir saat sonra cevap geldi: Neden?
Vedat düşündü. Affet geçti artık; Dön anlamsız. Değiştim yalan…
O da sadece gerçeği yazdı:
Her şeye yeniden başlamak istiyorum. Deneyebilir miyiz?
Üç nokta belirdi, silindi. Sonra yeniden
Ve cevap geldi:
Kızın evine, cumartesi ikiye gel. Konuşalım.
Vedat derin bir nefes verdi.
Ne olacağını bilmiyordu. Affeder mi, döner mi İkinci bir şansı hak ediyor muydu, belirsizdi.
Parmağında dönüp duran yüzüğüne baktı.
Ve yıllar sonra ilk defa, gerçekten baştan başlama isteği hissetti.
Şenay izin verirse…
Sizce Şenay kocasının yanlışlarını görmezden gelmekle hata mı ettiydi? İlk başta kavga çıkarıp, net bir duruş mu sergilemeliydi? Siz ne düşünüyorsunuz?




