Neden bu akşam telefon hiç çalmadı, acaba hat mı çekmiyor? Yoksa günleri mi karıştırdılar? Unutmuş olamazlar, Ali, bu öyle sıradan bir doğum günü değil, kırk yaş, yuvarlak bir tarih, dedi Asuman, elinde kristal kadehi evirip çevirirken, masanın ortasında bembeyaz örtüde duran kapalı cep telefonuna baktı.
Kocası Ali ise, mahcup bir ifadeyle, tabaktaki fırınlanmış tavuğuna gözlerini dikmişti. Sanki etleri uzun uzun çiğnemek, cevap vermeyi geciktirmeye yarıyordu. Salonda mumlar yanıyor, hafif bir müzik çalıyor, mandalina ve çam kokusu odayı dolduruyordu. Asumanın doğum günü Aralık’ta, yılbaşı öncesine denk gelirdi. Masa küçük bir ziyafet sofrasıydı; iki gün boyunca çeşit çeşit meze hazırlamıştı, yine Alinin akrabaları uğrar ya da en azından arar diye umut etmişti.
Asuman, annemi bilirsin işte, dedi Ali sonunda, çatalını bırakıp. Bu aralar tansiyonu var Hem belki köyde bahçeyle uğraşıyordur. Ama kış günü hangi bahçe Neyse, unutmuştur. Yaş ilerledi. Derya da çok çalışıyor, şirket kapanışı zamanı.
Deryanın yılın her zamanı bir bahanesi var bana geldi mi, dedi Asuman acı bir tebessümle. Ama yeğenlere bakacak biri lazım olunca ya da maaştan önce borç isteyince hemen numaramı hiç unutmuyor.
Asuman yerinden kalkıp pencereye yaklaştı. Camın ardında iri kar taneleri savruluyordu. Kırk yaşındaydı artık. Dönüm noktası. Bir kadın için hayatın kısa bir muhasebesi. Ve bugünün muhasebesinde, içini acıtan bir gerçek vardı: On beş yıl boyunca Alinin ailesine tam anlamıyla destek olmuş, onlara her koşulda kol-kanat germiş, kimi zaman ücretsiz aşçı, kimi zaman şoför, kimi zaman dert ortağı olmuştu. Ama bugün onların ajandasında yeri yoktu.
Boşver üzülme, diyerek Ali arkasından yaklaşıp omzunu sardı. Biz birlikteyiz ya, önemli olan bu. Hem sana güzel bir hediye aldım.
Gerçekten gönlünü çelecek bir hediyeydi; çok istediği bir spa merkezine hediye çeki. Ali onu seviyordu, doğru. Ama Alinin annesi Saime Hanımın baskısına ya da kardeşi Deryanın rahatlığına hiç karşı koyamazdı; genellikle kafasını kuma gömüp sorunların geçmesini beklerdi.
Üzülmüyorum artık, Ali, diye fısıldadı Asuman, camdaki koyu siluetine bakarak. Sadece sonuç çıkarıyorum.
Zaten uzun zamandır sonuç çıkarma vakti gelmişti. Bundan bir yıl önce kayınvalidesi Saime Hanımın altmış beşinci yaş gününü Asuman bizzat organize etmişti. O hafta izin almış, indirimli iyi bir restoran bulmuş, menüyü kendi planlamış, iki katlı büyük bir pasta hazırlamış, geceleri eski fotoğraflardan duygusal bir kısa film kurgulamıştı. Ama karşılığında neyle ödüllendirilmişti? Keşke kremasını biraz daha bol yapsaydın diyerek verilen kuru bir teşekkür ve etiketini unutulmuş ucuza alınmış indirimdeki duş jeli.
Derya da, Asumanın yardımını hep bir hak gibi görür, Asuman, çocukları kreşten alsana, maniküre geç kalacağım, Asuman, tezimi yazmama yardımcı ol, sen daha iyi bilirsin, Asuman, şu elbiseni bana ödünç versene, şirket yemeği var, der, Asuman da her seferinde yardımcı olurdu. Sanırdı ki, aile olmak böyle bir şeydi. İyilik gibi, döner dolaşır yine kendine gelir.
Ama telefon hiç çalmadı. O akşam da, ertesi gün de. Hatta alelade bir mesaja, şu klişe çiçekli resimlerden birine bile lüzum görülmemişti, oysa dini bayramlarda hemen hepsinin mesaj kutusu bunlarla dolardı.
Bir hafta boyunca sükût ve kırgınlık hakimdi. Asuman bekledi. Acaba ne kadar sürecek, kendini merak ediyordu. Tam bir hafta sonra arayan oldu.
Ekranda Derya adı parladı.
Selam doğum günü kızı! Deryanın neşeli sesi çınladı. Ne bir mahcubiyet, ne bir utanma. Bak, şöyle bir mevzu var. Biz kocamla İzmire hafta sonu bir kaçamak düşünüyoruz. Sen bizim Boncuka bakamaz mısın? Tanıdık ortam, sahipleri gibi sever seni, otel desen hem çok pahalı, hem de alışık değil hayvancık.
Asuman telefon elinde donakaldı. Mutfakta hamur yoğuruyordu oysa az evvel.
Merhaba Derya, dedi ağır ağır. Geçen hafta için bana bir şey demeyecek misin?
Ne oldu ki geçen hafta? diye cevapladı Derya şaşkınlıkla. Aa, doğum günün müydü? Ay vallahi kaçırmışım, kusura bakma. Kopuğum bu aralar. Ama dargın değilsin di mi? Ne gerek var öyle takılmaya. Geçmiş doğum günün de kutlu olsun canım. Hadi Boncuk işi?
Boncuk, geçen seferde yeni ayakkabılarını parçalayan, koridorun duvarlarını tırmalayan koca bir av köpeğiydi.
Hayır, dedi Asuman.
Ne hayır? şaşırdı Derya.
Hayır, Boncuku alamam.
Telefonun ucunda buz gibi bir sessizlik oluştu.
Şaka mı bu? Deryanın sesi bir oktav yükseldi. Ne saçmalıyorsun ya, biletleri aldık, otel ayarlandı, sen her zaman bakardın!
Ben hep bakıyordum, ama artık bakmayacağım. Başka planlarım var. Zaten hayvan oteli her zaman açık.
Yok artık, doğum günü için mi küstün? Kırk yaşına gelmişsin, bir kutlama için çocuksu triplere gerek yok! Vallahi hiç yakıştıramadım sana. Neyse, annemi arayıp anlatacağım bunu!
İstersen ara, dedi Asuman sakinlikle ve telefonu kapattı.
Elleri hafif titriyordu ama içini bir hafiflik kapladı. İlk kez hayır diyordu. Hiçbir şey olmadı, tavan başına yıkılmadı, sadece hamuru usulca kabaran bir miskinlik vardı mutfakta.
Akşam, Ali işten döndüğünde mahcup bir haldeydi. Belli ki epey üstüne gidilmişti.
Asuman, annem aradı Derya ağlamış, gezileri mahvoluyormuş… Şu köpeğe acaba biz mi baksak? Zaten ne olacak?
Asuman uzun ve dikkatli bir bakış attı ona.
Ali, onlar benim kırkıncı yaşımı unuttu. Doğum günümü geç, kırk yıl ya… Üstelik Derya sadece köpeği için mesaj attı. Sence bu tek taraflı bir oyun değil mi?
Evet, dedi Ali, yorgun bir nefesle sandalyeye çökerek. Ama aile bunlar
Aile demek saygı demek, Ali. Beni hizmetçi gibi görmelerine izin vermeyeceğim artık. Bugün itibarıyla değişiyor her şey.
Ali cevap veremedi, Boncuk da gidip hayvan otelinde kaldı. İki hafta boyunca Asuman adeta dışlanmıştı; arkalarından konuşulmuş, kincilikle suçlanmıştı.
Ama zaman akıp geçti, yılın en mühim günü geliyordu: Kayınvalide Saime Hanımın yetmişinci doğum günü.
Böyle kutlamalar bol gösterişli olurdu. Saime Hanım ise misafirperverliğe, göze hoş görünmeye meraklı bir kadındı; tüm sülale, eski iş arkadaşları, komşular davetliydi. Mekan ise Alinin elleriyle yaptığı büyük müstakil yazlık evdi.
Her zaman olduğu gibiydi: İki hafta önce Saime Hanım arar, bol listeler, menüler hazırlardı. Alışverişi ve taşımayı organize etmek, yemekleri pişirmek tabii ki Asumanın işiydi. Gelin olduğu için, arabası olduğu için, eli yatkın olduğu için. Onlar ise güzelleşme, bakım ve misafir ağırlama kısmındaydı.
Ocak ortasında bir telefon geldi.
Asumancığım, nasılsınız bakalım, iyisinizdir inşallah? Ee, kutlamaya hazırlanmak lazım! Listeyi çıkardım, hemen söyleyeyim: Üç kutu kaliteli havyar, kırmızı balık olsun, mangallık et on kilo olsun, beş çeşit salata Not alıyorsun di mi?
Asuman kahvesini karıştırırken telefon kulağındaydı ama elinde bir kalem yoktu.
Saime Hanım, kibarca araya girdi. Bunların hepsini kim hazırlayacak?
Kim hazırlayacak? Tabii ki biz yani sen Ben mutfakta yardımcı olacağım, fazla ayakta kalamıyorum malum. Derya da sofrayı kurar.
Saime Hanım, üzgünüm ama, sesi nazikti, o tarihlerde planım var. Doğum günü için misafir gibi geleceğim, davetlilerin saatinde.
Uzun, ağır bir sessizlik oldu; neredeyse hava bıçağa dönüşmüştü.
Neymiş o işin? buz gibi bir tonla sordu Saime Hanım. Kocanın annesinin doğum gününden daha önemli ne işin olabilir senin? Aklını mı oynattın Asuman? Kim hazırlayacak?
Artık dışarıdan yemek servisi var ya da restorandan ısmarlayabilirsiniz. Her şey hazır, mis gibi, bulaşığa da lüzum kalmaz.
Dışarıdan mı? Fiyatlar uçmuş, benim maaşla mı olacak? Evin yemeği gibi olur muymuş Bak kızım, tek başına naz yapmayı bırak. Köpek için sana küstük, bitti o iş; doğum günü ise kutsaldır, aileyi bir araya toplar. Ben seni Cuma bekliyorum, listenin detaylarını Aliye atarım.
Telefonu suratına kapattı. Akşam Ali eve geldiğinde rengi atmıştı.
Asuman, annem kıyameti kopardı. Liste yirmi bin lira tutuyor. Cuma gelmemizi, hepsini bizim almamızı istiyor. Ne yapacağız?
Sen gidebilirsin, dedi Asuman rahatça. Hepsini alırsan al, ama ben Cuma günü yazlığa gelmeyeceğim. Mutfakta da olmayacağım, bunu annenize söyledim.
Asuman, rezalet olacak! Konuklar aç aç evde mi bekleyecek…
Ali, dedi sakince, hatırla doğum günümü. Masa doluydu ama sandalyeler boştu. Saatlerce emek verdim, gece gündüz hazırlandım, beni yok saydınız. Ben de artık öyle davranacağım. Sadece konuk olacağım, kutlayacağım sizi. Ama bir daha mutfağa girmeyeceğim. Eğer annenin şöleni olacaksa, ya aşçı tutsun ya da kızına yaptırsın.
Ali epey telefon görüşmesi yaptı, sinirlendi, tartıştı. Sonunda alışverişi o yaptı ama yemek yapacak hali yoktu. Derya da telefonda elime zarar gelsin, yokum deyip köşesine çekildi.
Gün geldi, büyük doğum günü.
Asuman geç kalktı, keyifle kahvaltı yaptı, yüz maskesi sürdü. En şık, koyu lacivert elbisesini giydi, saçlarını topladı, adeta parlıyordu.
Ali sabah erkenden yazlığa gitmişti, panikle bir şeyler organize etmeye çalışıyordu. Beş kere arayıp, Ne olur erkenden gel, annem bağırıyor, et marine değil, salata yok, diye sızlanmıştı.
Ben davetiyede yazan saat olan ikide gelirim, deyip her seferinde telefonu kapadı.
Bir VIP taksi çağırdı, yolda küçük ve şık bir kasımpatı buketi ve sade bir hediye aldı.
Yazlığın kapısına geldiğinde avlu, misafir arabası doluydu. Evden gelenler müzik değil, çatal bıçak sesleri ve kavga gürültüsüydü.
Evin içine girince, Birleşik Krallık portresiyle karşılaştı; Saime Hanım bornozla, bigudili, pancar gibi mutfakta dolanıyor. Derya, hoş bir elbise ama üstüne önlük giymiş kırık bir manikürle bezelye konservesini açamıyor. Ali ise mangal başında kömür karası, et pişiremiyor.
Misafirler boş masada öylece oturup birbirlerine bakıyorlardı.
Geldin sonunda! diye cırladı Saime Hanım. Hanımefendi şimdi gelmiş, biz sürünüyoruz! Hemen mutfağa, misafirler aç kaldı!
İyi günler, Saime Hanım, dedi Asuman ince bir gülümsemeyle. Doğum gününüz kutlu olsun, sağlıklı nice yıllar dilerim.
Çiçekleri ve minik kutusunu uzattı.
Bu da ne? diye burun kıvırarak aldı Saime Hanım. Şimdi hemen mutfağa, patatesler kaynamadı, mezeler daha yok; hemen yardım et!
Saime Hanım, ben davetliyim, dedi Asuman yüksek sesle, herkesin duyacağı şekilde. Mutfakta çalışmak için gelmedim. İki hafta önce bu konuda sizi arayıp bilgilendirmiştim.
Şimdi oldu! deli gibi bağırdı kayınvalide. Herkesin önünde rezil ettin beni!
Derya, bezelye konservelerini masaya atıp ellerine baktı:
Tırnağım kırıldı Asuman, sırf senin yüzünden! Hadi mutfağa, yardım et!
Bu senin annenin doğum günü, Derya. Yardımı sen edersin tabii. Ben nişanlıydım, ama bana hep dışarıdan muamelesi yapılır. Şimdi konuk gibiyim.
Asuman oturma odasındaki boş bir sandalyeye geçti.
Herkese merhaba, dedi toparlanan akrabalara. Hava ne güzel, değil mi? Yiyecek olmasa da, eminim ev sahibi bizi şaşırtacaktır.
O sırada Ali, is kokulu, üstü kara şeklinde içeri girmişti.
Kebabı yaktım ben, dedi karalar içinde. Aradım Deryayı, o sırada unuttum, kül olmuş hepsi.
Odadaki yirmi konuk sessizce ana oğla baktı. Saime Hanım koltuğa çöktü, elini göğsüne koydu; bu kez numara değil, rezilliğin ağırlığıydı.
Her şeyin sebebi bu! diye bağırdı, parmağını Asumana sallayarak. Her şey rezalet oldu!
Saime Hanım, dedi Asuman ayağa kalkıp. Kimseyi rezil etmedim, sadece size aynı şekilde davrandım. Benim kırkıncı yaşımı önemsemediniz, beni yok saydınız, sadece hizmet eden biri olarak gördünüz. Ben de sizin için bir insan olarak burada olduğumu göstermek istedim. Hediye kutusunu açmanız iyi olur.
Kayınvalide eli titreyerek kutuyu açtı; kedili, ucuz bir takvim çıktı.
Bu ne şimdi? diye mırıldandı.
Takvim. Tüm aile bireylerinin doğum günlerini kırmızıyla işaretledim. Benimki de var. Bu sefer unutmazsanız iyi olur. Siz bana ucuz duş jeli, ben size hatırlatıcı takvim. Eşit olduk.
İçeride birileri kıkırdadı. Enişte kahkahaya boğuldu.
Doğru vallahi, Saime! Altın gibi gelinin var diye övünüyorsun, sonra doğum gününü unutuyorsun! Hiç yakışık almadı sana.
Sus şunu! diye bağırdı Saime Hanım.
Günün tadı kaçtı. Sofrada sadece aceleyle doğranmış peynir, birkaç konserve vardı. Ana yemek yoktu. Misafirler limon gibi suratlarla birkaç duble içerken kendi aralarında yorumladılar.
Bir saat sonra Asuman taksi çağırdı.
Ben gidiyorum, burası bana iyi gelmedi, dedi Aliye kapıda. Havası hiç de kutlamaya uygun değil.
Asuman, annem seni asla affetmeyecek, diye fısıldadı Ali.
Ama bugün getirdiğim sofranın değerini belki anladınız. Artık emeğim kıymetsiz olmayacak. Akşam gelince güzel bir pizza sipariş ederiz, gerçek bir kutlama yaparız.
Çıktı gitti.
Evdeki öfke fırtınası bir ay sürdü. Saime Hanım utancını öfkeye çevirdi, Derya ise bencillik deyip durdu.
Ama tuhaf bir değişim oldu. Ali artık annesini bahane etmez oldu. O gün, annesini tek başına organize etmeye çalışırken rezilliğe düştü, evdeki huzurla annesinde gördüğü kaosu ayırt etti.
Bir ay sonra sıradan bir hafta günü Asumana kocaman bir gül buketi getirdi.
Sana, dedi kısaca. Bir de, bu yılki bayramda anneye yardıma gitmeyeceğiz. Birlikte kaplıcaya gideceğiz, biletleri aldım.
Asuman derin bir nefes alıp gülümsedi.
Peki ya tarladaki işleri kim yapacak?
Patatesi hazır alırız, dedi Ali kararlıca. Aile sevgisini de artık bedavadan kazanmıyoruz. Haklıydın Asuman, saygı karşılıklı olmalı.
Saime Hanım ve Derya uzun süre somurttu. Ama Kadınlar Gününde Deryadan kısa bir kutlama mesajı geldi: Günün kutlu olsun Asuman, bahar gibi ol! ve bir kırmızı lale emojisi.
Bu küçük ama gerçek bir zaferdi. Asuman Deryanın dostu, Saime Hanımın favorisi olmadı. Ama artık Asumanın sırtından iş görmek olmayacaktı. O kapı yalnızca karşılıklı saygı ve iyi niyetle açılırdı.
O kedili takvim mi? Aliye kalırsa, Saime Hanımın mutfağında duvarda; Asumanın doğum günü de büyük kırmızı bir daireyle işaretli, her ihtimale karşı
Bu hikaye size tanıdık geldiyse, kayıtsız kalmayın, sizler de benzer akraba anılarınızı anlatın belki birilerinin aklındaki gelin kalıbı biraz değişir; yol biraz daha insanca olurYıl sona ererken Asuman, mutfağın pencere önüne yerleştirdiği kedili takvime bir kez daha baktı. Elinde Alinin getirdiği gül buketinden bir dal, pencerenin yanındaki vazoya eğildi. Odaya kış güneşi vuruyordu; narin ışık, eskisinden bambaşka bir huzurla doluydu.
Takvimde kırmızıyla çerçevelenmiş önce kendi doğum günü, sonra Alinin, ardından diğer aile bireylerinin isimleri duruyordu. Her bir kutu anımsatıcıydı ama Asuman, artık kendi hayatında unutulmayacak özel günlerin yalnızca başkalarıyla değil, kendisiyle de kutlanması gerektiğini öğrenmişti.
O sırada telefon ekranı ışıldadı: Anne, akşama hangi pizzayı istersin? Sevgiler, Ali. Yüreği bir an ısındı. Herkesin her zaman yanında olması gerekmiyordu. En çok ihtiyacı olan, kendisine iyi davranmaktı.
Asuman pencereyi araladı, kar beyazı hava içeri doldu. Kendi için, ilk kez hayır demenin tarifsiz hafifliğini, mutluluğunun tek anahtarının başkalarının elinde olmadığını biliyordu artık. Yeniden doğmuş gibiydi, kırk yaşının ilk kışı ona kendini armağan etmişti. O an, takvimin üzerine ince bir kalemle, “Kendime iyi davrandığım gün” yazdı. Gülümsedi.
Çünkü bazı sofralarda boş tabaklar olurdu; ama aslolan, kendi tabağını sevgiyle doldurmaktı ve Asuman, sonunda, kendi yemeğinin şefiydi.




