Bir Yavruyla Yaşamanın En Zoru Sandığın Gibi Değil: Yağmurda Dışarı Çıkmak, Soğukta Titremek, Uykusuzken Yürümek, Davetleri Geri Çevirmek Ya da Üzerinde ve Yemeğinde Tüy Olması Değil; Asıl Zorluk, Onun Yanında Eskisi Gibi Koşamadığını, Gözlerinde O Yorgun Işığı Gördüğünde, Tüm Hayatını Sana Adamış Olan O Canı Kaybetmeye Hazır Olmamak ve Ardında Kalan Sessizlikle Başa Çıkabilmek—Ama Yine de O Sevgiyi Yeniden Seçmekten Vazgeçememek.

Bir köpekle yaşamanın en zor yanı, çoğu insanın sandığı şeyler değil aslında. En zoru, yağmur altında onu dışarı çıkarmak, iliklerine kadar üşüdüğün o soğuk sabahlarda ya da doğru dürüst uyuyamamışken yine de onun için ayakta olmak değil. Kalbin daralmışken yine de onun gözlerine bakıp gülümsemek, asla zor olan bu değil.

Arkadaşların seni bir yerlere davet edip de “Ama köpeğini getirme” dediklerinde teklifleri geri çevirmek de mesele değil. Çarşaflarda, kıyafetlerinde, hatta bazen yemeğine bulaşan tüyler de sorun olmuyor. Her gün defalarca yerleri silmek, bilerek ve isteyerek, nasıl olsa birazdan tekrar battığını bile bile, sana ağır gelmiyor.

Veteriner masrafları ya da gözünden kaçan bir ayrıntı için duyduğun o belirsiz korku da değildir asıl zor olan. Kaybettiğim özgürlüğüm, günümün ve planlarımın artık “biz” oluşu, kalbimin bir zamanlar yalnızca bana ait olmaması bunlar değil zor olan.

Bunların hepsine aşk denir.
Bunların hepsi hayatın ta kendisidir.
Ve bunların hepsini ben, bizzat kendim istedim.

Aslında en zoru ağır ağır gelir tıpkı nemli havada sızlamaya başlayan eklemler gibi, ya da başta hissetmediğin ama yavaşça iliklerine işleyen soğuk gibi.

Bir gün, aniden, fark ediyorsun:
Eskisi gibi değil, artık gücü yok.
Deniyor, ama yapamıyor.

Her zamanki gibi sana koşmaya çalışıyor, ama adımları hafifliyor, eskisi gibi neşeli değil.
Gözleri hâlâ senin gözlerin, ama içinde huzursuz bir yorgunluk var, sanki uğraştıkça daha da zorlaşıyor her şey.
“Yanındayım, ama bana her geçen gün daha zor” diyen bakışlar.

O eski neşesini hatırlıyorsun.
Şimdiki haline bakıyorsun bu hâliyle sana her zamankinden daha fazla güvenmiş hâlde.

O her daim sana güvendi:
Yanında olacağına,
yardım edeceğine,
onu kurtaracağına.

Sen de elinden geleni yaptın.
Ama artık yaşlılıktan kurtaramayacağını anlıyorsun.

İşte en acısı da bu.
Senin için o her zaman bir dost, bir teselli oldu
Ama sen onun için HER ŞEY oldun:
Tüm dünyası,
tüm gökyüzü,
bütün umudu oldun.

Ama hazır değilsin.
Onu bırakmaya hazır değilsin.
Seni koşulsuz sevmeyi öğreten o canlının yavaşça gözlerinin önünde sönmesine hazır değilsin.

Sonra sessizlik gelir.
O ağır, tarifsiz bir sessizlik.
Yastığın üstünde boş bir yer bırakır.
Kimsenin yalayamayacağı mama kabı.
Ve o kocaman kalbin artık parçalanmış hâli.

Yeniden dışarı çıkarsın, bu kez onsuz.
Ve kendini boşluğa Hadi bakalım, minik dostum derken bulursun.

Zamanı geriye alma şansım olsa
Onu tekrar seçerdim.
Yorgunluğunu, hüznünü, adanmışlığını tekrar tekrar seçerdim.

Çünkü o sevgi gerçektir.

Bir köpeğe sahip olmak, hayatına bir ateş almak demektir.
Sana sıcacık, sonsuza dek yetecek bir ateş.
O, artık yanında olmasa bile.

Çünkü bir köpeğin bu dünyadaki tek vazifesi,
sana kalbini, sıcacık sevgisini vermektir.

Bugün anladım ki;
Gerçekten sevmek kayıpları da göze alabilmekmiş. O küçük patiler hayatıma kocaman bir kalp bıraktı.

Rate article
Lifequest
Bir Yavruyla Yaşamanın En Zoru Sandığın Gibi Değil: Yağmurda Dışarı Çıkmak, Soğukta Titremek, Uykusuzken Yürümek, Davetleri Geri Çevirmek Ya da Üzerinde ve Yemeğinde Tüy Olması Değil; Asıl Zorluk, Onun Yanında Eskisi Gibi Koşamadığını, Gözlerinde O Yorgun Işığı Gördüğünde, Tüm Hayatını Sana Adamış Olan O Canı Kaybetmeye Hazır Olmamak ve Ardında Kalan Sessizlikle Başa Çıkabilmek—Ama Yine de O Sevgiyi Yeniden Seçmekten Vazgeçememek.