Çiftçi yeni nişanlısıyla ata binerken… eski hamile eşi kucağında odunla karşılarına çıkınca adeta donakaldı…

Çiftçi, nişanlısıyla at sırtında ilerlerken… eski eşini görünce donup kaldı; hamileydi ve odun taşıyordu rüyada gibi…

Burak, yeni nişanlısı ile yavaşça atlarıyla köy yolunda süzülürken birden gördü onu: Eski eşi, Elif; dokuz aylık karnı büyümüş, odun yığınını sırtlamış halde ahıra ilerliyordu. O an, kafasında garip hesaplar dönerken, kanı buz kesildi: O çocuk, o bebek onundu ve Burak bunun rüyasında bile farkında değildi. Bir zamanlar boşanmak, İstanbul’dan Adana’ya kadar bütün mahallede rezillikti; aileler perişan, kadınlar parmakla gösterilir, erkeklere kimse güvenmezdi.

Ama bazen de bir nedeni yoktu, ne kavga, ne ihanet, sadece iki iyi insan ve hayattan farklı hayaller… Burak ve Elif işte böyleydiler. Gençken evlenmişlerdi, Burak 26, Elif 23 yaşında. O zamanlar aşk vardı ya da öyle sanıyorlardı. İlk yıllar güzeldi; birlikte Elifin babasından kalan, iki katlı, bahçeli, on dönüm dikili toprağı işletiyorlardı. Zerdali, kiraz, incir ağaçları arasında huzurlu bir küçük evleri vardı.

Elif toprağı severdi. Sabah gün doğunca kalkar, bütün ağaçları tek tek tanır, her köşe başında bir anı biriktirirdi. Onun için yaşam buydu: toprak, bir çatı, bir sofra. Ama Burak zamanla fazlasını istedi: Yeni tarlalar, şehirde ticaret, işçi, belki bir dükkan, markalar… -Ama Elif bundan hiç hoşlanmadı. Yeter, Burak; neye daha fazlası? derdi. Bir miras bırakmak istiyorum, büyük bir şey… Elimizdeki miras zaten büyük, iyi bakarsak çocuklarımızın çocuklarına yeter! Kavga çıkarsa bile asla şiddet yoktu, sadece kalbin ağırlaşması, yıl yıl karşılıklı yıpranma…

Derken bir sabah, 8 yıllık evlilikten sonra mutfakta durup birbirlerine dokunmadan Böyle devam edemeyiz, dedi Burak. Elif, gözlerinde yaşlar İkimiz de değişmeyecek. Evet. O zaman… derin soluk alış, Dostça ayrılalım, çünkü birbirimizi halen seviyoruz, kırmadan bitsin. Öyle de oldu. Dava sessizdi, kimse bağırmadı. Burak şehirdeki parasını alıp gitti, Elif ise arazisini aldı, tek başına kaldı. Elif sabahları yine tarlada, ağaçlarda, eski neşesinde. Burak Kadıköy’de bir daire tuttu, ticarete atıldı, çalışanlar aldı, tam hayalindeki gibi…

Üç hafta sonra Burak, Defneyle tanıştı! Varlıklı, zarif, şehirli; hayata onun gözüyle bakabilen bir kadın. Altı ay sonra nişanlandılar. Burak, gerçek eşini bulduğunu sandı. Oysa bilmiyordu: Elif, boşanmadan üç hafta sonra hamile olduğunu öğrenmiş, Burak’a söylemek için evine gitmiş ama kapıyı Defne açıp Burak seni görmek istemiyor. Artık yeni hayatı var, demiş soğukça. Elif, kalbi kırık ama gururlu, Beni üç haftada unuttuysa ben de çocuğumu tek başıma büyütürüm, diye dönüp gitmiş.

Bir rüya gibi geçen o aylarda Elif çalıştı, karnı büyüdü. Köyde kimi acıdı, kimi ayıpladı ama o hiçbirine aldırmadı. Sahip çıkanlar oldu: Yaşlı komşu Hasan amca, ağır işler için yardıma geldi; ebesi Fatma teyze sık sık uğradı. Bebek sağlıklıydı, Elif de. Sonra bir ilkbahar günü, Burak eski araziye doğru at sürdü. Yanında Defneyle, yeni satın alacağı tarlaları gezdiriyordu. Bahçe yolunda Elifi gördü: Sırtında odun demeti, karnı büyümüş, ahır yolunda ağır adımlarla ilerliyordu.

Burak, dizginleri çekti. At bir anda durunca Defne Ne oldu? dedi. Ama Burakın bakışları Elife kilitli. Elif, odunları bırakmadan, yere takılmamaya çalışıyordu. Burak, kafasında deli sorularla Sekiz ay oldu -çocuk yedi aylık, tam tamına ben boşandıktan birkaç hafta sonra… diye düşündü. O bebek… Onundu! Elif farkında bile değildi Burakın orada olduğunun. Burak atından indi, bacakları titreyerek yürüdü. Defne de şaşkınca arkasından.

Elif yolun ortasında onu fark etti. Yüzünde önce şaşkınlık, sonra hüzünler: korku, kızgınlık, utanç. Karşı karşıya gelince Burak karnına, sonra yüzüne baktı. Elif. Elif dimdik durdu. Burak. Hamile misin? Neredeyse sekiz ay. Burakın sesi çatladı. O… o çocuk benim mi? Soru yoktu aslında, gerçekti. Elif cevap vermedi ama gözleri söylüyordu. Neden bana söylemedin? Söylemeye çalıştım. Ne zaman? Hiç gelmedin. Geldim! Boşanmadan üç hafta sonra kapına geldim. Nişanlın açtı, seninle konuşamayacağımı söyledi.

Valentina (Defne) uzaktan dinliyordu, sessizce baktı; onda ilk defa suçluluk vardı. Haklısın, söyledim. Çünkü senin tamamıyla geçmişi bırakman gerekiyordu. Ama o çocuk benim. Bilmiyordum. O geldiğinde umutsuzdu, seni geri almak ister sandım. Elif odunları yere bıraktı, yumruklarını sıktı. Ben seni geri almak için gelmedim, sadece hamile olduğumu söylemek için geldim. Ama üç haftada hayatının değiştiğini görünce anlatmanın bir anlamı yok dedim. Ama anlatmalıydın. O çocuk benim! Bir hıçkırık.

Elif acıyla güldü. Hayır, benim. Sekiz ay boyunca tek başıma büyüttüm onu. Her sabah, her gece. Ben bilmiyordum, çok meşguldüm. Çok hızlı ilerledin Burak, üç hafta sonra yeni nişanlın oldun. Defne soğukça araya girdi. Ben yedek değil, geleceğim. Elif ona küçümseyerek baktı. Gelecek başkalarının acısını kullanmaz. Burak ellerini havaya kaldırdı. Yeter! Bu bana ağır… Elife baktı, ilk defa dikkatli: Yüzü solgun, ellerinde yeni nasırlar, giysisi sade; tüm yüküyle orada. Elif, yardımcı olayım. İş, para, ne istersen… Tek başıma yeterim. Ama hamile odun taşıyorsun! Yanımda Hasan amca var, ağır işleri o yapıyor, odunu da taşırım. Burası benim evim, benim çocuğum.

Elif derin nefes aldı. Sen yolunu seçtin, büyük hayaller peşinde gittin. Ama ben de kendi yolumu seçtim. Baba olmamı istemiyor musun? İstemedim, çünkü o haklarını o gece kaybettin. Ve arkasını dönüp uzaklaştı. Burak, orada kala kaldı, sanki bir rüyanın içinde. Defne yaklaştı: Hadi, burada kalmanın anlamı yok. Ama o, ilk defa ne yapacağını bilmiyordu.

O gece Burak yatağında döndü durdu. Şehirdeki lüks evinde, tavanı izleyip: Ben baba olacaktım, oldum belki. Ama annesi beni istemiyor. Yanında Defne huzurla uyuyordu gerçekte seviyor muydu diye düşündü, yoksa sadece eski ağırlığı mı doldurmuştu?

Ertesi sabah babasına danıştı. Babası, Mehmet Bey: 65 yaşında, Anadolu’nun büyük çiftlik sahibi, otoriter. Konuyu anlatınca Mehmet Bey ciddi şekilde O çocuk Türkkanlar’ın torunu. Bu ailede yetişmeli, dedi. Elif kabul etmiyor, baba. Kabulü gerekmiyor, haklarını bildireceksin ona! Ama gururlu ve tarlasına bağlı biri. Peki ya o çocuk, köylü olsun mu dünü? Sadece annesi mi? Burak huzursuzlaştı. Ne öneriyorsun? Bolca para ver, ama çocuk ailede büyüsün! Ama Elif kabul etmez! İkna etmelisin. Burak evden daha kötü hissederek ayrıldı.

Sonraki günler, Burak Elifle konuşmak istedi, pazarda buldu. Elif, beni bir dinle. Dinleyecek bir şey yok! Her şey var! Ben de babayım! Baba mı? Olmalı mıydın? Gece sen yoktun. Ben mücadele ettim. Sen bilmiyordun! Senin suçun mu bu? Kavga büyüdü, köylüler bakıyordu. Ama ben çocuğun hayatında olacağım! O halde nişanlanırken düşünmeliydin! ve gitti.

Burak eve döndüğünde Defne Seçimini yapmalısın ya benimle hayal kurarsın ya da geçmişini seçersin. Bu seçim değil, çocuk! O halde bitti! Defne ağlayarak çıktı. Burak, ilk defa gerçekten ne istediğini aradı.

İki hafta geçti. Burak Elifi aradı, Elif hep kaçıyordu. Pazarda köylü kadınlar Elifin hali fena, Hasan amca iyi ki yardım ediyor, dedi. Bir de Hasan amca ile Elif acaba…? lafları geçti. Burakın kalbi hızlandı. Bahçeye gittiğinde, Hasan amca Elifin yanında çit onarıyordu, Elif tebessümle izliyordu. Burak yaklaştı. Sen ve Hasan amca? Elif güldü. Yalnızca komşu ve dost. Köy lafları. Bir defa dinle beni. Elif razı oldu.

Burak başladı. Yanlış yaptım. Hayal derken seni kaybettim. Defne iyi kadın ama bana göre değil. Sen gitmeden önce anlamadım. Şimdi ise oğluma kavuşmak istiyorum. Sadece senin şartlarınla. Lütfen, izin ver… Elif göz yaşlarıyla Valentinayı bırakacak mısın? Evet, çünkü aşk artık yok. Dönmeni beklemiyorum. Ama babalık hakkını tanırım, ama kurallarla.

Ve bir hafta sonra mektup: Kurallarım var. Haftada bir gelirsin, yalnız, hediye yok, parayla gösteriş yok, kararlarıma karışmazsın. Uymadın mı, tüm hakların sonlandırılır. Burak defalarca okudu, küçük bir umut. Hemen atına atlayıp Elifin evine gitti. Her cumartesi, sade bir buluşma: Bebek, isimler, gelecek… Aralarında sohbet ve az ama içten bir sıcaklık başladı.

Ama bir gün Elif endişeliydi. Baban geldi, dedi. Beş yüz bin lira teklif etti. Sadece çocuğun velayetini devretmemi istiyor. Burak çıldırdı. Ne dedin? Reddettim. İyi ki! Elif de çatladı: Ama onların sunacağı gelecek…” O para, o hayat önemli değil. Sen iyi bir annesin! Elif ağladı, Burak sarıldı.

O gece Burak babasının evine gitti. Neden oğlumu satın almaya kalktın? Babası Bizim devamımız için, dedi. Ama o kadına saygı borçlusun! Sonunda Bir daha karışırsan ben bu aileyi terk ederim! Mehmet Bey de söz verdi ama Burak onun hep kurnaz olduğunu biliyordu.

Bir hafta sonra Defne, Elifin kapısına dayandı. Burak, seninle ilgili dedikodu var. Her hafta burada… Burak: Seninle evlenmemeliydim. Özür dilerim. Defne yüzüğünü fırlattı, bir sürü laf söyledi. Elif dik durdu: Ben Burakı tutmuyorum. O kendi istiyor. Bu çocuk önemli! Defne çıktı, Burak ve Elif sessiz kaldı. Burak: Seninle artık yeni bir yol açmak istiyorum. Elif cevap vermedi ama gözlerinde umut vardı.

Kısa süre sonra Elife bir avukat geldi, babasının gönderdiği bir vekaletnameyle; Bebek için velayet davası açılabilir, dedi. Elif korktu. Hasan amca Buraka söyle! dedi. Elif razı oldu. O gün mektubu Buraka gösterdi. Burak sinirden delirdi, babasının evine gitti, Davayı geri çek! dedi. Babası Oğlum, bu aileye bir babalık yapmalısın, ya Elif ile evlenirsin, hem velayet hem yasal destek sağlarım, ya da paylaşımlı velayet olur. Burak kabullendi.

Dönüp Elif’e Baban davayı çekti; ama şartı var: evlenelim, çocuğumuz burada birlikte büyüsün, ailenin para desteğiyle ama kendi hayatımızla. Elif gözleri dolu: Bu kadarı fazla, ama zaman isterim… dedi. Fakat iki gün sonra rüya gibi bir gece, Elif sancılandı. Hasan amca kasabaya gidince, Elif bir not bıraktı kapıya ve Fatma ebesine yürüdü, sancılar artarak. Kapıyı çaldı, Fatma teyze, zamanı geldi! Fatma teyze, hemen içeri aldı. Buraka haber verin! dedi. Fatma teyzenin oğlu atla köye koştu.

Bir saat sonra Burak geldi, Nereye? Nasıl? Fatma teyze Sakin ol! Her şey yolunda. Burak içeri girdi, Elif Geldin, dedi. Tabii ki. Elini tuttu. Gece boyunca yanında… Gün ışıdı, Fatma teyze: Artık zamanı! dedi. Elif bir çığlık attı, hayatta kalan son gücüyle… Sonra bir ağlama sesi, bir oğlan sağlıklı. Fatma teyze bebeği temizleyip Elife verdi. Elif ağladı, Burakı çağırdı. Tutmak ister misin? Burak sessizce aldı. Merhaba, senin babanım. Seni hep seveceğim!

Elif ve Burak birbirlerine baktılar; rüya mı, gerçek mi? O ilk günler zor geçti. Burak, Elife yardıma geldi, bez değiştirdi, sabırla ağlayınca bebeği uyuttu. Elif, Burakın değiştiğini, eski aşklarının yeniden filizlendiğini gördü.

Bir gece Burak Evlenme teklifimi hala düşünüyor musun? Elif Evet. dedi, Ama korunmak ya da mecburiyetten değil, aşk için evlenmek isterim. Gerçekten mi? Evet, artık. Sen değiştin. Burak çocuğu yatağa koyup Elife sarıldı. Bu kez daha güzel olacak. dediler. İkinci düğün köyün eski camisinde, Hasan amca, Fatma teyze ve köylülerle. Babası Mehmet Bey de gelmişti, mahcup özürle Elif, önce seni yanlış anladım. Affedebilir misin? Elif başını salladı, Sadece bu sefer sınırlarıma saygı.

Mehmet Bey torununu ilk defa kucağına aldı, gözünden yaş aktı. Düğün sessizdi, gösterişsiz, gerçekçi. Sonbaharda aldıkları evde, bahçedeki ağaçların altında, sabaha karşı Burak, Elif ve oğulları Kerem bir rüya gibi uyandılar. Burak sessizce kalkıp dışarı çıktı, güneş doğmuştu, hava mis gibi. Toprak, bahçe, tavuklar, gerçek bir hayat. İşini büyük ölçüde devretmişti, kalanını uzaktan yönetiyordu. Artık hayatında yalnızca ailesi, arazisi vardı. Hasan amcayla çay içerek manzarayı seyrettiler.

Biliyorsun Burak, dedi Hasan amca, Başta seni görmezden geldim. Ama değişebildiğini kanıtladın. Eskiden bu çalışma bana en büyük özgürlük keyfi veriyordu. Ben de seni böyle görmekten mutluyum.

Elif, ellerinde Keremle çıka geldi. Günaydın. Uyuyabildin mi? Kerem bir kere uyandı, iki dişi daha geliyor. Kerem babasının parmaklarıyla oynadı, güneşe güldü. Burak, Elif, Kerem ve bahçedeki bütün hayat bir rüya gibi oldu.

Yıllar geçti, Kerem beş, küçük kızları Nur iki yaşındaydı. Burak onları koynuna alıp şöyle dedi: Kerem, biliyor musun; anneni neredeyse kaybediyordum, seni de. Çünkü hep fazlasını isterdim. Toprak, para, güç… Oysa en önemli olan en sade olanmış. Anne gibi mi? Aynen. Sen, annen, kız kardeşin, işte bu toprak! Mutlu musun? Çok. dedi. Elif ve Nur çiçek suluyordu. Kerem babasının dizinde gülümsüyordu.

Burak artık biliyordu: Gerçek zenginlik Türk lirasında veya dönümde değil, gülücükte, kucaklamada, birlikte geçilen sade günlerde, sevdiği kadının yanında uyanmakta, çocuklarının büyüdüğünü izlemekte. Ve Burak bir daha asla hatalarını tekrar etmeyecekti; çünkü değerli olanı birlikte ve her gün yeniden kurmak gerektiğini öğrenmişti.

Gerçek rüya, gerçek aile, köyde, toprakta, sabahın serinliğinde, Elifin tarlasında, Keremin ve Nurun gülüşünde ve Burakın pişmanlıklar içinde bulduğu ikinci şansta hep yaşadı; ve bir daha hiç rüyadan uyanmadı.

Rate article
Lifequest
Çiftçi yeni nişanlısıyla ata binerken… eski hamile eşi kucağında odunla karşılarına çıkınca adeta donakaldı…