Ceren apartman girişinde oturuyordu. Mahallenin bütün sakinleri 22 numaralı dairenin ailesinin uzun bir süreliğine başka yere gittiğini biliyordu. Şimdi ise apartmanın önünde yeni bir köpek vardı; bu köpek de onları sabırla beklemeye kararlı görünüyordu
Bu olay 90lı yılların başında küçük bir Anadolu kasabasında yaşandı. Haziran ayının erken bir sabahında, kitapçı dükkanının kapısında aniden keskin bir fren sesi duyuldu. Gürültüyle birlikte dışarıya fırlayan dükkan çalışanları, sokağın bir anda ıssızlaştığını fark etti. Sokakta tek bir canlı kalmıştı
Kaldırımın hemen kenarında bir köpek yatıyordu. İnleyerek hareket etmeye çalışıyor fakat arka ayakları onu taşıyamıyordu.
Çalışanların en cesuru, Melis hemen köpeğe koştu. Onunla yumuşak bir sesle konuşarak, başını ve sırtını nazikçe okşadı; ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ne oldu Melis?
Yanına yaklaşmaya cesaret edemeyen Selin ve müdür Betül Hanım uzaktan bakıyorlardı. Dışarıdan ciddi bir yara görünmemesine rağmen, köpeğin arka ayaklarının cansızca sürüklendiği açıkça hissediliyordu.
Kızlar, hadi onu depoya alalım, dedi Melis. Belki birazdan kendini toparlar. Sokakta bırakmamamız lazım.
Selin, göz ucuyla Betül Hanıma baktı, o da kısa bir tereddüttün ardından olur verdi:
Tamam, hemen bir battaniye bulalım. Kendin taşıyabilecek misin?
Taşırım, dedi Melis, köpeği dikkatlice kavrayarak.
Köpek, sokak cinsi, orta boylardaydı. Zayıf, kirli ve tasması yoktu büyük ihtimalle başıboştu.
Bütün gün depoda hareketsiz kaldı; akşama doğru biraz toparlanınca verilen suyu içip yemeği yedi hep yerinden kalkmadan. Hareket etmek mümkün değildi.
Ertesi gün Melis, babasını öğle arası dükkana çağırdı ve birlikte köpeği belediyenin veterinerine götürdüler.
Kasabada tek bir küçük veteriner kliniği vardı. Araç ve ekipmanlar eksikti, röntgen bile bulunmuyordu. Doktor kesin bir şey söyleyemedi:
Zamanla iyileşebilir Genç ve güçlü bir köpek. İyi bakılırsa yaşar, dedi ciddi bir ifadeyle. Yalnız yürümesi çok zor görünüyor.
Dönüşte herkes sessizdi. Melis köpeğe sarılmış arka koltukta oturuyordu; babası bazen dikiz aynasından onlara bakıp derin derin iç çekiyordu. Akşam yemekte:
Melis, köpeğe çok bağlanmamaya çalış. Ona evde yer açarsan zor olur, önümüzdeki sonbaharda şehir dışına taşınıyoruz, biliyorsun.
Biliyorum baba, dedi Melis sessizce.
Köpeğin adı ise Nazlı oldu. Artık kitapçının deposunda kalıyordu. İlk iki hafta yerinden kalkmayan Nazlı, sonra sürünerek bahçeye çıkmaya başladı: arka ayakları sürünüyordu.
Ne yapacağız? Sokakta kaybolur, kimse evinde bakmaz konuşuyordu dükkan çalışanları. Allahtan Betül Hanım burada kalmasına izin veriyor.
Nazlı ise hastalığını pek umursamıyordu gibi. Bahçeyi ağır ağır keşfe çıkıyor, kokluyor, işlerini görüyordu ve sonra yerine geri dönüyordu.
Hafta sonları kızlar sırayla Nazlıyı evlerine götürüyorlardı. Sadece Melis almak istemiyordu; birkaç ay sonra babasının tayiniyle iki yıl fırsat bulamayacaklardı. Bağlanmak, işleri daha da zorlaştıracaktı.
Ama Melis zaten bağlanmıştı; köpekle ilk kez yolda göz göze geldiği o anı unutamıyordu. Nazlı da ona özel, sıcak ve sadık bir bakışla bakıyordu.
Bir hafta sonu sonunda başka kimse yanına alamayınca, Melis Nazlıyı almak zorunda kaldı.
Sadece bir kez! diye kendini savundu babasına karşı. Herkes başka yere gidiyor, pikniğe, tatile
Biz de bahçeye gidecektik aslında, dedi annesi mutfaktan.
Nazlı hemen annenin yanına koştu. Sanki ailenin en önemli kişisinin annesi olduğunu anlamış gibiydi. Sürüklenen ayaklarıyla daha da acındırıcı görünüyordu; annesi ona acıyan bakışlarla:
Ah kuzum Karnın mı aç? Nasıl olur, kitapçıda sana yemek vermiyorlar mı? Neyse, seni bahçeye götürelim! Babası mangal yapacak, canın ister belki
Melis babasına anlamlı bir bakış attı; o sadece başını salladı.
Bahçede Nazlı çok mutluydu: mangal, komşunun köpeği Karaman, hemen tanışıp arkadaş olmuşlardı. Ertesi gün eve dönünce, sanki hep orada yaşamış gibi Melisin yatağının yanına uzandı.
O yüzden sabah tekrar kitapçının deposuna gitmek şok etkisi yarattı. Gün boyunca huzursuzdu; öğle vakti bahçeye çıkarılınca bir anda ortadan kayboldu.
Dükkan çalışanları aradı, seslendi; ama Nazlı kapanışa kadar dönmedi.
Melis büyük bir üzüntüyle eve yürüdü. Her adımda onu çağırıyordu:
Nazlı! Nazlı, neredesin? Hadi çık ortaya
Ve Nazlı, apartmanın önünde, canı çıkmış bir halde bulundu. Yolun onu ne kadar zorladığı yüzünden belliydi. Fakat Melisi görünce coşku patladı; bağırdı, ellerini yaladı, kıvrıldı, sanki kuyruğunu sallıyormuş gibi
Artık onu tekrar kitapçıya götürmenin anlamı yoktu evin yolunu öğrenmişti. Melis de onu orada kapalı tutamazdı.
Peki şimdi ne olacak? diye sordu baba, Nazlı mutlu bir şekilde Melisin ayaklarının dibinde yatarken.
Tedavi edeceğim onu baba. Bana yardım edeceğini umut ediyorum.
Bir hafta sonra Melisin izni başlıyordu, sonrasında da işten ayrılacaktı. Taşınmadan önceki iki ayı Nazlıya adayacaktı.
Babası defalarca onları şehir merkezindeki büyük bir kliniğe götürdü; orada röntgen vardı. Doktorlar kesin konuşmadı ama ameliyata razı oldu; bir umut doğdu.
Melis ve Nazlı bahçeye taşındılar. Melis her an özenle ilgileniyordu: ilaçlar, masajlar, ayağa kalkma çalışmaları. Nazlı yeniden yürümeyi öğreniyor gibiydi.
İlk başta fayda yok gibi görünüyordu. Ama ziyaret gelen anne-baba minik iyileşmeleri fark etti; artık ayaklar cansız sürüklenmiyor, yer yer toparlanıyordu.
Bir ay sonra Nazlı, arkadaşı Karamanın peşinden neşeyle koşmaya başlamıştı; komik duruşlarıyla Bir ay daha geçince sadece hafif bir topallık kalmıştı.
Melis çok sevinçliydi, ama ayrılık düşüncesi içini burkuyordu. Zaman hızla tükeniyordu.
Komşu, Karamanın sahibi önerdi:
Bırak bana, birlikte daha mutlu olurlar, alıştığı yer burası, canı sıkılmaz
Taşınma gününde Melis, Nazlıyı komşuya “Karamana misafirliğe” götürdü. O akşam aile trenle İstanbula doğru yola çıkıyordu. Sonra uçakla Erzuruma, oradan da Karsa
Yerleşip eşyalarını açtıktan sonra Melis, komşusunu aradı. Duydukları ise en çok korktuğu şeydi.
Nazlı gece bir gariplik hissedip bahçede toprak kazmıştı. Sabah komşu bahçede yalnız Karamanı buldu. Beklenmeyeceğini anlayınca, Melisin eski evine gitti.
Ve apartmanın önünde Nazlıyı gördü. Köpek onu tanıdı; ama gitmemekte kararlıydı, yaklaşanlara hırlıyordu. Ses duyulunca komşular toplandı; herkes 22. dairedeki ailenin uzun süre geri dönmeyeceğini biliyordu. Nazlı ise apartmanın önünde oturup onları bekliyordu.
Ne kadar gerekirse
Bundan sonra Melis, üst kattaki komşu Ayşe Hanımla iletişimde kaldı. O olan bitenden sürekli haber veriyordu:
Nazlınız nöbetçi gibi apartmanın önünde! Kimseyi yanına yaklaştırmıyor. Komşu bahçedeki arkadaşını arada yanına götürüyorum, kolbastan veriyorum, hiç oralı olmuyor!
Melis Ayşe Hanıma mama parası göndermek istedi, ama o kesin bir dille reddetti:
Yapma Melis Onu bütün mahalle doyuruyor! Kimse para almaz burada
Kış geldi. Apartman sakinleri, özellikle Ayşe Hanım, Nazlıyı sık sık içeri aldı, biraz ısınsın diye Nazlı üçüncü kata çıkar, 22 numaralı dairenin kapısının önüne yatardı. Sanki sahiplerinin olmadığını biliyor, sıcaklığı hissettiği anda tekrar dışarı çıkıp sessiz bekleyişine devam ediyordu.
Melis, kitapçıdaki kızlarla da konuşmaya devam etti. Onlar da arada eve gelip Nazlıyı ziyaret ediyordu. Nazlı onları sevinçle karşılıyor, hediyeleri alıyordu; ama evlerine gitmiyordu.
Melisin içi parçalanıyordu; bir an önce eve dönmek istiyordu, ama ciddi para sıkıntıları ve hayat şartları, onu Anadoluda tutuyordu. 90ların başı çok zor yıllardı; herkes hayatta kalmaya çalışıyordu.
Melis eve ancak Haziranda dönebildi. Apartman önüne geldiğinde Nazlıyı gördü. Köpek kıpırdamadan, kulaklarını dikmiş oturuyordu; ama hafif bir titremeyle Melisi tanıdığı, mutluluktan inanmak istemediği belliydi.
Sonra sarılmalar, gözyaşları, ve gerçek bir mucize hissi Melisin kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyor, Nazlının da öyleydi.
Yaz göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Ağustosta babası bir aylık izne geldi; ama Eylülde yeni görev yeri, bir yıl daha uzaklarda Melis, Nazlıyı yanında götürmek için ailesini ikna etmeye çalıştı. Annesi babasına bakıyordu; o ise sessiz, düşünceli ve kaygılıydı. Yol çok zorlu olacaktı; zaten köpek için sıkıntılı olabilirdi.
O evde bir gerginlik vardı. Nazlı tüm duyguları hissediyor, hep Melisin yanında duruyordu. Bir sabah, babası Melise dönüp:
Hazırlan, Nazlıyla birlikte gideceğiz. Gerekli evrakları çıkaracağız. Aşısız ne trene, ne uçağa alırlar.
Yerel veteriner, birkaç kavanoz reçel karşılığında Nazlıya geriye dönük pasaport çıkardı ve aşılarını tamamladı. Zaman daralmıştı; resmi işlemler için vakit yoktu.
Akşam babası, Nazlı için bir ağızlık dikti o zamanlar hayvan malzemeleri bulmak çok zor. Nazlı daha önce böyle bir şey hiç takmamıştı, ama sabırla oturdu ve sanki önemi biliyormuş gibi gururla poz verdi.
Tamam, yanımıza geliyorsun, dedi babası son dikişi attıktan sonra. Nazlı, bizi üzme tamam mı
Ve Nazlı hiç üzmedi. Hiçbir zaman aile aldığı karardan pişman olmadı. Önce tren yolculuğu, sonra havalimanları, aktarmalar Köpek onlarla beraber askeri uçaklarda tüm Anadoluyu gezdi; Karadenize, Egeye gitti. Bir yıl sonra aile tekrar eve döndü.
Nazlı, Melisle birlikte tam on üç yıl yaşadı; hayatının en mutlu, en neşeli yılları vardı nereye giderse gitsin, hep sadık, beraber
Sonunda Melis şunu anladı: Sevgi, vazgeçmemek, zor zamanlarda birbirine destek olmak, yaşama değer katan en gerçek hazineydi. Bir dostu, bir canı kaybetmemek için gösterilen fedakarlık, insan kalbine en derin iyiliği ve sıcaklığı bırakır; işte bu, hayatın en anlamlı dersidir.




