İkisini de sen istedin, şimdi al da ikisini de sen büyüt. Ben artık bıktım, gidiyorum! dedi eşi, arkasına bile bakmadan çıkarken.
Kapı yavaşça kapandı, ama çıkardığı ses Elifin kalbinde yankılandı, kolay kolay da sönmedi. Kapı çarpılmadı, kavga olmadı. Sadece soğuk, kesin bir gidişti bu.
Emre geri dönmedi. Ne bakışıyla, ne de kalbiyle…
Aylar önce, Elifin hayatı sessizce iki çizgiyle değişmişti; bir hamilelik testi ve ardından iki kalbin attığını gösteren bir ultrason İkizler. Çifte mucize.
Elif için bu duygu; gözyaşı, korku ve anlatılamaz bir sevinci aynı anda yaşatan bambaşka bir şeydi. Emre içinse bu sadece büyük bir sorundu.
Elif, bizim halimiz ortada kendimize zor yetiyoruz. Bir tanesine bakamayız, ikisine nasıl bakalım? demişti gözlerini kaçırarak.
Sözleri, Elifin inandığından çok daha fazla canını yaktı. Ama asıl acıtan, ondan vazgeçmesini istemesiydi. Onlardan… ruhunda şimdiden anne hissini uyandıran iki küçük candan.
O gece, Elif uzun uzun aynanın karşısında oturdu. Ellerini hâlâ dümdüz karnına koymuş, sessiz ama derin bir bağ hissediyordu.
Nasıl vazgeçebilirdi? Korkuyu seçip sevgiden vazgeçerek nasıl yaşayabilirdi ki?
Bir tabaktan yiyen bir ağız doyar, iki ağıza da yemek bulunur, dedi bir gün kısık ama kararlı bir sesle.
Hamileliği devam ettirdi.
Çocuklarını gururla taşıdı, Emre ona iyice yabancılaşsa da, gittikçe uzaklaşıp daha da sertleşse de.
Umut etti Çocuklar doğduğunda bir şeyin değişeceğini sandı.
Ama değişim aksi yönde oldu.
Doğumdan sonra yorgunluk birikti, yokluk daha da hissedilir oldu, Emre ise tamamıyla kayboldu. Şikayetleri suçlamaya, suçlamaları sessizliğe, o sessizlikler ise duvara dönüştü.
Sonra bir gün
İkisini de sen istedin, şimdi al da sen büyüt. Ben gidiyorum!
O kadar.
Ne açıklama, ne pişmanlık.
Elif, kapının eşiğinde kaldı. İki minik bebek beşiğinde uyuyor, elleri titriyor, kalbi acı içindeydi ama ayakta duruyordu.
Çok zor günler geçti.
Uykusuz geceler.
Ağlarken onları korkutmamak için sessizce içine akıttığı gözyaşları
Ama bazı sabahlar, dört küçük göz ona bakarken sanki tüm dünyaları sadece oymuş gibi hissediyordu. O minicik tebessümler ona güç veriyordu.
Hem anne oldu, hem baba, hem destek, hem de sığınak.
Sandığından çok daha güçlü olduğunu öğrendi.
Gerçek sevginin, işler zorlaştığında kaçmadığını anladı.
Yıllar geçti, Elif adeta yeniden doğdu.
Çünkü hayat kolaylaştı diye değil, kendisi güçlendiği için.
Çalıştı, mücadele etti, iki güzel evlat yetiştirdi. Onlara her zaman yokluk içinde bile nasıl sevildiklerini hissettirdi.
Bir gün, ikizleri güneşin altında kahkaha atarken izlerken anladı:
O bırakılmamıştı aslında. Özgürleşmişti. Hem de yanında sevgiyle atan iki kalp vardı, bir tane değil.
Çünkü bazen mutluluk, yanında kalmayı söyleyenle değil, yanında gerçekten kalanla geliyormuş.
Ve Elif yanlarında kalandı.
Çocukları için.
Kendisi için.
Yoruma bir kalp bırak, yalnız başına evlatlarını büyüten, vazgeçmemiş tüm anneler için.
Arkasında bırakılan ama hiçbir zaman boyun eğmeyen kadınlar için… Her kalp, kucak dolusu bir sevgi olsun.




