“Yahu, biz burada yazı bekleyeceğiz artık!” Nasıl kocamın arsız akrabalarını kapı dışarı ettiğimi ve kilitleri değiştirdiğimi bir bilsen!
Cumartesi sabahı, saat daha yediyi yeni geçmiş. Bir tek o günüm var rahat rahat uyuyup haftanın yorgunluğunu atmak için, o da bana haram oldu. Birden kapı zili inledi resmen, öyle bir çaldı ki sanırsın ev yıkılıyor. Ekranda kocamın kız kardeşi Zeynepin suratı belirdi. Yani Zeynepin bakışı, sanki eve zabıta çağırmışım… Arkasında da üç çocuk, saç baş dağılmış, yan yana duruyorlar.
Mert, dedim bağırarak, telefonu bile almadan. Senin akrabaların geldi, çık bakalım olaya hemen!
Mert pijamayla odadan fırladı, ters tarafından giymiş şortu, üstü başı birbirine karışmış. Sen zaten benim bu tonu kullanıyorsam, bendeki tahammül seviyesinin dibi bulduğunu anlarsın. O telefonda mır mır bir şeyler konuşuyor ama ben şimdiden salonda kollarımı kavuşturup beklemeye başladım. Sonuçta bu daireyi ben, canımın dişiyle tırnağıyla Ziraat Bankası kredisini ödeye ödeye, imzayı atmadan iki yıl önce aldım ve kimsenin burada burnunu sürtmesini istemiyorum.
Kapı açıldı, bir baktım içerisi ana baba günü oldu. Zeynep bavullarla dolmuş, selam bile vermedi, beni koluyla iteleyip içeri girdi, sanki sekreterim.
Aman Allahım, şükür kavuşturana, geldik ya sonunda! dedi, çuvalları doğrudan o yeni aldığım İtalyan seramik zemine indirdi. Ayça, bak ne duruyorsun öyle, çay koy hadi! Çocuklar açlıktan ölüyor.
Zeynep, dedim, sesimdeki sabır taşını duymuş olmalı. Neler oluyor?
E Mert anlatmadı mı? Güya masum masum gözlerini kocaman açtı. Bizim evde tadilat var! Komple yenileniyor. Borular değişiyor, yerler sökülüyor, resmen toz duman! Yaşanmaz o evde, mecburen bir haftalığına sizi rahatsız ettik. Saray gibi evinizde sıkışmazsınız ya. Şuraya bak, metrelerce alan bomboş.
Merte baktım, adam tavanı inceliyor, biliyor ki akşam hesabı sorulacak.
Mert?
Ayça, vallahi bak, dedi sesi kısılarak. Kadıncağız, çocuklarla inşaatın içinde kalamaz, ne olur bir hafta…
Bir hafta, diye kestirip attım. Tam yedi gün. Yemeğinizi kendiniz alın, çocuklar evin içinde koşturmasın, duvarlara el sürmeyin ve çalışma odama metreden fazla yaklaşmasınlar. Ondan sonra tek kelime duymayacağım.
Zeynep alayla güldü, göz devirdi:
Ay, amma da sıkıcısın Ayça. Ne gardiyanımsın be! Neyse tamam, uzatma. Nerde yatıyoruz? Umarım yer yatağı değildir?
Cehennem o anda başladı işte.
O bir hafta dedikleri, iki, üç haftaya uzadı. Ben tasarımını günlerce beraber şekillendirdiğim, canım gibi temizlediğim ev, bataklığa döndü. Holde ayakkabılar dağ gibi, mutfak hep karmakarışık, masaya dökülen kırıntılar, yağ izleri, her yer yapış yapış. Zeynep misafir gibi değil, resmen paşa olmuş, evi yönetiyor.
Ayça, buzdolabı bomboş, dedi akşam bir gün, kapakları açtığı gibi. Çocuklar yoğurt, biz de et istiyoruz. Sen iyi kazanıyorsun, biraz aileye de bakıver.
Kartın yanında, marketler her yerde. Hatta 7/24 getirirler, dedim, gözümü bile ekrandan ayırmadan.
Cimrilik ne kötü, diye burun kıvırdı. Mezara mı götüreceksin paranı?
Ama bardağı taşıran damla bu bile değildi. Bir akşam işten erken dönünce, yeğenleri benim yatak odamda buldum. Büyüğü, dünya paraya aldığım ortopedik yatakta hopluyor, küçük olan ise… Duvarda, Tom Ford rujumla resim yapıyor! Hem de o sınırlı seriden çıkan rujumla!
Dışarı! dedim, öyle bir tonla ki çocuklar kaçıştı.
Patırtıya Zeynep koştu, duvardaki boya çizgilerini ve kırık ruju görünce ellerini açıp baktı sadece.
Ne bağırıyorsun yahu, çocuk onlar! Bir çizgi ne olacak, silersin gitsin. Rujun da, abartma ya, yenisini alırsın. Ha bu arada, biz düşündük: Tadilat uzayacak gibi, ekibi bulamamışlar. Biz yaz başına kadar buradayız. Siz iki kişi sıkılırsınız, biz de eğlence olur.
Mert sessiz, surat asık. Bildiğin sünger.
İçimden şu an ceza almayayım diye banyoya kapandım, soğuyup derin nefes aldım.
Akşam Zeynep duşta, telefonunu salonda bırakmış. Ekranda dev harflerle bildirim yandı. Sibel Kiracıdan mesaj: Zeynep Hanım, gelecek ay için parayı gönderdim. Kiracılar memnun, Ağustos’a kadar uzatabilir miyiz diye sordular. Hemen ardından bankadan Bakiyeye eklenen: +80.000 TL.
İçimde bir şey şak diye kırıldı. Meğer, tadilat falan yok, hanımefendi kendi evini günlük veya aylık kiraya verip, parayı cebe indirip bizim eve yüklenmiş! Gıda, aidat, her şey bana yazıyor, pasif gelirle araba parası biriktiriyor. Yani bildiğin beleşten yaşıyor.
Telefonumla ekranın fotosunu çektim. Ellerim titremedi bile, aksine buz gibi sakinleştim.
Mert, mutfağa gelir misin? diye seslendim.
Fotoğrafı gösterdim, gözleri okudu, bir kızardı bir beyazladı.
Ayça, belki yanlış anladın
Yanlış olan şu: Hâlâ onları kapı dışarı etmemen. Yarın öğlen itibariyle ya onlar burada olmayacak, ya da sen de onların peşinden gidersin. Anladın mı?
Nereye gidecekler?
İster köprü altına gitsinler, ister Ritze, bana ne!
Sabah Zeynep, çarşıya çıktım, harika çizmeler gördüm diyerek çıktı, çocukları da Merte bıraktı, o da izin almış işten.
Bekledim, kapı kapandıktan sonra Merte dedim ki: Çocukları al, parka götür, uzun süre dönmeyin.
Niye ki?
Çünkü şimdi bu evde parazit temizliği olacak.
Onlar asansörde giderken hemen telefona sarıldım. İlk aradığım çilingir, ikincisi ise emniyetin mahalle bekçisi.
Misafircilik bitti, iş temizlik faslına geldi.
Kilit değişirken Bu iyi bir kapı, ama taktırdığınız kilide helal olsun, kolay kolay kimse açamaz, dedi çilingir. Tam istediğim gibi dedim, güvenlik şart!
Ücreti ona havale ettim, bir akşam yemeğine vereceğim para kadar etti, ama huzur daha kıymetli. Sonra başladım çöp poşetlerine doldurmaya. Zeynepin iç çamaşırından tut, çocukların çoraplarına, salondaki oyuncaklarına kadar her şeyi 120 litrelik torbalara basıp basıp çıkardım. Banyoda dolapları onun kozmetiğiyle doluydu, hepsini bir torbaya süpürdüm.
Kırk dakika sonra apartman koridoru beş devasa çöp torbası ve iki valizle doldu.
Asansörle mahalle bekçisi geldiğinde belgeler elimde bekliyordum.
Merhaba komiserim, dedim, tapu ve nüfus cüzdanını göstererek. Burası benim dairem. Sadece ben kayıtlıyım. Az sonra izinsiz girmeye çalışanlar olacak. Lütfen denetleyin.
Bekçi, genç bir çocuk, dosyaları karıştırdı.
Akrabalarınız mı?
Eski akraba, dedim. Mal kavgası büyüdü biraz.
Zeynep bir saat sonra geldi, elinde Taksimden aldığı çantalar, yüzünde parlak bir gülümseme… Torbaları ve beni görünce ifadesi düştü.
Ne bu şimdi? diye çığırdı. Ayça, kafayı mı yedin? Eşyalarım!
Aynen, dedim kollarımı kavuşturup. Senin eşyaların. Topla git. Otel kapandı.
Kendini kapıya atmaya çalıştı ama bekçi blokladı.
Hanımefendi, burada kayıtlı mısınız?
Ben ben eşimin kız kardeşi! Misafiriz! Şuna bak ya! Merti arayacağım, görecek şimdi senin gününü!
Ara, dedim. Ama açmayacak. Şu an çocuklarına senin ne kadar işgüzar olduğunu anlatıyor.
Zeynep aradı, çaldı, kapandı. Mert artık kendine gelmiş ya da boşanmaktan korktu, çünkü mirasta ona bir şey düşmez.
Hakkın yok! diye bağırdı, yere torbalarını fırlattı. Bir kutudan yeni ayakkabılar yuvarlandı. Bizim evde tadilat var! Çocuklar da var!
Yalan söyleme, dedim bir adım yaklaşıp. Sibele selam söyle. Bakalım, kiracıların sözleşmesi uzar mı, yoksa kendi dairen için yer bulabilecek misin?
Zeynep şokta, ağzı açık kaldı.
Sen nereden biliyorsun
Telefonunun ekranını kilitlemelisin, girişimci hanım. Bir ay boyunca bedava yaşadın, benim paramla karnınızı doyurdun, evimi perişan ettin, kendi evini de başkasına kiraya verip araba parası yaptın. Bravo! Ama şimdi iyi dinle, bir daha seni ya da çocuklarını bu evin bir kilometre yakınına görürsem, vergi kaçakçılığından şikayet ederim. Ayrıca kayıp ziynet eşyası için de başvuru yaparım. Vallahi bak, şu çöp torbalarından birinde polis ararsa altın yüzüğümü bulurlar.
Yüzük bende, kasada aslında. Zeynepin rengi kaçtı.
Ayça, harbiden insan değilsin, dedi. Allah senin cezanı verecek!
Allahın işi çok, dedim. Benim işim bitti. Ev de kurtuldu.
Titreyen ellerle torbaları toplayıp taksi çağırdı. Bekçi de keyfi yerinde, nasıl olsa tutanak tutmaya gerek kalmadı.
Asansör kapısında Zeynep, torbaları ve hayalleriyle kaybolunca, bekçiye döndüm:
Kolay gelsin, dedim.
Rica ederim, ama en iyisi sağlam kilit. Tekrar uğraşmayın, dedi.
Eve girdim, yeni kilit şık diye döndü. Burnuma çamaşır suyu kokusu geldi; temizlikçiler evi baştan sona temizlemiş, şimdi yatak odasına geçmişler.
Mert iki saat sonra döndü, elinde çocuk yok. Çocukları annelerine teslim etmiş, Zeynep taksiyle giderken.
Ayça, gitti, dedi korka korka.
Biliyorum.
O kadar şey söyledi ki hakkında
Umurumda değil. Gemiden atılan farelerin ne dediğine bakmam ben.
Mutfakta oturuyordum, en sevdiğim kupayla yeni kahvem elimde. Duvar pırıl pırıl, dolapta sadece kendi aldığım yiyecekler.
Bu kiralama işinden haberin var mıydı? dedim hiç bakmadan.
Hayır, valla Ayça! Bilsem söylerdim
Söylemez, sustururdun. İyi dinle Mert, bu sondu. Bir daha böyle bir şey olursa, çantaların da o çöp torbalarının yanında olur. Anladın?
Kafasını salladı, korkudan elleri titriyor. Şaka yapmadığımı biliyor.
Bir yudum kahve aldım. Kahve sıcacık, acı, mis gibi. Ve en önemlisi, kendi evimin sessizliğinde huzurla içtim.
Kraliçe tacı başımda hiç bu kadar rahat durmamıştı.




