Yine uyuyakaldınız, Vasıf Amca! otobüs şoförünün sesi dostça, ama içinde hafif bir sitem de var. Bu hafta üçüncü kez deli gibi otobüsün peşinden koşuyorsunuz.
Yaşlı adam buruşuk montunun içinde zor nefes alarak, tutunduğu tutacağa yaslanmıştı. Beyazlamış saçları dağınık, gözlükleri burnunun ucuna kaymıştı.
Kusura bakma, Andır… nefesini toparlayınca cebinden buruşuk bir miktar para çıkardı. Saatim galiba geri kalıyor. Ya da ben artık iyice…
Andır Bey, kırk beş yaşlarında, uygun bir bronzluğu olan tecrübeli bir şoför. Yirmi senedir yolcu taşıyor, pek çok yolcuyu yüzünden tanır. Ama bu amcayı özellikle aklında tutmuş her zaman kibar, sessiz, her sabah aynı saatte biner.
Hadi, geçin oturun. Bugün nereye gideceksiniz?
Mezarlığa, her zamanki gibi.
Otobüs hareket etti. Vasıf Amca alışık olduğu yerine geçti şoförden üçüncü sıradaki cam kenarı koltuk. Elinde eski bir plastik poşet, içinde birtakım alet edevat.
Yolcu azdı; hafta içi sabahı. Birkaç üniversiteli kız kendi arasında konuşuyor, takım elbiseli bir adam ise telefona dalmıştı. Olağan manzara buydu.
Söylesenize Vasıf Amca, dikiz aynasından yaşlı adama seslendi Andır her gün gidiyorsunuz oraya? Zor olmuyor mu?
Nereye gideyim evladım, dedi yaşlı adam, pencereye bakarak. Eşim orada… bir buçuk yıldır. Söz verdim, her gün uğrayacağım dedim ya…
Andırın içi burkuldu. O da evli, eşine düşkün. Düşünmek bile istemezdi…
Evden epey uzak mı mezarlık?
Yok ya, otobüsle yarım saat. Yürüyerek gitsem bir saat sürerdi bacaklarım eski halini aratıyor. Neyse ki emekli maaşımdan otobüse yetiyor.
Haftalar geçti böyle. Vasıf Amca, sabah otobüsünün müdavimi oldu. Andır alışıktı, hatta sabahları onu beklemeye başlamıştı. Bazen yaşlı adam geç kalırdı, Andır ona göre birkaç dakika oyalanırdı.
Beklemeyin beni, bir keresinde dedi Vasıf Amca, şoförün kendisini beklediğini fark ederek. Seferin saati belli sonuçta.
Boşverin, elini salladı Andır. Birkaç dakika kimseyi batırmaz.
Bir sabah Vasıf Amca yoktu. Andır bekledi, belki gecikti diye. Sonraki gün yine gelmedi. Bir daha da gelmedi.
Şu mezarlığa giden amca yok ortalıkta, dedi Andır, kondüktör Tamara Ablaya. Hasta falan oldu galiba?
Kim bilir, omuz silkti kadın. Belki akrabaları geldi, belki başına başka bir iş çıktı…
Ama Andırın içine kurt düştü. O sakin yolcuya, her inişteki teşekkürlerine, hüzünlü gülüşüne alışmıştı.
Bir hafta geçti. Vasıf Amca hâlâ yok. Nihayet Andır karar verdi öğlen molasında yolun sonundaki, mezarlığın yakınındaki durağa kadar gitti.
Affedersiniz, girişteki bekçi kadına sordu, burada her gün gelen yaşlı bir adam vardı, Vasıf Amca… Beyaz saçlı, gözlüklü, elinde bir poşetiyle. Hiç gördünüz mü son günlerde?
Aaa, o adam mı! birden canlandı kadın. Tabii bilirim. Her gün eşine gelirdi.
Bir haftadır gelmiyor, fark ettiniz mi?
Evet, hiç uğramadı. Belki hastalanmıştır. Bana bir keresinde adresini söylemişti şurada yakında bir yerde oturuyor, bahçeli evlerin olduğu Sedir Sokakta. Siz nesiniz ona?
Otobüs şoförüyüm. Her gün getirirdim kendisini.
Sedir Sokak 15. Beş katlı eski bir apartman, kapısında boyası dökülmüş. Andır ikinci kata çıktı, rastgele bir kapıyı çaldı.
Kapıyı ellili yaşlarda, biraz asık suratlı bir adam açtı.
Kimi aramıştınız?
Vasıf Amcayı, otobüs şoförüyüm, benimle her gün giderdi…
Haa, on ikinci dairenin ihtiyarı… adam gülümsemeye başladı. Geçen hafta hastaneye kaldırdılar, felç geçirmiş.
Andırın yüreği ağzına geldi.
Hangi hastanede?
Şehir Hastanesine götürdüler. İlk başlarda durumu ağırmış, ama biraz toparlamış diye duydum.
O gün, vardiyasından sonra Andır doğruca hastaneye gitti. İlgili servisi bulup nöbetçi hemşireye sordu.
Vasıf Amca? Evet, bizde yatıyor. Siz nesisiniz?
Tanıdığıyım… nasıl açıklayacağını bilemedi.
Altıncı odada yatıyor. Yalnız hâlâ pek zayıf, çok yormayın lütfen.
Vasıf Amca pencere kenarında, rengi solmuş, ama bilinci yerinde yatıyordu. Andırı görünce önce tanıyamadı, sonra gözleri hayretle açıldı.
Andır? Sen misin? Nasıl buldun?
Sadece aradım, mahcup bir tebessümle poşete koyduğu meyveleri komodinin üzerine bıraktı şoför. Gelmeyince meraklandım.
Benim için mi endişelendin? yaşlı adamın gözleri hafifçe doldu. Kimim ki ben…
Nasıl kim? Benim sürekli yolcum. Alıştım, her sabah bekliyorum seni.
Vasıf Amca sustu, tavana bakakaldı.
On gündür mezarlığa gidemiyorum, dedi kısık sesle. Bir buçuk yılda ilk kez. Verdiğim sözü tutamadım…
Olsun be Vasıf Amca, eşin seni anlar. Hastalık ciddi mesele.
Bilmem… başını salladı yaşlı adam. Her gün uğrayıp anlatırdım ona halimi, havadan sudan… Şimdi burada yatıyorum, o da orada yalnız…
Andır, insanın içini dağladığını hissetti ve kararlı bir şekilde söyledi:
İstersen ben gideyim. Eşine selam söylerim, hastanede olduğunu, yakında iyileşeceğini aktarırım…
Vasıf Amca ona döndü; gözlerinde hem kuşku hem umut belirdi.
Gerçekten yapar mısın bunu? Hiç tanımadığın biri için?
Ne demek tanımam, elini salladı Andır. Bir buçuk yıldır her sabah görüşüyoruz. Pek çok akrabamdan daha yakınımsın.
Ertesi gün, hafta sonu, Andır mezarlığa gitti. Mezar kolayca bulundu taşında yumuşak bakışlı bir kadının gençlik fotoğrafı. Yasemin Vasıf Yılmaz. 1952-2024.
Başta çekingen konuştu ama sonra kelimeler kendiliğinden geldi:
Selam Yasemin Hanım. Ben Andır, otobüs şoförü. Eşin her sabah geliyordu size. Şimdi hastanede yatıyor ama iyileşiyor. Dedi ki, sizi çok seviyor, en kısa zamanda kendisi gelecek…
Biraz daha konuştu Vasıf Amcanın ne iyi, ne vefalı adam olduğundan, gün gibi özlediğinden… İçinde doğru olanı yaptığına dair sıcak bir hisle mezarlıktan ayrıldı.
Hastaneye geldiğinde Vasıf Amca yatakta çay içiyordu. Rengi biraz düzelmiş, daha dinç görünüyordu.
Gittim, kısaca söyledi Andır. Ne istedin varsa söyledim.
Ve orada, nasıl… iyi mi her şey? sesi titriyordu.
Her şey tertemiz, çiçekler taptaze. Komşuları getirmiş sanırım. Etrafı temizlemişler, çok bakımlı. Sizi bekliyor orada.
Vasıf Amca gözlerini kapadı, yüzünden yaşlar süzüldü.
Sana teşekkür ederim, evladım. Allah razı olsun…
İki hafta sonra Vasıf Amcayı taburcu ettiler. Andır onu hastane önünde karşıladı, evine kadar bıraktı.
Yarın yine görüşür müyüz? yaşlı adam arabadan inerken sordu.
Mutlaka, başıyla onayladı Vasıf Amca. Sabah sekizde, her zamanki gibi.
Ve gerçekten, ertesi sabah, adam yine yerindeydi. Ama artık Andırla arasında bir şey değişmişti. Sadece şoför-yolcu ilişkisi değil, daha fazlasıydı bu.
Bak şimdi Vasıf Amca, günlerden birinde dedi Andır, hafta sonları sizi ben götüreyim. Otobüsle değil, özel arabam var, zevk bile duyarım.
Olur mu öyle şey, neden zahmet ediyorsun?
Çünkü alıştım size. Hem eşim de dedi ki, Böyle ciğerli insanlar için elimizden geleni yapmalıyız.
Bundan sonra hafta içi otobüsle, hafta sonu ise Andırın özel arabasıyla gider oldular mezarlığa. Bazen Andırın eşi de gelirdi; tanıştılar, dost oldular.
Biliyor musun, bir akşam eşine dedi Andır, bu işi hep iş gibi görürdüm. Sefer, yol, yolcu… Ama meğer herkesin bir hikâyesi, bambaşka bir hayatı var bu otobüste.
Çok haklısın, dedi eşi başını sallayarak. İyi ki kulak arkası etmedin.
Bir gün Vasıf Amca da onlara şöyle dedi:
Yasemin öldükten sonra sandım ki, hayat bitti, artık kimseye lazım değilim. Ama öyle değilmiş… İnsan olmak, bir başkasına el uzatmakla anlam buluyormuş. Demek ki hâlâ değerim varmış.
***
Siz hiç içinizden gelenin ötesine geçip, sessizce büyük işler yapan insanlara da rastladınız mı?




