Şu kilidi bir bakayım… Sanki pek sağlam değil gibi. Emin misiniz gerçekten güvende olduğuna? Hırsızlar artık ne huylar çıkardı, çilingir bile gerek olmadan açıyorlar, baksanıza, içeride eşyalar yeni, tadilat yeni sert bakışlı, bej renkte bir pardesü giymiş kadın, parlak ojeli tırnağıyla kapının üzerinde tıkırdatırken söylendi.
Hatice derin bir iç çekti, ama dikkatliydi; bu nefesin duyulup sezilmesini istemiyordu. Eşine baktı; o sırada eşi Kemal, ince ince bir uğraşla kapının dürbünündeki koruyucu bantı sökmekle meşguldü. Göz göze geldiler. Kemal, eşinin bakışını hissedince hafifçe omuz silkti, “Dayan, annem işte,” der gibiydi.
Şengül Hanım, kilidimiz üç kilitli, İtalyan malı, en son güvenlik standartlarına uygun, dedi Hatice sakin bir sesle, kapıyı açıp kayınvalidesini buyur etti. Bilhassa araştırdık, ustasına da sorduk. Hatta önümüzdeki ay alarm sistemi de taktıracağız. Lütfen, buyurun, ayakta kalmayın.
Kayınvalidelerinin yeni evlerine ilk gelişi buydu. Bu eve giden yolu tam beş yıl boyunca yürümüşlerdi. Beş yıl boyunca tuttukları evlerde, ev sahibi izin vermeden tablo bile asılamamıştı; beş yıl boyunca tatilden, fazladan alınan bir kahveden dahi kısılmıştı, kredi çıksın diye. Ve şimdi, sonunda ipotek onaylanmıştı; anahtarlar binbir güçlükle alınmış, ruhu yoran tadilat bitmişti. O küçücük ev, Hatice’nin gözünde bir kale gibiydi. Banyodaki seramikten salondaki duvara kadar her köşe, her detay, bizzat kendisi ve eşiyle seçilmişti.
Şengül Hanım içeri girdi, girişte hızlıca çevreye bakındı. Gardırobun üzerinde, duvarlardaki açık renk tonlara göz gezdirip dudaklarını büktü.
Çok avize bu renk, dedi, pardesüsünü çıkarıp oğluna verirken. Sil sil bitmez bunun kirlisi. Ben size dememiş miydim, desenli duvar kağıdı alın diye? Leke göstermez. Ama sizin bildiğiniz neyse, ben karışmam, ev sizin.
Hatice susmayı tercih etti. Kayınvalidesinin tartışmaya girmeye meyilli karakterini bildiğinden; Şengül Hanım, kendi görüşünün hayatın pusulası olduğuna katiyen inanan, başkalarından farklı bir düşünceye asla tahammül göstermeyen türdendi.
Ev turu yaklaşık bir saat sürdü. Kayınvalide her köşeyi denetledi: Banyoda suyun basıncına baktı, yatak odası perdesine dokundu (“Tamamen sentetik, nefes almaz bu”), mutfakta buzdolabının kapağını açtı adeta zabıta gibi. Kemal, annesini takip ediyor; arada başını sallıyor, ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Hatice ise içi daralsa da mutfakta sofra hazırlıyordu. Geçmiş deneyimlerinden biliyordu: Bu ziyaret çay ve pasta ile sınırlı kalmayacaktı. İçine çöken his, büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu.
Herkes mutfaktaki yuvarlak masaya oturup Kemal çay servis edince, Şengül Hanım minik bir dilim baklavadan aldıktan sonra asıl konusuna geçti.
Eve güzel demeyeceğim, ama aydınlık fena değil, genişçe… dedi, peçeteyi düzelterek. Fakat beni düşündüren bir durum var, kızım. Siz gençsiniz, dünya umurunuzda değil, çok çalışıyorsunuz, doğru düzgün evde olmuyorsunuz. Yeni tesisat var, elektrik yeni çekilmiş Ne olur ne olmaz deyip durmuşumdur. Bir yerde su patlar, ütüyü açık unutursunuz.
Anne, ütümüzün otomatik kapanma özelliği var, diyerek güldü Kemal. Su boruları da plastik, daha ne olacak?
Allah tedbiri elden bırakmayanı korur, dedi Şengül Hanım, uyarıcı parmağını kaldırarak. Bak, bizim karşı komşu Hatice Hanımın oğlu tatile gitti, kalorifer patladı. Beş katı su bastı! Annesinde anahtar olmasa kapıyı kıracaklardı neredeyse. Şimdi size şunu diyeceğim, siz de bir çift anahtar çoğaltıp bana verin.
Haticenin eli, fincanı havaya kaldırırken birden durdu. Çay bir anda sıcak su gibi tatsızlaşmıştı. Fincanı yavaşça tabağa koydu; tını çıkarmamaya çalıştı. Beklediği buydu, işte. İçinde en çok çekindiği mesele.
Neden, Şengül Hanım? dedi sakin ama kararlı bir sesle, göz göze gelerek.
Kızım, açıkladım ya. Allah korusun, siz anahtarı kaybedersiniz, ya da kapı kilitlenir, dışarıda kalırsınız… Veya seyahate gidersiniz, çiçekleri kim sulayacak, tozları kim silecek, buzdolabını kim çözecek? Ben geliveririm, kontrol ederim. Zaten emekliyim, vaktim çok.
Hatice’nin aklına bir anda üç yıl öncesi geldi. O vakit kirada otururlarken, Şengül Hanım anahtar lazım deyip ricada bulunmuş, aradan bir hafta geçmiş geçmemiş, eve temizliğe gelmiş; döndüklerinde Hatice en özel eşyalarının yeri değişmiş, kaselerdeki düzen bozulmuş, en gizli not defteri masanın üzerinde duruyordu. Kayınvalide ise, “Toz alıyordum, ben okumadım zaten, işime de gelmez,” demişti; ama sonraki aylarda çaktırmadan yaptığı yorumlardan, çok dikkatli okuduğu belli oluyordu.
Şengül Hanım, ilginiz için sağ olun, ama biz kendi başımıza idare ediyoruz, dedi Hatice, sesine hakim olarak. Zaten saksı çiçeğimiz yok, sadece kaktüsümüz var, ayda bir suya yeter. Kayıp anahtarda da çilingir var artık, çok kolay.
Şengül Hanımın yüz ifadeleri değişiverdi. Yüzündeki iyi niyetli maske sertliğe döndü.
Çilingirle mi uğraşacaksınız, para da vereceksiniz? Hatice, bu bitmez israf sende. Annen yardım teklif ediyor parasız, sırt çeviriyorsun! Kemal, niye susuyorsun? Deme karına, bu evlilik meselesi güvenliktir!
Kemal çaydan bir yudum alırken takıldı. Bu anlardan nefret ediyordu; annesiyle eşi arasında kalmaktan usanç duymuştu. Annesiyle göz göze geldi, sonra karısına baktı; Haticenin bakışında kararlı bir “hayır” okunuyordu.
Anne, gerçekten buradan karşıya gelmek niye? Sen Fındıkzadede, biz Çengelköydeyiz. İki saat yol. Bir şey olsa yine de sen bizden önce yetişemezsin, ben zaten iş yerindeyim, yirmi dakikada koşarım.
Meselenin hızla ilgisi yok, dedi Şengül Hanım, ellerini kaldırarak. Mesele güven! Ne o, bana güvenmiyor musunuz? Hırsız mıyım ben? Ben anneyim! Oğlumu düşünmem normal. Ama görüyorum ki, oğlum karısının sözünden çıkamıyor, bildiğin kılıbık olmuş!
Şengül Hanım, lütfen kişiselleştirmeyelim, araya girdi Hatice, yanaklarının ısındığını hissediyordu. Sizden kimse hırsız diyemez. Ama burada mesele mahremiyet. Burası bizim evimiz. Biz, burada yalnızca kendimizi ait hissetmek istiyoruz. Başkasında, en yakınımızda dahi, anahtar olması bizi tedirgin eder.
Mahremiyetmiş bak bak, diye burun kıvırdı kayınvalide. Ne kelimeler buluyorsunuz! Ne mahremiyeti olacak annenin oğlundan! Ben senin altını yıllarca değiştirdim, şimdi bana özel alan diyorsun! Ayıp, valla ayıp
Bitmemiş pastasını kenara çekerek iştahının iyice kaçtığını belli etti.
Ben illa şimdi istemiyorum. Bir hafta içinde çoğaltın, bana bırakın. Yetişip alırım, önemli değil. Ama anahtarlar bende olacak, ben de içim rahat edeceğim. Zaten tansiyonum zıplıyor böyle düşününce
Gecenin kalanı gergin geçti. Şengül Hanım ne gülümsedi, ne de sohbete dâhil oldu; kısa cevaplarla kısık sesle veda edip gitti. Giderken kapıda bir kez daha kilide anlamlı anlamlı bakıp,
Düşünün iyi, gururla incinmez insan, deyip çıktı.
Kapı kapanınca Hatice yorgunlukla sırtını duvara dayadı.
Kemal, biliyorsun değil mi, o anahtar ona gitmeyecek? Asla.
Kemal burnunu ovuşturarak içini çekti.
Hatice, endişeleniyor işte. Alışmış kontrol etmeye, sevgisini öyle gösteriyor. Belki bir tane verelim, bir daha karışmaz. O da rahatlar, yeni kavga çıkmaz.
Sen ciddi misin? dedi Hatice, hafif geri çekilerek. Kiradayken olanları unuttun mu? Sabahın köründe habersiz gelip mutfakta yemek pişirmesi, “Ben sizi işte sandım” demesi, cumartesi günü hem de! Kemal, ben bu evde kendi iç çamaşırlamla dolaşmak, isteyince bulaşığı yıkamamak, korkusuzca yaşamak istiyorum Evin bizim evimiz olduğunu hissetmek istiyorum.
Anlıyorum, dedi Kemal, içini çekerek. Ama annem laftan anlamıyor. Şimdi kafasını taktı, her gün arayacak, dert anlatacak, biliyorsun.
Varsın arasın. Ama anahtar gidemez. Gizlice verirsen, Kemal, ben kilidi değiştiririm, ciddi söylüyorum.
Sonrası koca bir hafta sınav gibi geçti. Şengül Hanım her gün Kemali aradı. Önce hal hatır sordu, sonra laf döndü dolaştı, “Anahtar yaptınız mı, ne zaman alayım?”a geldi.
Kemal bahaneler buldu: Yoğunum, anahtarcı kapalı, evde unuttum Oyalamaya çalıştı, annesinin vazgeçmesini umdu; ama Şengül Hanım tam bir inatçıydı.
Bir gün telefon Haticeyi aradı.
Merhaba, kızım, nasılsın işin gücün? sesi hiç olmadığı kadar tatlıydı.
Sağ olun, iyiyim.
Bugün camide dua ettim size, yeni evde huzurunuz bol olsun diye. İmam efendi dedi ki, ev dediğin illaki dua ile açılır, kapıya nazarlık lazım. Ben size çok güzel bir nazarlık aldım. Yarın sizin oraya yakın olacağım, Kemal işte olacak biliyorum. Sen anahtarı bana bırak ya da apartman görevlisine ver, uğrayıp asayım, dua eder, çıkıp giderim. Sen uğraşmazsın
Hatice’nin elleri öyle sıkı tuttu ki telefonu, eklemleri bembeyaz oldu.
Şengül Hanım, çok sağ olun, ama biz kendimiz asarız gerekirse. Anahtar bırakmayacağım. İsterseniz akşam beraber çay içeriz, siz hediyenizi öyle verirsiniz.
Ne inatçısın sen ya! Ses birden buz kesti. Hep sen mi dolduruyorsun oğlumu bana karşı, hani? Oğlum pamuk gibiydi, sen çıkana kadar!
Şengül Hanım, bu karar ortak alınmış bir karar. Biz yetişkiniz.
Yetişkinmiş! Sen daha yaşını başını almadan bilmiş bilmiş konuşuyorsun. Hayat tecrübem de sizde yok! Son kez söylüyorum: Şu anahtarı da hafta sonuna kadar getirmezseniz, bana güvenmiyorsunuz demektir. O zaman bir daha evinize de gelmem!
Telefon kapanınca Hatice eline bakıp titrediğini fark etti. Tam bir duygusal şantaj.
O akşam Kemal eve geldi, rengi soluktu.
Annem aradı Ağladı, ambulans çağırmışlar, tansiyonu yükselmiş. Bizi umursamıyor, kendini yatakta bulmuş, aç kaldı, böyle giderse bana daha çok dert olacak diyor. Belki en iyisi anahtarı kopyalatıp verelim mi acaba?..
Hatice, kocasının cebinden paltoyu aldı, sarıldı:
Anlıyorum seni. Ama şimdi boyun eğersek, arkası gelmeyecek. Bugün anahtarlar; yarın perde rengi, öbür gün çocuk terbiyesi Yine de geçmiş alışkanlık, seni duygusal yerden vuruyor. Ama biz pes edersek ailemiz kaybolur. Cesaret, sadece hayır diyebilmekten geçiyor. Sen hazır mısın hep annenden direktif almaya?
Kemal sessizce saçına gömdü yüzünü. Haklı olduğunu biliyordu. Ama suçluluk hissi iliklerine işlemişti.
Tamam, bir yolunu bulurum, dedi.
Cumartesi günü, tam keyifli bir kahvaltı ve evde film planı yaparlarken saat on civarı kapı zili çaldı.
Kim o? dedi Kemal uykulu bir sesle.
Oğlum ben geldim, üstümde taze çilek reçeliyle! Şengül Hanım zinde bir neşeyle cevap verdi.
Kemal ve Hatice baş başa bakıştılar. Bir haber yoktu, bir arama yoktu. Düz gelivermişti.
Hiç haber vermemişti dedi Hatice fısıltıyla.
Açalım, ayakta bırakacak halimiz yok, dedi Kemal, çaresiz.
Şengül Hanım kapıdan girince zafer kazanmış gibi hissetti. Elinde kocaman poşetlerle mutfağa geçti.
Bak, köy patatesi getirdim, turşu, reçel Siz hep marketten yiyorsunuz, midelerinize yazık E tabii ki bulaşık da dağ gibi birikmiş. Hatice, bir evde bulaşık böyle bırakılır mı? Kadının aynası mutfak!
Sabahlığıyla kahve pişiren Hatice içini çekti:
Şengül Hanım, bugün evdeyiz, keyif yapıyoruz. Bulaşık ne zaman istersek o zaman yıkarız.
Tüh ya, deyip dırlandı. Tembellik de size mahsus!
Sözünü kesip: Haydi, Kemal, gel.
Kemal mutfağa geldi.
Ne oldu anne?
Şengül Hanım minik bir kadife kese çıkardı çantasından.
İşte! Size gümüş bir anahtarlık aldım, duası edilip takılmış. Sizin yapacağınız anahtar için, bana vereceksiniz. Yaptınız mı çoğaltmayı?
Sert, kesin bir bakışı vardı; sanki reddedilmek aklına bile gelmiyordu.
Kemal annesine baktı, sonra karısına. Hatice kollarını kavuşturup pencerenin kenarına yaslanmıştı. Karışmadı, çünkü bu Kemalin savaşıydı; eğer şimdi geri adım atarsa, evdeki huzur sonsuza kadar kaybolacaktı.
Kemal annesinin karşısına oturup elini tuttu.
Anne, getirdiğin her şeye, anahtarlığa da sağ ol. Ama o anahtar konusu Olmayacak.
Şengül Hanımın gözleri büyüdü.
Ne? Şaka mı ediyorsun?
Hayır, anne. Şaka etmiyorum. Haticeyle konuştuk, evde sadece ikimizin anahtarı olacak. Fazladan çoğaltılmayacak.
Ama neden? Güven, güvenlik diye anlattım sana! Ben anneyim!
Tam da onun için çünkü sen annemsin, koruma firması değilsin, dedi Kemal sertçe. Sana değer veriyoruz, seni seviyoruz. Kapımız her zaman açık; ama davetle, arayarak. Burası bizim sorumluluğumuz. Su basarsa biz ödeyeceğiz, anahtar kaybolursa biz çözeceğiz. Bizi lütfen böyle kabul et.
Şengül Hanım elini çekti. Yanakları kızardı.
Bunu sana o kız öğretmiş! Önce anneni bırakıp karını seçtin!
Hiç kimseyi kimseye değiştirmedim, dedi Kemal sakince. Karım benim ailem. Biz birlikte karar veriyoruz. Saygı bekliyorum. Şayet kuralları kabul etmek istemezsen, görüşmeler azalır. Ben istemem ama başka yol yok.
Bir sessizlik oldu. Sadece buzdolabının uğultusu vardı. Şengül Hanım oğlunun yüzüne dikkatlice baktı; eskisi gibi yumuşak, uysal oğlunu değil, evine sahip çıkan bir adam gördü.
Yavaşça yerinden kalktı.
Peki, öyleyse. Ne hali varsa görün, dedi buz gibi bir sesle. Kimseye gidelim, anahtar vermem, demek buymuş. Bir sorununuz olursa bana gelmeyin.
Poşetini aldı, turşu kavanozlarını masada bırakıp çıktı. Kapıya kadar gitmek isteyen Kemali de eliyle durdurdu:
Gerek yok, kendim giderim. Gücüm var.
Kapı kapanınca Hatice eşinin dizine oturup boynuna sarıldı.
Kahramanımsın, fısıldadı. Teşekkür ederim.
İçim buruk, dedi Kemal, kapıya bakarak. Yakıldığını hissediyorum.
Geçer, Kemal, dedi Hatice. Bu ihanet değil, büyümek. Artık bağları gevşetmen gerek. Can acıtıyor, ama şart.
Bir ay boyunca Şengül Hanım aramadı, mesajlara cevap vermedi. Kemal birkaç kez uğradı, kapının önüne yiyecek bıraktı, biliyordu ki içerideydi.
Hatice, eşinin acısını görüp üzülse de geri dönmek istemiyordu.
Ve bir gün, yaz fırtınası geldi. Kayınvalidenin yaşadığı mahallede ağaçlar devrilmiş, elektrikler gitmişti. Kemal haberi duyar duymaz evden çıktı, Hatice de peşinden.
Gittiklerinde Şengül Hanımı, karanlık mutfağında tek başına, mum ışığında buldular. Korkmuştu, tansiyonu yükselmiş, ilacı bitmişti. Oğlunu ve gelinini görünce, gözlerinden yaş aktı; bu sefer alışıldık histerik ağlaması değildi, sessiz ve kırgın bir ağlayıştı.
Ben sandım ki, bana küstünüz, dedi, Hatice tansiyonunu ölçerken.
Olur mu anne? Sen annesin, ayrı yaşasak da senin yanındayız, dedi Kemal.
O gece uzun uzun mutfakta oturdular. Elektrik gelmedi, mum gölgeleri duvarda gezindi. Termosta getirdikleri çayı içerken sohbet ettiler; yazdan, tatile nereye gideceklerinden… Konu anahtar hiç açılmadı, sanki hiçbir zaman yaşanmamış gibi.
Giderken Kemal sordu,
Anne, bize gel, elektrik gelene kadar kal.
Şengül Hanım oğluna, ardından Haticeye baktı. O hırçın, kontrolcü havadan bir şey eksilmişti.
Yok evladım, kotum da burada, burada kalırım. Siz işinize bakın.
Kapıya kadar uğurlayıp,
Arayın arada, dedi. Sadece hal, hatır için.
Tabii ki, Şengül Hanım, gülümsedi Hatice. Hafta sonu da bekliyoruz, bak yeni bir börek deneyeceğim.
O günden beri altı ay geçti. Şengül Hanım, anahtarı hiç istemedi. Ama ilişkiler eskisinden kat kat daha iyi oldu. Nasıl ki oğlunun hayatını kontrol edemeyeceğini anladıysa, enerjisini başka yerlere yönlendirdi; mahalledeki kadın korosuna yazıldı, yürüyüş gruplarına katıldı. Artık gelinini denetleyecek zamanı yoktu.
Kemal ile Hatice ise her anahtarlarını döndürdüklerinde, güvenli evlerine girerken, içeride bekleyen küçük dünyalarına adım atıyorlardı: Kimseye kapalı olmayan, fakat herkesin sınırlarına saygı gösteren bir dünya
Bazen yakınlığı korumanın yolu, tam da zamanında kapıyı kapatmaktan geçer.
Belki okurken sizin de yüreğinize dokunmuştur. Hayatta evinizde kendi huzurunuzu ve sınırlarınızı koruyabilmeniz dileğiyleBir sonbahar akşamı, Hatice mutfak camından dışarı bakarken pencereye hafifçe vuran yağmur damlalarını izledi. İçeriden, Kemalin kaynamakta olan çaydanlığın sesiyle karışan mırıldanması geliyordu. Yağmurun tekdüze uğultusu arasında, hayatlarının yeni düzenine alışmanın getirdiği sessiz, derin bir huzur vardı artık.
Telefonu çaldı. Eklanda Şengül Hanım yazıyordu. Açtı; sesi sakin ve yumuşaktı.
Hatice, müsaitsen sana bir tarif göndereceğim, kızlar grupta paylaştı. Birlikte deneyelim mi hafta sonu?
Hatice gülümsedi, eski günlerdeki gerilimin yerini alan bu doğal samimiyetin tadını çıkardı.
Elbette, dedi, çok isterim.
Kapatırken Kemal yanına geldi, elinde iki bardak çayla.
Ne konuşuyordunuz?
Tarif paylaşacakmış. Bu sefer anahtar sormadı, sadece gülümsemek istedi galiba.
Kemal kıkırdadı, Haticenin elini tuttu. O an, küçük mutfakta, kendi istekleriyle kurdukları duvarların arasında, aralarındaki mesafenin değil, güvenin sıcaklığının ilişkilerini belirlediğini hissettiler.
Ve dışarıda yağmur yağmaya devam etti; her damla, içeride kendi evinizi, kendi sınırlarınızı savunmanın güzelliğini fısıldayan sesiyle.
Bazen gerçek yakınlık, anahtarı teslim etmekte değil, sınırı korumakta gizlidir. Çünkü sevgi, kapılar kapanınca bile, içeride formlara bürünüp büyümeye devam eder.




