Artık yetişkin oğullarıma yemek hazırlamayı ve ev toparlamayı bıraktım sonuç beni çok şaşırttı
Anne, benim mavi gömleğim neden ütülenmemiş? Hani yarın iş görüşmem vardı ya, sana da söylemiştim, 25 yaşındaki büyük oğlum Canın sesinde her zamanki şikâyet tonunda, odasından bağırıyordu. Hem, deterjan da bitmiş galiba? Banyoda çoraplar dağ olmuş.
Ben, Ayşe Hanım, elindeki ağır market poşetleriyle holde bir an öylece kala kaldım. Poşetin sapı omzumu acıtıyor, bacaklarım marketteki on saatlik vardiyamdan yanıyordu. Kafamın içinde tek bir cümle yankılanıyordu: Bu ne zaman bitecek?. Poşetleri yavaşça yere bıraktım, derin bir nefes alıp aynaya baktım. Karşıma bakan yaşlı, gözleri yorgun ve umutsuz bir kadın.
Mutfakta küçük oğlum, 22 yaşındaki Bora, tabakları birbirine vurup yankı yapıyordu.
Anne, ekmek aldın mı? Canla salamı ekmeksiz yedik ya. Ve bu arada, çorba bozulmuş, ben döktüm ama tencereyi yıkamadım, çok yapışmış. Şimdi yeni çorba yapar mısın? Yalnız artık mercimek çorbası yap, diğerlerinden bıktım vallahi.
Zorla ayakkabılarımı çıkardım, dikkatlice rafa koydum. İçimden bir şey koptu o an. Sabır ipi en sonunda cuk diye koptu. Mutfağa girdim. Bora masada telefona gömülmüş; etrafında kırıntılar, çay lekeleri, çikolata ambalajları Lavaboda yığılmış bulaşık kulesi Pisa Kulesini andırıyordu, her an devrilecek.
Merhaba oğlum, dedim kısık bir sesle.
Merhaba Ekmek var mı?
Var. Marketten alırsınız.
Bora ekrana şaşkınlıkla baktı.
Nasıl yani? Sen almadın mı?
Almadım. Canın gömleğini de ütülemedim. Deterjan da almadım. Çorba da yapmayacağım.
O sırada Can da odaya girdi, göbeğini kaşıyordu. Üzerinde sadece şort var, akşam olmasına rağmen.
Anne, şimdi sırası mı yani? Ben gömlek konusunda ciddiyim. Ben ütü yapamayınca çizgileri hep yanlış yere yapıyorum.
Ayşe Hanım sandalyeye oturdu, poşetlerle uğraşmadan. Karşısında sağlıklı ve koskocaman iki oğlu Can uzun boylu, geniş omuzlu, üniversiteyi iki yıl önce bitirmiş, bir ofiste çalışıyor ama tüm parasını teknolojiye ve eğlenceye harcıyor. Bora açıköğretim öğrencisi, arada kuryelik yapıyor, ama ev işini hiç umursamıyor.
Oturun bakalım, dedim sertçe. Konuşacaklarımız var.
Oğlanlar şaşırıp sandalyelere oturdu. Tuhaf bir kararlılık vardı sesimde ilk defa
52 yaşındayım artık, başladım. Tam zamanlı çalışıyorum. Eve, faturaya, mutfağa ben yetişiyorum. Siz sağlıklı, yetişkin adamlarsınız. Ne çocuksunuz ne hasta. Size hizmetçi gibi davranıyorum resmen.
Amanın, başladı yine işte, Can göz devirdi. Anne, biz de çalışıyoruz, yoruluyoruz. Sen kadınsın, ev işleri kadın işi; doğuştan geliyor. O düzeni sen sağlarsın.
Benim fıtratımdan gelen şey saygı ve dinlenme hakkı! lafa kestim. Bugünden itibaren, ocak sönüyor! Grev başlatıyorum.
Nasıl yani? güldü Bora. Açlık grevi mi, ne?
Hayır, yemek yiyeceğim. Ama sadece kendim için! Kıyafetlerimi kendim yıkayacağım, odamı kendim toplayacağım. Siz artık yetişkinsiniz, ne istiyorsanız pişirin, ne istiyorsanız ütüleyin, makineyi açıp çamaşır öğrenin. Youtube diye bir şey var.
Mutfakta tuhaf bir sessizlik Sanki uzaylı görmüş gibiydiler. Annelerinin şimdi gülüp şaka yaptığını, sonra mutfağa fırlayıp köfte kızartmaya başlayacağını bekliyorlardı.
Anne, bu komik değil ama, dedi Can kaşlarını çatarak. İş görüşmem var, gömlek lazım.
Ütü dolapta, ütü masası kapının arkasında.
Kalktım, poşetten kendime yoğurt, elma ve lor peyniri aldım, odama çekildim. Kapımı da sıkıca kapattım.
İlk akşam garip sakin geçti. Oğlanlar, anneleri gün sonunda yumuşar sandı. Yemek siparişi verdiler, kutuları mutfakta bırakıp sabaha kadar Playstation oynadılar. Kıkırdamalarını duydum ama çıkıp laf etmedim. Ilık banyomda miskinlik ettim, kitap okudum, içimde ise tarifsiz bir hafiflik vardı.
Sabah patırtı ve kavga sesiyle başladık.
Şu ütü nerede! Can bağırıyor. Anne! Anne! Vaktim yok!
Hazır giyinmiş çıkmak üzereyken odadan çıktım. Gözlerimin feri yerine gelmişti, saçımı düzeltmişim.
Dolabın alt rafında dedim ya.
Buldum ama çalışmıyor! Kırmışsın!
Prize tak, suyunu da koy. Palto giyerken söyledim.
Geç kalacağım, yardım etsene anne, ne olur! Bir kerecik!
Hayır. Görüşmen, sorumluluğun.
Çıktım evden, Canı ütüyle baş başa bırakarak. Elbette kalbim cız etti; içimden bir anne Dön, yardım et, mahvolur çocuk! diyor. Ama aklım: Şimdi taviz verirsen, ömür boyu kaybedersin diye diretmekte.
Akşam döndüğümde ilk fark ettiğim yanık yağ ve ekşi bir koku oldu. Mutfak tam bir felaket. Tavada kara omlet parçaları, masa örtüsü yanmış, bulaşık dağ olmuş, yerler yapış yapış.
Bora hem aç hem asık suratla masada.
Anne, bu iş tamamen saçmalık. Yiyecek hiçbir şey yok. Sadece senin yoğurtların var. Açlıktan mı ölelim?
Markette her şey var. Mantı, makarna, sosis alın. Paran var.
Mantı haşlamayı bilmiyoruz! Hep lapaya dönüyor!
Paketin üstünde tarif yazıyor. Okumayı biliyorsunuz.
Sakince tavayla aramdaki köşeyi sildim, salatamı çıkardım ve soframa oturdum. Çocuklar etrafımda dolanıyor, ama aldırmadım.
Yeter artık, dedi Can sonunda, mutfağa gelip. İş görüşmesinde başarısız olduğu her halinden belliydi, asabı bozuktu. Sen annelik yapmıyorsan, biz de… ne bileyim… kırılırız işte!
Kırılın, size kalmış. Benim annelik görevim siz on sekiz yaşına bastığınızda bitti. Sonrası sadece iyi niyetimdi. O iyi niyeti de kıymet bilmeyen biriyle paylaşmam.
Bencillik ediyorsun! fırladı Bora.
Olabilir. Ama tok ve huzurlu bir bencillik bu.
Üç gün soğuk savaş… Ev gitgide kirleniyor. Banyoda tuvalet kâğıdı bitince, sırf kendime yeni bir rulo alıp her seferinde yanıma aldım. Çöp taştı, pis kokular başladı. Kafalarına göre fast food yiyip, paketleri her yere atıyorlar.
Kendimi zor tuttum. Evimi bu halde görmek canımı yakıyordu çünkü. Temizlik yapıp çorba kaynatmak istiyordum. Ama bu ilaç acı olmalıydı, geri dönemezdim.
Perşembe akşamı Can kirli sepetini karıştırıyordu döndüğümde.
Ne yapıyorsun?
Çorap bakıyorum. Temiz hiç yok kaldı.
Yıkasana?
Makinede bir sürü düğme var, karışık geliyor. Bozmak istemiyorum.
Hızlı yıkama tuşuna bas, bir tek o yeter. Deterjanı da gözüne koy.
Ama deterjan yok!
O zaman markete.
Can sinirle çorabı sepete fırlattı.
Gider yenisini alırım!
Al tabii. Yıkamaya üşenip yenisini almak tam da büyümüşsün hareketi! Lüks hayat böyle olur.
Cuma beklenmedik bir şey oldu. Hastalandım. Ateş içinde yattım, boğazım yırtılıyordu. İş yerine haber verip izin aldım, yorganın altındaydım.
Öğlene kadar onlar uykudaydı. Sonra Bora kapıda belirdi.
Anne, hasta mısın?
Hastayım.
Yemek olacak mı peki?
Gözlerim doldu. Yüreğim sızladı. Yahu insanlara bu kadar ilgisiz mi yetiştirdim?
Bora, sesi kısık çıkarabildim. Ateşim 38. Ne yemeği? Kapıyı kapat.
Çıktılar, mutfakta fısıldaştıkları duyuldu.
Sıkıntı ya, aç kaldık…
Sipariş mi versek yine?
Param kalmadı, dün spor ayakkabıya verdim.
Ben de tamtakırım, burs haftaya.
Makarna mı yapsak bari?
Deneriz de, tuz nerde?
Uyuyakalmışım, bir anda duman kokusuyla kalktım. Baygın halde mutfağa koştum.
Manzara tam facia: makarna kazana yapışıp kömür olmuş, su çoktan bitmiş. Oğlanlar şaşkın.
Sadece Dotada bir el daha oynadık, o kadar! Bora özür diler gibi.
Camı açın hemen! bağırdım. Evi yakacaksınız!
Ocağı kapatıp, tencereyi musluğa attım, cızırdayarak bulut gibi buhar çıktı.
Sandalyeye çöküp yüzümü ellerimle kapadım, hıçkıra hıçkıra ağladım. Gücüm kalmamıştı. Sıcaktan, hastalıktan, kendime ve bu çocuklara acıyarak.
Oğlum ikisi de donakaldı. Hiç böyle görmemişlerdi beni; hep güçlü, dimdik, her şeye kafa tutan annelerinin o haliyle tanışmadılar ilk defa. Hele bir kadın, eski pijamasıyla, yanmış tencerenin başında ağlayınca…
Anne… neden ağlıyorsun ya? Can utangaçça yaklaştı, omzuma dokundu. Yani, tencere yandı, ne olmuş… Yeni alırız.
O tencere için değil! hıçkırdım. Sizin için, oğlum! Hayata karşı acizsiniz! Ben olmasam, bu evde açlıktan ölürsünüz, pislik içinde boğulursunuz! Utanıyorum! Böyle bağımlı insanlara dönüştünüz ya!
Ağlayışım bitince odama çekildim. Oğlanlar mutfakta sessizce durdu. Duman yavaşça çıktı camdan.
Sabaha kadar çıkmadım dışarı. Umrumda değildi artık.
Akşam sekizde kapı nazikçe aralandı.
Anne, uyudun mu? Boranın sesi.
Hayır.
Eczaneye gittik biz… Can arkadaşından borç aldı. Teraflu, pastil, sprey, limon aldık sana.
Bora ilacı uzattı. Arkada, Can bir tepsiyle… Bir bardak, neredeyse zift gibi demli çay ve bir tabak sandviç. Kolbasası parmak kalınlığında, peynirlerin kenarları sarkmış ama o kadar içten yapılmış.
Teşekkür ederim, dedim kısık sesle.
Ve annem, Can kafasını kaşır. Şey, mutfakta biraz toparladık. Bulaşıkları yıkadık. İki tabak kırıldı, ıslaktı çünkü. Yeri de süpürdük.
Bir yudum çay… boğazımı yaksa da gönlümü ısıttı. Kırık tabaklar şans getirir, dedim gülerek.
İki gün daha oğlanlar beni arayıp durdu: “Anne, deterjan nereye konuyor?”, “Anne, pirinç yıkanır mı?”, “Anne, toz bezi nerede?”.
Kendi çaplarında çorba yaptılar; tavuk suyu pudra gibi patates, yarı pişmemiş havuçlu bir sanat eseri. Can tişörtünü ütüledi; ütü iziyle dolaştı ama gururluydu.
İyileşince mutfağa çıktım, buzdolabına asılı bir kağıt: Nöbet çizelgesi.
Pazartesi, Çarşamba, Cuma Can (bulaşık, çöp). Salı, Perşembe, Cumartesi Bora (yer, market). Pazar bir araya toplanıyoruz.
Bu ne şimdi? sordum Can’a.
İş paylaşımı, dedi ağzında sandviç. Hakikaten haklıydın, anne. Biz öküz gibi adam olmuşuz, sen tek başına uğraşıyorsun.
Uygulayacak mısınız peki?
Deniyoruz. Bora dün kızartma tarifine baktı. Sık karıştırınca olmuyormuş. Nereden bilelim ki?
İlk defa uzun zamandır içten güldüm.
Bir ay geçti. Hayat harika değildi tabii, hala unutulan çöp, tartışılan sıra, bazen tempo bozuldu. Ama ev işlerine acizlik yavaş yavaş geriliyor.
Kendimde de değişiklik fark ettim. Evde temizlik-bulaşık-tekrar temizlik kısır döngüsünden kurtardığım zamanı kendime ayırıyorum. Beş yıldır hayalim olan yüzme kursuna yazıldım. Arkadaşlarımla altı ayda bir değil, neredeyse her hafta buluşuyorum. Hatta tekrar sokakta erkeklerin, yıllardır olmadığı gibi, bana baktığını fark ettim.
Bir akşam yüzmeden döndüm, oğlanlar mutfakta bir şeyler doğrayıp didiniyor.
Ne oluyor orada?
Akşam yemeği hazırlıyoruz, Bora soğandan gözleri yaşararak. Can yeni işinden ilk maaşı aldı, kutlama yapıyoruz. Fransız usulü et.
Yeni işin mi? Cana döndüm.
Evet. O vakit ütüsüz gömlekle görüşmeye gitmiştim, almadılar. Özensizsin dediler. Hayatımdan utandım. Sonra ütülemeyi öğrendim, başka yere başvurdum, hazırlandım. Lojistikteyim artık.
Tebrikler oğlum. Seninle gurur duyuyorum.
Geç otur, anne, Can sandalyeyi çekti. Şarap ister misin? Güzelinden aldım.
Masa başında oturduk. Et biraz kuru, soğan kalın doğranmıştı, ama benim için dünyanın en lezzetli yemeğiydi. Çocuklarımın hareketlerinde yeni bir olgunluk, gözlerinde farkındalık vardı. Artık tüketici değil, evin parçasıydılar.
Bak anne, dedi Bora, bir parça et alırken. Aslında ayrı yaşam çok masraflı ve zor. Ama ebeveynle yaşayıp parasız, ilgisiz öğrenci gibi davranmak daha da utanç verici. Canla karar verdik: fatura ve mutfak harcamalarına üçte bir katkı yapacağız. Adil mi?
Adil, dedim gülerek. Hem de çok.
Bir de… ekledi Can. Dağ gibi ev bıraktığımız için özür dileriz. Gerçekten anlamıyorduk; sanıyorduk ki, ev kendiliğinden temizleniyor, dolaplarda hep sihirli yemek var.
Sihir bitti çocuklar. Gerçek hayat başladı.
Eskisi gibi bazen alışkanlıklar nüksediyor. Bir gün koltuğun altında çorap buldum. Önceden hemen alır, sessizce yıkar, söylenirdim. Artık öyle yapmadım.
Bu senin çorabın mı Bora?
Ay, pardon. Hemen alıyorum.
Aldı ve yerine götürdü, ne tartışma ne hatırlatma.
Çözdüğüm en önemli şeyi anladım: kendimi feda etmek onları mutlu etmiyormuş, onları acizleştiriyormuş. Benim ilk başta acımasız sandığım sertliğim, onlara en güzel sevgi dersi oldu. İnsan, kendisine bakabilmeli ki gerçek saygıyı öğrenebilsin.
Arkadaşlarım dert yanınca oğullarının evde oturduğundan, onlara bilgece bir gülümseme ile diyorum ki:
Hiç kolay anne olmayı bırakmayı denediniz mi?
Nasıl yani? şaşırıyorlar. Aç kalırlar, perişan olurlar!
Kalmıyorlar. Açlık en iyi öğretmendir; kirli gömlek, ütü kullanmanın rehberidir. Denedim, çalışıyor.
Bir cuma akşamı tiyatroya gitmeye hazırlanıyorum. En yeni elbisemi giydim, rujumu sürdüm.
Anne, nereye böyle şık? Bora ıslık çaldı.
Randevum var, göz kırptım. Kendimle ve sanatla. Akşam yemeği malzemesi dolapta, tarifleri internette bulursunuz. Artık küçüksünüz mü canım?
Apartmanın kapısından çıktım, temiz akşam havasını derin derin içime çektim ve inanılmaz bir özgürlük hissettim. Artık hizmetçi değilim. Ben bir kadınım. Ve sonunda emeğimi ve zamanımı takdir etmeyi öğrenmiş yetişkin oğullarım var.
Bu deneyimin bana şaşırtıcı gelen sonucu sadece oğullarımın değişimi değil; bana bambaşka bir hayat kazandırmasıydı. Bazen ailede düzen ve huzur için sadece küçük ama iyi bir kaos şartmış.




