Altın Yıldönümüne Kadar Yaşamak
Yirmi beş yıl birlikte geçirmişlerdi Nermin ve Hasan. Nermin artık ellisine merdiven dayamıştı, Hasan ise iki yaş büyük. Köydeki hayatları herkesin hayatı gibi sıradan ve durağandı: ev, iş, küçük bir ahır, tarlada iş güç… Oğulları Özgür büyüyüp İstanbula taşınmış, üniversiteyi bitirmiş, büyük bir demir-çelik fabrikasında çalışmaya başlamıştı.
Bir gün Özgür, hafta sonu için aile evine yanında genç, güzel bir kızla geldi.
Anneciğim, babacığım tanışın lütfen; bu Sedef. Evlilik başvurusu yapmak için önümüzdeki hafta belediyeye gideceğiz, dedi Özgür.
Merhaba, dedi Sedef utangaç bir edayla, yanakları al al oldu.
Hoş geldin Sedefciğim, geç bakalım, çekinme sakın, bizde her şey olduğu gibi, dedi Nermin, telaşlıca sofrayı donatırken.
Özgürün kızını hem Nermin hem Hasan sevmişti. Gençler, İstanbula geri döndüler. Sonrasında telefon konuşmaları, Sedefin gelin geleceği haberleriyle geçti günler. Nermin mutlu olmuştu, Hasan da öyle…
Her şey güzel giderken Nerminin içinde yıllardır hissetmediği bir huzursuzluk başladı. Kim derdi ki, ellisinde, kocasının arkadaşı ve komşusu olan Mehmete gönlünü kaptıracak diye?
Mehmet bir akşam ellerinde bir şişe Tekirdağ rakısı ile çıkageldi. Eşi Mine tren yollarında kondüktördü, uzun seferlerde haftalarca evde olmuyordu. Mine, Mehmeti çekincesiz yalnız bırakır, arada kızıyla telefonda konuşur, sonra evine birkaç gün uğrayıp yeniden sefere giderdi.
Kızları Betül, Ankarada yaşar, bazen köye gelir, annesi yokken babasına erzak getirirdi.
Hasan abi, yeni bir matkap aldım pazardan, gel göstereyim sana, dedi Hasan, heyecanla kalkıp depoya gitti.
Mehmet ise bir anda Nerminin belini kavrayıp onu sıkıca kendine çekti, dudaklarını Nerminin boynuna dokundurdu. Nerminin vücudundan bir titreme geçti. Tam o sırada verandadan kapı açıldı. Nermin, telaşla komşudan uzaklaşıp masanın üzerini silmeye başladı, başını öne eğdi, Hasan’a bakmaya utanıyordu. Yüzü parlıyordu, bunu kendisi de fark etti.
Hasan bir şey anlamamış gibi, kutuyu Mehmetin eline verdi.
Güzel aletmiş, Hasan, valla lazım böyle şeyler… Hadi kutlayalım, dedi, birer duble rakı doldururken. Nermin, bize katılacak mısın?
Yok, çocuklar, bir halsizlik var üzerimde, biraz uzanacağım, dedi Nermin ve odasına gitti. Aynada kendine bakıp, Aman Nermin, elli yaşındasın ama resmen genç kız gibi aşk peşindesin! Gözlerin nasıl da parlıyor, yahu! diye gülüp geçti.
Nermin azıcık tombullaşmıştı yaş ilerlerken; yanakları, göğüsleri dolgun; yüz hatları hâlâ çok güzeldi, en çok ise gözleri dikkat çekiyordu. Elbette kadınlığının en doruğundaydı ve köyde ondan güzel sayılıydı.
Mehmet uzun boylu, sert bakışlı, köydeki erkek gibi erkeklerin başında gelirdi. Nermin de ona uzun süredir gönlünü kaptırmıştı ama birkaç gün önce Mehmetin de yıllardır onu sevdiğini öğrenmişti.
Mehmet elli dört yaşındaydı, Mine ile yıllardır evliydi, komşularla arası hep iyiydi. Nermin bir gün markete giderken Mehmet arkasından seslendi.
Nermin abla, bir gelsene, mantı yapacağım ama tarifini unuttum, dedi.
Ya Mehmet, markete yetişmem lazım, dedi utanarak, üstü başı dağınık, makyajsız olduğu için hayıflanarak… Ama yine de kendine şaşırarak Mehmetin avlusuna daldı. Eve girer girmez kendini Mehmetin kollarında buldu. Mehmetin biricik öpücüklerinden ayılamıyordu Nermin. Ne o, ne de Mehmet, olan biteni durdurmak için en ufak bir çaba göstermedi.
Markette seni kimse beklemiyor, dedi Mehmet, şu mantılar ne kadar kaynamalı, bilmiyorum, ama gel içeri…
On dakika yeter, dedi Nermin, yıllardır ilk kez mi mantı haşlıyorsun?
Eskiden hiç yapmazdım ki, dedi Mehmet, karım olmadan bir hiçim ben!
Madem öyle, yardım edeyim bari…
Yok, bizim başka işimiz var şimdi, dedi Mehmet…
Paltoyu yere attı, başını Nerminin göğsüne yasladı.
Mehmet, ben evliyim, dedi Nermin.
Ee, ben de evliyim ama senden çok hoşlanıyorum ve gözlerin bana her zamanda ısınıyor. Hasanın ilgisinden memnun değilsin, hayatında neşen yok belli ki.
Nermin susmadı, Hasanın yıllardır kendisini ne övdüğünü duyduğunu ne de güzel sözler söylediğini… Sıcak öpücükler ve ardından ihanet geldi. Nerminin ilk defa bir başkasına eşini aldatışıydı bu. Vicdanı ise hiç sızlamadı; hatta yaptığının doğru olduğuna kendini inandırdı.
Gerçekten çok güzelsin Nermin, seninle yaşayabilirim, dedi Mehmet. Mine ile daha çok telefonda konuşuyoruz, seferden seferden eve gelmiyor, belki o da benden başka birini bulmuştur bile… Kim bilir, makinistlerden biriyle mi acaba?
Mehmetin öpücükleriyle başı dönerken, Nermin markete gitmesi gerektiğini hatırladı, aceleyle hazırlandı. Tam evden çıkarken Betülün sesi duyuldu.
Aaa, Nermin teyze hoş geldiniz! dedi Betül. Nermin önce afalladı ama topladı kendini.
Hoş bulduk Betülcüğüm, babana mantı haşlamasını öğret deyip durdum, Mine abla evde olmayınca karnı hep aç kalıyor…
Bunu kaç kere anlatacağım sana baba, dedi Betül, mutfağa geçti, getirdiklerini yerleştirdi. Annem yokken sen de zorlanıyorsun, bu yüzden geldim.
Ben gideyim hadi, diyerek Nermin ayrıldı; Betül sana yardımcı olur…
Nerminin damarlarında kanı kaynıyordu, yanağı al al, yıllardır uzaktan bakıp erişilmez sandığı Mehmete baştan ayak vurulmuştu. Artık köyde herkesin konuştuğu en yakışıklı adam onundu sanki.
Bir süre daha Mehmete sık sık gitmeye başladı. Dedikodular köy sokaklarında yayılmaya başladı.
Sen de marketten erken dönmez oldun! dedi bir gün Hasan, Nerminin ağzını arayarak. Mehmetin yanında ne halt ediyorsun da böyle gecikiyorsun?
Ya sorma, Mine gidince tek başına kaldı, mantı haşlamayı da bilmiyor, Betül de geldi zaten, evlenecekmiş…
Mehmet ise daha da açık konuşmaya başlamıştı:
Bizi enselerlerse Aşık olduk deriz. Mine gitsin, kiminle isterse olsun. Hasanı ise bilemem, deyip Nermini öptü.
Aman Mehmet, biz ne yapıyoruz yahu? Elli yaşına yaklaştım, aşka inat düştüm.
Aşkın yaşı yok, dedi Mehmet sarılarak.
Son utancı da kaybolup gitti Nerminin. Kendine bunu hak gördü.
Bu kaçamaklar iki hafta sürmüştü ki bir gün neredeyse Hasan, karısını Mehmetin evinde yakalayacaktı. Nermin alelacele Mehmetin bahçesindeki odunluğa saklandı; Hasan ve Mehmet avluda uzun uzun sohbet ederken…
O akşam Hasan Nermine sitem etti.
Her şeyi biliyorum… Musa gördü seni, Mehmetin kapısından içeri girerken. Üç gün sonra evlilik yıldönümümüz, lokantada yemek daveti bile verdim… Sen ise…
Hasan, ne olur affet, dedi Nermin başını eğip. Ne yaptığımı bilmiyorum; insan kırkından sonra sapıtıyor ya hani… Siz erkekler de böyle yapmaz mısınız… Ama bana kızmakta haklısın…
Nevher ne dersen de, anlamıyorum seni. Affet diyorsun, geçiştiriyorsun.
Yıldönümümüz bitsin, herkes misafirliğimizden mutlu ayrılsın, sonra ayrılırız. Bunu da oğluna sen anlatırsın; o evlenecek, annesi köyde nam salmış!
Kutlama günü, köydeki lokantada uzun masalar kuruldu. Nermin Hasanın yanında, yeni elbisesiyle, makyajı ve incileriyle göz kamaştırıyordu. Mehmet ise yalnız gelmişti, Mine daha dönmemişti.
Bazı köylüler Nermine alaycı bakışlar atıyor, dedikodu yapanların sayısı artıyordu. Nermin ise aldırmıyordu:
Konuşsunlar, ne bilsinler ki bizdeki aşkı… Ne anlar köy ne demek aşık olmak…
Kutlamalar arasında Mehmet de söz alıp kadeh kaldırdı:
Genç çifte üzülmeden, sağlıkla, tekrar yirmi beş yılı devirmenizi dilerim. Umarım hep beraber tekrar bir araya geliriz, dedi, kadehini yuvarladı. Herkes alkışladı, ardından içkiler havada uçuştu.
Yemekten sonra Hasan kararını verdi:
Bu iş böyle gitmez. Köyde rezil oluyorum, senden ayrılacağım. Mehmetden de uzak durmak gerek…
O sırada Nermin, biraz hava almak ve moral bulmak için market bahanesiyle Mehmetin kapısını çaldı.
Bahçeye girdi. Mehmet, ahır kapısından çıktı, elini havada tutup yaklaşmamasını işaret etti.
Mine döndü, dedi sessizce.
Peki ona bir şey söyledin mi?
Ne söyleyeceğim ki?
Beraber olduğumuzu! dedin mi?
Sessiz ol, evde… Nermin, sen de yetişkin bir kadınsın… Oyun bitti. Mineyi seviyorum. Eve gelir gelmez sarıldı, öyle hissettim ki onsuz yapamam… O da beni seviyor, dedi utanarak.
Ben ne olacağım peki? Hasan her şeyi biliyor, köyde herkes konuşuyor, senin için güzel olmaya çalıştım…
Ne güzel, Hasana güzel görün, Nermin. Sen iyi birisin ama ben başkasına aitim. Evimin kadını Mine, yemek yapmasını iyi bilir, güzel idare eder beni…
Nermin daha fazla dinlemeden arkasını döndü, köydeki küçük evine yürüdü. Akşam, Hasan ve Nermin yüzleştiklerinde…
Nermin, ayrılmaya karar verdim. Beni mahvettin, dedi Hasan.
Nermin gözyaşlarına boğuldu; çok acı çekiyordu. Hasan onun hayat arkadaşı, kendisini en iyi tanıyan insandı. Belki tutkuları bitmişti ama iyisiyle kötüsüyle, alışkanlıklarıyla gerçek yoldaşıydı.
Haklısın Hasan… O gün bana inek gibi oradan oraya zıplıyorsun dediğinde de haklıydın. Bazen insanın aklı almıyor, affet… Söz veriyorum, her şeyi yoluna koyacağım. Oğlumuza nasıl anlatacağımı da bilmiyorum… Oğlumuzun düğünü de yaklaşırken… Torunlarımızı birlikte bekleyelim Hasan, ne olur…
Nermin biliyordu ki, Hasan affedici biriydi, onu farklı sevmeye devam ediyordu. Zamanla her şey düzeldi. Oğulları ve gelinleriyle birlikte iki torunları oldu; köyde torun sevinçleriyle huzur buldular.
Mehmet ise Mine sefere gidince köyde daldan dala kondu, bir oraya bir buraya… Eskisi gibi Hasana uğramaz oldu, dostlukları bitti. Yıllar geçti, Mine emekli oldu, Mehmetle kavga dövüş hayatlarını sürdürüyorlar. Herkesin evinde ayrı bir hikâye, köyde dilden dile bu masallar anlatılır oldu…
Dinleyen, okuyan herkese selam olsun; hayırlı günler, huzur, bereket diliyorum…




