Lütfen Beni Anla, Ali! Akıl Sağlığını mı Kaybettin? Ayrılmak mı İstiyorsun? — Aynen öyle. Uzun zamandır genç bir sevgilim var! Benden 16 yaş küçük. Onunla daha mutlu olacağıma karar verdim! — Ya, o kız senin kızın yaşında! — Hiç de bile! O artık 20 yaşında. Ali yanına yaklaştı. — Hem de, genç sevgilimin babası çok zengin. Sonunda hayalini kurduğum gibi bir hayat yaşayabileceğim! Anladın mı? Sonra da bana bir çocuk doğuracak, senin aksine! Ali’nin her sözü Zeynep’i derinden yaralıyordu. Çocuksuz geçen yıllardan sonra, bu kaçınılmaz sonu bekliyordu ama böylesine onur kırıcı bir biçimde olacağını asla hayal etmemişti. Ali’yle neredeyse 15 yıl evli kalmışlardı. İnişli çıkışlı günler olmuştu; ama Zeynep her zaman saygının ailede vazgeçilmez olduğunu düşünürdü. — Zeynep, bari gelenekler gereği ağlasaydın. Böyle olunca kendimi tuhaf hissediyorum. Kadın gururla başını kaldırdı. — Neden ağlayayım ki? Senin adına çok sevindim! Bari aramızdan biri hayalindeki hayata kavuşsun. Ali dudak büktü. — Şu fırçalarından bahsetmeyi bırak artık. Onlarla uğraşmak ne iş, ne de bir anlam ifadesi var! — Hobi olsa da eğer ben biraz daha fazla çalışıp sen biraz daha fazla kazansaydın, ben de sevdiğim işle uğraşabilirdim. — Hadi canım, başka neyle meşgul olacaksın? Çocuğun olmuyor. Sadece çalış! Zeynep, bavulunu kapatmaya çalışan Ali’ye döndü. — Ali, yeni sevgilin… O da çalışmayacak. Nasıl geçineceksiniz ki? Sen de pek çalışkan değilsin. — Artık bu senin meselen değil! Ama bugün iyi günümdeyim, anlatayım: Çok kısa süreliğine kendi paramızla geçineceğiz. Sonrasında, sevgilim hamile kalınca babası paraya boğar bizi! Hem şimdi de yeteri kadar paramız var, merak etme! Ali sonunda bavulunu kapatıp evden çıktı, kapıyı hızla çarptı. Zeynep istemese de kulaklarını tırmalayan sesten irkildi. Sonra tekrar pencereye döndü. Apartmanın önüne kırmızı bir araba yanaştı. Genç bir kız arabadan fırlayıp Ali’ye sarıldı. Mahalledeki tüm kadınlar hemen pencereden bakmaya başladı. Yine de, Ali kimseyi utandırmadan gidemezdi. Bilinmeyen bir şekilde, Zeynep kendini hafiflemiş hissetti. Son zamanlarda hayatları tam anlamıyla bir maskaralıktı. Ali eve hemen hiç gelmiyordu. Zeynep, evlilik düğümünü kendi elleriyle çözemediğini biliyordu. Telefonunu aldı. — Ayşe, selam. Akşam planın var mı? Arkadaşı şaşırdı. — Yahu, depresyondan çıktın mı ne? — Yok be, depresyon değildi. Hafif bir moral bozukluğuydu. Bu akşam dışarı çıkalım mı? İçeriz, sohbet ederiz. Hem kutlamamız gereken bir şey var. Bir anlık sessizlik oldu sonra Ayşe sordu: — Zeynep, iyi misin? Bugün hangi ilaçtan içtin? Başın mı ağrıdı, yoksa ateşin mi çıktı? — Ayşe, bırak şimdi! — Ciddiyen mi, tabii ki gelirim. Senin o suratını görmekten bıktım zaten! Sadece… — Ne oldu, gelemeyecek misin? — Bununla alakalı değil. Senin Ali seni nasıl bırakır ki? Kim ona koltukta yemek servis edip burnunu silecek? — Ayşe, akşam yedide “Elmas”ta buluşalım! Zeynep telefonu kapattı. Bir gün Ayşe’yi öldürecek, kesin. Zaten tanıştıkları günden beri öyle hissediyordu. Yine de, bu onların arkadaşlığını asla bozmadı. Zeynep çantasını kaptığı gibi çıktı evden. Zaten vakit kaybetmemeliydi. Ayşe saate bakıp sabırsızlanıyordu. Zeynep hiç geç kalmazdı, fakat artık beş dakika geçmişti. Sonunda Zeynep restorana girdi ve Ayşe’nin ağzı açık kaldı, aynı şekilde diğerlerininki de. Zeynep hep uzun saçlı, sade giyimli olurdu. Şimdi kısa, açık renkli saçları vardı. Makyajı muhteşemdi. Pantolonu tercih etse de, rahat bir elbise giymişti ve bu onu olağanüstü gösteriyordu. — Zeynep, bu ne hal? Zeynep çantasını sandalyeye koyup oturdu. — Beğendin mi? — Tabii ki! On yaş gençleşmişsin. Sadece, Ali’yi sen mi evden kovdun yoksa? — Demem! O kendi gitti. Bir süre bakıştılar ve sonra kahkahaya boğuldular. Birazdan, yakındaki masadan iki içki geldi. Gönderen, onlardan birkaç yaş büyük bir adamdı. Ayşe kısık gözlerle Zeynep’e baktı: — Hayranların çıkmaya başladı. Zeynep adamı el ettirip masalarına davet etti. Ayşe şaşkınlıkla baktı: — İşte bugün sana gerçekten bayıldım! Gece geç saate kadar oturdular. Adamın adı Murat’tı: Espirili, akıllı, samimi ve çok hoştu. Ayşe’yi taksiye bindirdi, Zeynep’e eşlik etmeyi önerdi. — Şehrin öbür ucuna yürümeye de razıyım! Arabam var ama bu halde arabaya binmem. — Gerek yok ki, sadece iki cadde ileride oturuyorum. Sabah neredeyse Zeynep’in evine geldiler. Gezmiş, sohbet etmişlerdi. — Zeynep, neyi kutladığınızı soracaktım. Yoksa doğum günün müydü? Hediye almam gerekir mi? — Hayır… Belki de öyle sayılır. Dün kocam beni terk etti. Zeynep gülümsedi. Murat şaşkın şaşkın baktı. — Eh, Zeynep Hanım… Gerçekten insanı şaşırtıyorsunuz. Üç hafta sonrası. Zeynep ve Ayşe bir kafede sohbet ediyor. — Zeynep, Murat’la işler nasıl? Kadın gülümsedi. — Ayşe, hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Üstelik hiçbir şeyi saklamama gerek kalmıyor. O bütün kaygılarımla kolayca başa çıkıyor. — Ama sanki içine dert olmuş bir şey var? — Şey…, Ali bir türlü rahatlamıyor. Neden bilmiyorum, ama düğününe beni davet etti. — Ooo… Neden acaba? — Herhalde beni darmadağın, perişan görmek istiyor. Veya yeni eşine göstermek için. — Kaçık işte… Zeynep, Murat’ı da al git. Selam verip çıkarsınız. Yeter ki burnunu sürt! …Ali, Elif’e baktı. — Çok güzelsin… — Biliyorum. Sence babam düğüne gelecek mi? — Nasıl gelmez, sen onun kızısın… — Ama bir yıldır bana tek kuruş vermedi, çalışmayı öğrenmemi istiyor. Babaymış güya. Ali ona sarıldı. — Merak etme, kızını gelin verirken gelecek! Düğünü krediyle yaptılar. Hem Ali hem Elif, babanın kızı affedip kasayı açacağına emindi. — Ali? — Seninki gelecek mi? — Düşünebiliyor musun, aradı dün! — Olamaz! — Evet! Bence geri dönmemi isteyecek. — Kesin. Bayılırım böyle sahnelere! Zeynep, Murat’a ne istediğini açıkladığında adam şaşırdı. — Kaçta dediğin düğün? — İkide. Senin işin mi var? — Eski kocanın adı neydi? — Ali. Neden? — Vay be Zeynep, rastlantıya bak! Tabii ki seninle geleceğim. Hikayeyi ancak düğün yolunda paylaştı. Zeynep o kadar şaşırdı ki, planı değiştirmek aklına bile gelmedi. Genç çiftin masasına doğru kol kola ilerlediler. Zeynep gururla gülümsüyordu. Ama Ali ve Elif’in suratları pek de mutlu görünmüyordu. Yanlarına geldiler. Elif fısıldadı: — Baba? Ali ise zar zor, — Zeynep? diye mırıldandı. Onu hemen tanıyamamıştı. Böyle görünebileceğini aklının ucundan geçirmezdi. Murat, kızına çiçek ve bir zarf uzatarak: — Evlendiğin ve bağımsız olduğun için çok iyi yaptın. Biz de Zeynep’le dünyayı gezmeye gidiyoruz, dedi. Sonra Ali’ye dönüp: — Kayınvalidenizin de artık tatile ihtiyacı var, kızımı size emanet ediyorum. Affedersiniz, şimdi izin isteyelim, dedi. Restorandan çıktılar. Zeynep gülmek istiyordu, ama Murat’ın tepkisinden emin değildi. Birden Murat ona döndü: — Artık benimle evlenmen gerekecek, biliyorsun değil mi? Zeynep düşündü. Sonra ciddi bir ifadeyle: — Ne yapalım, gerekiyorsa yapılacak… Sarılıp arabaya doğru yürüdüler. Ve Murat çoktan sıcak ve denizli bir yere bilet almak için telefondaydı.

Kadir, ben seni anlamıyorum. Aklını mı kaçırdın? Ne demek gidiyorum?

-Söylediğim gibi, Gülşen! Uzun zamandır başka bir kadınım var! Benden 16 yaş küçük! Ve sonunda karar verdim, onunla hayat bana daha güzel gelecek!

-O kız sana evlat olur, farkında mısın?

-Hiç de bile! Artık 20 yaşında o.

Kadir ona doğru yaklaştı.

-Hem, Zeynepin babasının bayağı parası var. Sonunda hayalini kurduğum gibi bir hayat yaşayacağım! Anladın mı? Üstelik bana çocuk da doğuracak. Sende öyle bir şey yoktu!

Her kelimesi Gülşenin yüreğine bıçak gibi saplanıyordu. Her ne kadar artık içten içe bunun yaşanacağını bilse de, bu kadar aşağılayıcı bir biçimde olmasını hiç tahmin etmemişti.

Kadirle neredeyse 15 yıl geçirmişlerdi. Olumlu olumsuz pek çok anı, diğer birçok çiftte olduğu gibi. Ama Gülşen, bir ailede en önemli şeyin karşılıklı saygı olduğuna inanıyordu.

-Gülşen, bari yüzünün hatrına bir iki damla gözyaşı dökseydin. Şimdi sanki ben bir tuhaf oldum.

Gülşen dik durdu.

-Niye ağlayacakmışım? Senin adına seviniyorum! Hem de çok! Hayalinin peşinden koşan en azından birimiz olsun.

Adam yüzünü buruşturdu.

-Niye şu fırçalarını bana hatırlatıp duruyorsun? Ne iş, ne güç Hiçbir şey değil ki onlar!

-Evet, hobi. Fakat ben biraz daha az çalışsaydım, sen de biraz daha fazla kazansaydın, ben de hayalimi yaşayabilirdim.

-Aman Gülşen, neyle uğraşacaksın ki? Zaten çocuk yapamıyorsun. Çalış, çalışmaya devam et!

Kadir valizini kapatmaya çalışırken Gülşen gözlerini kaçırmadı.

-Kadir, ya yeni sevgilin Çalışmayacaksa nasıl geçineceksiniz? Sen de az çalışırsın.

-Bu artık seni ilgilendirmez! Ama bugün iyi günümdeyim, anlatayım. Kendi paramızla fazla idare etmeyeceğiz.

Sonra Zeynep hamile kalınca babası bizi paraya boğar! Şimdilik sıkıntı yok yani, boşuna dertlenme!

Kadir valizi sonunda kapattı ve kapıyı hızla çekerek evden çıktı. Gülşen kaşlarını çattı; yüksek sesten zaten hiç hoşlanmazdı. Tekrar pencereye döndü.

Neredeyse apartmanın önüne kıpkırmızı bir araba yanaştı. İçinden genç bir kız fırladı, Kadirin boynuna sarıldı.

Elbette tüm apartman teyzeleri ayıla bayıla izledi bu sahneyi. Şu adama bak, bir insana böyle rezil etmek düşerdi

Bir anda Gülşen hafiflediğini hissetti. Son zamanlarda hayatları tam bir oyundu. Kadir neredeyse eve uğramıyordu. Olan biteni anlıyordu, fakat kendi başına bu adıma cesaret edememişti.

Telefonunu eline aldı.

-Serpil, selam! Akşam ne yapıyorsun?

Arkadaşı şaşırdı.

-Ne oldu, depresyondan çıktın mı?

-Aman, abartma. Depresyon falan yoktu zaten. Can sıkıntısı işte. Akşama bir yerlere gidelim mi? Bir şeyler içeriz, kutlayacak bahanemiz de var.

Kısa bir sessizlik oldu, sonra Serpil endişeli sordu:

-Gülşen, iyi misin? Hangi ilaçtan aldın bugün? Başının ağrısına mı, yoksa ateşin mi vardı?

-Bıktım Serpil, tamam, yeter!

-Şaka değilse ben varım. Senin şu suratsız halini seyretmekten bıktım! Ama

-Ne aması, gelemiyor musun?

-Yok, alakası yok. Esas mesele, Kadir seni bırakacak mı? Kim ona yemek taşır, sümüğünü siler?

-Serpil, saat yedide Safirde!

Gülşen telefonu kapattı. Bir gün bu kadını öldürecek, çok az kaldı.

Sonra kendi kendine gülümsedi. Tanıştıkları ilk andan beri Serpili sündürmek istemişti; ama bu, aralarındaki dostluğu hiç etkilememişti.

Gülşen çantasını kaptığı gibi kapıdan çıktı. Gün öğlen olmuştu, çok işleri vardı.

Serpil saatin akrepini kovalıyordu. Gülşen hiç gecikmezdi, ama bu kez beş dakika geç kalmıştı.

Tam o sırada restoranın kapısından Gülşen girdi, Serpilin ağzı bir karış açık kaldı. Aslında herkesinki açık kalmıştı.

Gülşen hep uzun saçlıydı, onları sıkı topuz yapardı. Şimdi açık, kısa, sarımsı bir saçla gelmişti. Önceden hiç makyaj yapmazdı, sadece rimel, biraz krem. Şimdiyse yüzünde tam bir şaheser makyaj vardı.

Pantolon tutkunu Gülşen, bu kez salaş bir elbise giymişti; vücudunu olduğundan daha fazla belli ediyordu.

-Gülşen, ne olmuş sana böyle

Gülşen çantasını sandalyeye bırakıp oturdu.

-Beğendin mi?

-Çok! En az on yaş gençleşmişsin. Ama Kadiri sen mi gönderdin yoksa?

-O seni ilgilendirmez. O, kendi gitti.

Bir müddet birbirlerine baktılar, sonra kahkahayı patlattılar.

Yarım saat sonra, yan masada oturan bir adam onlara içki ısmarladı. Adam muhtemelen onlardan beş yaş büyüktü.

Serpil kurnazca baktı.

-Bak bak, hayranların var!

Gülşen kafasını salladı, adama el salladı, çağırdı. Serpilin gözleri faltaşı gibi açıldı.

-Bu akşam senden korkulur!

Gece iyice ilerleyene kadar oturdular. Adamın adı Yılmazdı; esprili, akıllı, kibirli değil, çok da yakışıklıydı.

Serpili taksiye bindirdikten sonra Gülşene eşlik etmeyi teklif etti.

-İstersen İstanbul’un öbür ucuna yürürüm! Arabam var ama bu halde direksiyona geçmem.

-Yok canım, iki sokak ötede oturuyorum zaten.

Yolda, sabahın ilk ışıklarına dek konuşup yürüdüler.

-Gülşen, size bir şey soracağım. Bir şey kutluyordunuz. Doğum günün falan mı?

-Yok Aslında, bakışına göre evet. Dün eşim terketti beni.

Gülşen en büyüleyici gülümsemesiyle baktı. Yılmaz şaşkınlıkla göz göze geldi.

-Gülşen Hanım İnsan bazen baş döndürebiliyor.

Üç hafta sonra, Gülşen ve Serpil yine bir kafedeydi.

-Gülşen, Yılmazla aran nasıl?

Kadın gülümsedi.

-Serpil, sanırım hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Aklımdan geçen her şeyi anlatabiliyorum ona. Kafamda ne varsa hemen anlıyor.

-Peki, aklında bir sorun mu var?

-Eeee, Kadir hiç durmuyor. Dün davetiye göndermiş, düğününe çağırıyor.

-Vay… Neden acaba?

-Muhtemelen beni mahvolmuş görmek ister. Ya da yeni karısına göstermek ister.

-Adam tam kafa Gülşen, Yılmazı da al yanında git. Girip kutlarsın, çıkarsın. Göstere göstere dalarsın yani!

Kadir, Zeynepe bakıyordu.

-Çok güzelsin…

-Biliyorum. Sence babam gelecek mi?

-Nasıl gelemez? Sen onun kızısın…

-Kız… Bir yıldır bana para vermiyor, çalışmayı öğretsin diye uğraşıyor. Ne baba ama!

Kadir onu sarıldı.

-Dert etme, kızı evleniyor; babası kaçamaz!

Düğünü krediyle yaptılar. Kadir de Zeynep de babasının eninde sonunda affedeceğine ve para musluğunu açacağına inandı.

-Kadir?

-Söyle? Senin eski gelir mi?

-Düşünsene, evet! Dün aradı.

-İnanamıyorum!

-Evet! Sanırım geri dönmemi isteyecek.

-Kesinlikle. Bu tür sahneler bayılıyorum!

Gülşen, Yılmaza niye gideceklerini anlatınca adam şaşırdı.

-Ne zaman düğün?

-İki de. Niye, işin mi var?

-Eski eşinin adı ne?

-Kadir. Niye sordun?

-Gülşen, bazen tesadüfler şaşırtıyor insanı. Tabii geleceğim yanında.

Yolda tüm hikayesini anlattı. Gülşen şoktaydı; değiştirmeyi bile düşünemedi.

Davetli masalarına doğru yürüdüler. Gülşen Yılmazın kolunda, başı dik, gülümsüyordu.

Ama Kadirle Zeynepin yüzünde hiç mutluluk yoktu.

Zeynep fısıldadı:

-Babam?

Kadir ise güçlükle:

-Gülşen?

Onu ilk anda tanıyamamıştı. Eski karısının böylesine değişebileceğini hiç tahmin edememişti.

Yılmaz, kıza çiçek ve bir zarf verdi:

-Evlendiğine, kendi ayakların üzerinde durduğuna çok sevindim. Çünkü biz Gülşenle dünyayı gezmeye hazırlanıyoruz.

Kadire döndü:

-Biliyorsunuz, kayınvalidenin biraz tatil hakkı var. Sana kızımı teslim ediyorum. Kusura bakmayın, kaçmamız lazım.

Çıkarken, Gülşenin kahkaha atası vardı. Ama Yılmaz nasıl tepki verecek, bilemedi. O sırada Yılmaz dönüp fısıldadı:

-Artık mecburen benimle evleneceksin, haberin olsun!

Gülşen düşündü. Sonra ciddiyetle yanıtladı:

-Ne gerekiyorsa, olur…

Birlikte kol kola arabaya yöneldiler. Yılmaz da telefonda çoktan, sıcak ve denizi olan bir yere bilet bakıyordu.

Rate article
Lifequest
Lütfen Beni Anla, Ali! Akıl Sağlığını mı Kaybettin? Ayrılmak mı İstiyorsun? — Aynen öyle. Uzun zamandır genç bir sevgilim var! Benden 16 yaş küçük. Onunla daha mutlu olacağıma karar verdim! — Ya, o kız senin kızın yaşında! — Hiç de bile! O artık 20 yaşında. Ali yanına yaklaştı. — Hem de, genç sevgilimin babası çok zengin. Sonunda hayalini kurduğum gibi bir hayat yaşayabileceğim! Anladın mı? Sonra da bana bir çocuk doğuracak, senin aksine! Ali’nin her sözü Zeynep’i derinden yaralıyordu. Çocuksuz geçen yıllardan sonra, bu kaçınılmaz sonu bekliyordu ama böylesine onur kırıcı bir biçimde olacağını asla hayal etmemişti. Ali’yle neredeyse 15 yıl evli kalmışlardı. İnişli çıkışlı günler olmuştu; ama Zeynep her zaman saygının ailede vazgeçilmez olduğunu düşünürdü. — Zeynep, bari gelenekler gereği ağlasaydın. Böyle olunca kendimi tuhaf hissediyorum. Kadın gururla başını kaldırdı. — Neden ağlayayım ki? Senin adına çok sevindim! Bari aramızdan biri hayalindeki hayata kavuşsun. Ali dudak büktü. — Şu fırçalarından bahsetmeyi bırak artık. Onlarla uğraşmak ne iş, ne de bir anlam ifadesi var! — Hobi olsa da eğer ben biraz daha fazla çalışıp sen biraz daha fazla kazansaydın, ben de sevdiğim işle uğraşabilirdim. — Hadi canım, başka neyle meşgul olacaksın? Çocuğun olmuyor. Sadece çalış! Zeynep, bavulunu kapatmaya çalışan Ali’ye döndü. — Ali, yeni sevgilin… O da çalışmayacak. Nasıl geçineceksiniz ki? Sen de pek çalışkan değilsin. — Artık bu senin meselen değil! Ama bugün iyi günümdeyim, anlatayım: Çok kısa süreliğine kendi paramızla geçineceğiz. Sonrasında, sevgilim hamile kalınca babası paraya boğar bizi! Hem şimdi de yeteri kadar paramız var, merak etme! Ali sonunda bavulunu kapatıp evden çıktı, kapıyı hızla çarptı. Zeynep istemese de kulaklarını tırmalayan sesten irkildi. Sonra tekrar pencereye döndü. Apartmanın önüne kırmızı bir araba yanaştı. Genç bir kız arabadan fırlayıp Ali’ye sarıldı. Mahalledeki tüm kadınlar hemen pencereden bakmaya başladı. Yine de, Ali kimseyi utandırmadan gidemezdi. Bilinmeyen bir şekilde, Zeynep kendini hafiflemiş hissetti. Son zamanlarda hayatları tam anlamıyla bir maskaralıktı. Ali eve hemen hiç gelmiyordu. Zeynep, evlilik düğümünü kendi elleriyle çözemediğini biliyordu. Telefonunu aldı. — Ayşe, selam. Akşam planın var mı? Arkadaşı şaşırdı. — Yahu, depresyondan çıktın mı ne? — Yok be, depresyon değildi. Hafif bir moral bozukluğuydu. Bu akşam dışarı çıkalım mı? İçeriz, sohbet ederiz. Hem kutlamamız gereken bir şey var. Bir anlık sessizlik oldu sonra Ayşe sordu: — Zeynep, iyi misin? Bugün hangi ilaçtan içtin? Başın mı ağrıdı, yoksa ateşin mi çıktı? — Ayşe, bırak şimdi! — Ciddiyen mi, tabii ki gelirim. Senin o suratını görmekten bıktım zaten! Sadece… — Ne oldu, gelemeyecek misin? — Bununla alakalı değil. Senin Ali seni nasıl bırakır ki? Kim ona koltukta yemek servis edip burnunu silecek? — Ayşe, akşam yedide “Elmas”ta buluşalım! Zeynep telefonu kapattı. Bir gün Ayşe’yi öldürecek, kesin. Zaten tanıştıkları günden beri öyle hissediyordu. Yine de, bu onların arkadaşlığını asla bozmadı. Zeynep çantasını kaptığı gibi çıktı evden. Zaten vakit kaybetmemeliydi. Ayşe saate bakıp sabırsızlanıyordu. Zeynep hiç geç kalmazdı, fakat artık beş dakika geçmişti. Sonunda Zeynep restorana girdi ve Ayşe’nin ağzı açık kaldı, aynı şekilde diğerlerininki de. Zeynep hep uzun saçlı, sade giyimli olurdu. Şimdi kısa, açık renkli saçları vardı. Makyajı muhteşemdi. Pantolonu tercih etse de, rahat bir elbise giymişti ve bu onu olağanüstü gösteriyordu. — Zeynep, bu ne hal? Zeynep çantasını sandalyeye koyup oturdu. — Beğendin mi? — Tabii ki! On yaş gençleşmişsin. Sadece, Ali’yi sen mi evden kovdun yoksa? — Demem! O kendi gitti. Bir süre bakıştılar ve sonra kahkahaya boğuldular. Birazdan, yakındaki masadan iki içki geldi. Gönderen, onlardan birkaç yaş büyük bir adamdı. Ayşe kısık gözlerle Zeynep’e baktı: — Hayranların çıkmaya başladı. Zeynep adamı el ettirip masalarına davet etti. Ayşe şaşkınlıkla baktı: — İşte bugün sana gerçekten bayıldım! Gece geç saate kadar oturdular. Adamın adı Murat’tı: Espirili, akıllı, samimi ve çok hoştu. Ayşe’yi taksiye bindirdi, Zeynep’e eşlik etmeyi önerdi. — Şehrin öbür ucuna yürümeye de razıyım! Arabam var ama bu halde arabaya binmem. — Gerek yok ki, sadece iki cadde ileride oturuyorum. Sabah neredeyse Zeynep’in evine geldiler. Gezmiş, sohbet etmişlerdi. — Zeynep, neyi kutladığınızı soracaktım. Yoksa doğum günün müydü? Hediye almam gerekir mi? — Hayır… Belki de öyle sayılır. Dün kocam beni terk etti. Zeynep gülümsedi. Murat şaşkın şaşkın baktı. — Eh, Zeynep Hanım… Gerçekten insanı şaşırtıyorsunuz. Üç hafta sonrası. Zeynep ve Ayşe bir kafede sohbet ediyor. — Zeynep, Murat’la işler nasıl? Kadın gülümsedi. — Ayşe, hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Üstelik hiçbir şeyi saklamama gerek kalmıyor. O bütün kaygılarımla kolayca başa çıkıyor. — Ama sanki içine dert olmuş bir şey var? — Şey…, Ali bir türlü rahatlamıyor. Neden bilmiyorum, ama düğününe beni davet etti. — Ooo… Neden acaba? — Herhalde beni darmadağın, perişan görmek istiyor. Veya yeni eşine göstermek için. — Kaçık işte… Zeynep, Murat’ı da al git. Selam verip çıkarsınız. Yeter ki burnunu sürt! …Ali, Elif’e baktı. — Çok güzelsin… — Biliyorum. Sence babam düğüne gelecek mi? — Nasıl gelmez, sen onun kızısın… — Ama bir yıldır bana tek kuruş vermedi, çalışmayı öğrenmemi istiyor. Babaymış güya. Ali ona sarıldı. — Merak etme, kızını gelin verirken gelecek! Düğünü krediyle yaptılar. Hem Ali hem Elif, babanın kızı affedip kasayı açacağına emindi. — Ali? — Seninki gelecek mi? — Düşünebiliyor musun, aradı dün! — Olamaz! — Evet! Bence geri dönmemi isteyecek. — Kesin. Bayılırım böyle sahnelere! Zeynep, Murat’a ne istediğini açıkladığında adam şaşırdı. — Kaçta dediğin düğün? — İkide. Senin işin mi var? — Eski kocanın adı neydi? — Ali. Neden? — Vay be Zeynep, rastlantıya bak! Tabii ki seninle geleceğim. Hikayeyi ancak düğün yolunda paylaştı. Zeynep o kadar şaşırdı ki, planı değiştirmek aklına bile gelmedi. Genç çiftin masasına doğru kol kola ilerlediler. Zeynep gururla gülümsüyordu. Ama Ali ve Elif’in suratları pek de mutlu görünmüyordu. Yanlarına geldiler. Elif fısıldadı: — Baba? Ali ise zar zor, — Zeynep? diye mırıldandı. Onu hemen tanıyamamıştı. Böyle görünebileceğini aklının ucundan geçirmezdi. Murat, kızına çiçek ve bir zarf uzatarak: — Evlendiğin ve bağımsız olduğun için çok iyi yaptın. Biz de Zeynep’le dünyayı gezmeye gidiyoruz, dedi. Sonra Ali’ye dönüp: — Kayınvalidenizin de artık tatile ihtiyacı var, kızımı size emanet ediyorum. Affedersiniz, şimdi izin isteyelim, dedi. Restorandan çıktılar. Zeynep gülmek istiyordu, ama Murat’ın tepkisinden emin değildi. Birden Murat ona döndü: — Artık benimle evlenmen gerekecek, biliyorsun değil mi? Zeynep düşündü. Sonra ciddi bir ifadeyle: — Ne yapalım, gerekiyorsa yapılacak… Sarılıp arabaya doğru yürüdüler. Ve Murat çoktan sıcak ve denizli bir yere bilet almak için telefondaydı.