Kadir, ben seni anlamıyorum. Aklını mı kaçırdın? Ne demek gidiyorum?
-Söylediğim gibi, Gülşen! Uzun zamandır başka bir kadınım var! Benden 16 yaş küçük! Ve sonunda karar verdim, onunla hayat bana daha güzel gelecek!
-O kız sana evlat olur, farkında mısın?
-Hiç de bile! Artık 20 yaşında o.
Kadir ona doğru yaklaştı.
-Hem, Zeynepin babasının bayağı parası var. Sonunda hayalini kurduğum gibi bir hayat yaşayacağım! Anladın mı? Üstelik bana çocuk da doğuracak. Sende öyle bir şey yoktu!
Her kelimesi Gülşenin yüreğine bıçak gibi saplanıyordu. Her ne kadar artık içten içe bunun yaşanacağını bilse de, bu kadar aşağılayıcı bir biçimde olmasını hiç tahmin etmemişti.
Kadirle neredeyse 15 yıl geçirmişlerdi. Olumlu olumsuz pek çok anı, diğer birçok çiftte olduğu gibi. Ama Gülşen, bir ailede en önemli şeyin karşılıklı saygı olduğuna inanıyordu.
-Gülşen, bari yüzünün hatrına bir iki damla gözyaşı dökseydin. Şimdi sanki ben bir tuhaf oldum.
Gülşen dik durdu.
-Niye ağlayacakmışım? Senin adına seviniyorum! Hem de çok! Hayalinin peşinden koşan en azından birimiz olsun.
Adam yüzünü buruşturdu.
-Niye şu fırçalarını bana hatırlatıp duruyorsun? Ne iş, ne güç Hiçbir şey değil ki onlar!
-Evet, hobi. Fakat ben biraz daha az çalışsaydım, sen de biraz daha fazla kazansaydın, ben de hayalimi yaşayabilirdim.
-Aman Gülşen, neyle uğraşacaksın ki? Zaten çocuk yapamıyorsun. Çalış, çalışmaya devam et!
Kadir valizini kapatmaya çalışırken Gülşen gözlerini kaçırmadı.
-Kadir, ya yeni sevgilin Çalışmayacaksa nasıl geçineceksiniz? Sen de az çalışırsın.
-Bu artık seni ilgilendirmez! Ama bugün iyi günümdeyim, anlatayım. Kendi paramızla fazla idare etmeyeceğiz.
Sonra Zeynep hamile kalınca babası bizi paraya boğar! Şimdilik sıkıntı yok yani, boşuna dertlenme!
Kadir valizi sonunda kapattı ve kapıyı hızla çekerek evden çıktı. Gülşen kaşlarını çattı; yüksek sesten zaten hiç hoşlanmazdı. Tekrar pencereye döndü.
Neredeyse apartmanın önüne kıpkırmızı bir araba yanaştı. İçinden genç bir kız fırladı, Kadirin boynuna sarıldı.
Elbette tüm apartman teyzeleri ayıla bayıla izledi bu sahneyi. Şu adama bak, bir insana böyle rezil etmek düşerdi
Bir anda Gülşen hafiflediğini hissetti. Son zamanlarda hayatları tam bir oyundu. Kadir neredeyse eve uğramıyordu. Olan biteni anlıyordu, fakat kendi başına bu adıma cesaret edememişti.
Telefonunu eline aldı.
-Serpil, selam! Akşam ne yapıyorsun?
Arkadaşı şaşırdı.
-Ne oldu, depresyondan çıktın mı?
-Aman, abartma. Depresyon falan yoktu zaten. Can sıkıntısı işte. Akşama bir yerlere gidelim mi? Bir şeyler içeriz, kutlayacak bahanemiz de var.
Kısa bir sessizlik oldu, sonra Serpil endişeli sordu:
-Gülşen, iyi misin? Hangi ilaçtan aldın bugün? Başının ağrısına mı, yoksa ateşin mi vardı?
-Bıktım Serpil, tamam, yeter!
-Şaka değilse ben varım. Senin şu suratsız halini seyretmekten bıktım! Ama
-Ne aması, gelemiyor musun?
-Yok, alakası yok. Esas mesele, Kadir seni bırakacak mı? Kim ona yemek taşır, sümüğünü siler?
-Serpil, saat yedide Safirde!
Gülşen telefonu kapattı. Bir gün bu kadını öldürecek, çok az kaldı.
Sonra kendi kendine gülümsedi. Tanıştıkları ilk andan beri Serpili sündürmek istemişti; ama bu, aralarındaki dostluğu hiç etkilememişti.
Gülşen çantasını kaptığı gibi kapıdan çıktı. Gün öğlen olmuştu, çok işleri vardı.
Serpil saatin akrepini kovalıyordu. Gülşen hiç gecikmezdi, ama bu kez beş dakika geç kalmıştı.
Tam o sırada restoranın kapısından Gülşen girdi, Serpilin ağzı bir karış açık kaldı. Aslında herkesinki açık kalmıştı.
Gülşen hep uzun saçlıydı, onları sıkı topuz yapardı. Şimdi açık, kısa, sarımsı bir saçla gelmişti. Önceden hiç makyaj yapmazdı, sadece rimel, biraz krem. Şimdiyse yüzünde tam bir şaheser makyaj vardı.
Pantolon tutkunu Gülşen, bu kez salaş bir elbise giymişti; vücudunu olduğundan daha fazla belli ediyordu.
-Gülşen, ne olmuş sana böyle
Gülşen çantasını sandalyeye bırakıp oturdu.
-Beğendin mi?
-Çok! En az on yaş gençleşmişsin. Ama Kadiri sen mi gönderdin yoksa?
-O seni ilgilendirmez. O, kendi gitti.
Bir müddet birbirlerine baktılar, sonra kahkahayı patlattılar.
Yarım saat sonra, yan masada oturan bir adam onlara içki ısmarladı. Adam muhtemelen onlardan beş yaş büyüktü.
Serpil kurnazca baktı.
-Bak bak, hayranların var!
Gülşen kafasını salladı, adama el salladı, çağırdı. Serpilin gözleri faltaşı gibi açıldı.
-Bu akşam senden korkulur!
Gece iyice ilerleyene kadar oturdular. Adamın adı Yılmazdı; esprili, akıllı, kibirli değil, çok da yakışıklıydı.
Serpili taksiye bindirdikten sonra Gülşene eşlik etmeyi teklif etti.
-İstersen İstanbul’un öbür ucuna yürürüm! Arabam var ama bu halde direksiyona geçmem.
-Yok canım, iki sokak ötede oturuyorum zaten.
Yolda, sabahın ilk ışıklarına dek konuşup yürüdüler.
-Gülşen, size bir şey soracağım. Bir şey kutluyordunuz. Doğum günün falan mı?
-Yok Aslında, bakışına göre evet. Dün eşim terketti beni.
Gülşen en büyüleyici gülümsemesiyle baktı. Yılmaz şaşkınlıkla göz göze geldi.
-Gülşen Hanım İnsan bazen baş döndürebiliyor.
Üç hafta sonra, Gülşen ve Serpil yine bir kafedeydi.
-Gülşen, Yılmazla aran nasıl?
Kadın gülümsedi.
-Serpil, sanırım hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Aklımdan geçen her şeyi anlatabiliyorum ona. Kafamda ne varsa hemen anlıyor.
-Peki, aklında bir sorun mu var?
-Eeee, Kadir hiç durmuyor. Dün davetiye göndermiş, düğününe çağırıyor.
-Vay… Neden acaba?
-Muhtemelen beni mahvolmuş görmek ister. Ya da yeni karısına göstermek ister.
-Adam tam kafa Gülşen, Yılmazı da al yanında git. Girip kutlarsın, çıkarsın. Göstere göstere dalarsın yani!
Kadir, Zeynepe bakıyordu.
-Çok güzelsin…
-Biliyorum. Sence babam gelecek mi?
-Nasıl gelemez? Sen onun kızısın…
-Kız… Bir yıldır bana para vermiyor, çalışmayı öğretsin diye uğraşıyor. Ne baba ama!
Kadir onu sarıldı.
-Dert etme, kızı evleniyor; babası kaçamaz!
Düğünü krediyle yaptılar. Kadir de Zeynep de babasının eninde sonunda affedeceğine ve para musluğunu açacağına inandı.
-Kadir?
-Söyle? Senin eski gelir mi?
-Düşünsene, evet! Dün aradı.
-İnanamıyorum!
-Evet! Sanırım geri dönmemi isteyecek.
-Kesinlikle. Bu tür sahneler bayılıyorum!
Gülşen, Yılmaza niye gideceklerini anlatınca adam şaşırdı.
-Ne zaman düğün?
-İki de. Niye, işin mi var?
-Eski eşinin adı ne?
-Kadir. Niye sordun?
-Gülşen, bazen tesadüfler şaşırtıyor insanı. Tabii geleceğim yanında.
Yolda tüm hikayesini anlattı. Gülşen şoktaydı; değiştirmeyi bile düşünemedi.
Davetli masalarına doğru yürüdüler. Gülşen Yılmazın kolunda, başı dik, gülümsüyordu.
Ama Kadirle Zeynepin yüzünde hiç mutluluk yoktu.
Zeynep fısıldadı:
-Babam?
Kadir ise güçlükle:
-Gülşen?
Onu ilk anda tanıyamamıştı. Eski karısının böylesine değişebileceğini hiç tahmin edememişti.
Yılmaz, kıza çiçek ve bir zarf verdi:
-Evlendiğine, kendi ayakların üzerinde durduğuna çok sevindim. Çünkü biz Gülşenle dünyayı gezmeye hazırlanıyoruz.
Kadire döndü:
-Biliyorsunuz, kayınvalidenin biraz tatil hakkı var. Sana kızımı teslim ediyorum. Kusura bakmayın, kaçmamız lazım.
Çıkarken, Gülşenin kahkaha atası vardı. Ama Yılmaz nasıl tepki verecek, bilemedi. O sırada Yılmaz dönüp fısıldadı:
-Artık mecburen benimle evleneceksin, haberin olsun!
Gülşen düşündü. Sonra ciddiyetle yanıtladı:
-Ne gerekiyorsa, olur…
Birlikte kol kola arabaya yöneldiler. Yılmaz da telefonda çoktan, sıcak ve denizi olan bir yere bilet bakıyordu.




