İnsana Yolculuk: Maksut’un Hayali Arabasıyla Eve Dönüşü, Tehlike Dolu Bir Akşam ve Beklenmedik Bir Yardımla Gerçekleşen İnsanlık Dersi

İnsanlığın Yolu

Murat yepyeni arabasının direksiyonunda oturuyordu; son iki yıldır hayalini kurduğu ve satın alabilmek için çalışıp didindiği o arabada Bu araç sadece bir ulaşım aracı değil, emeğinin ve azminin gerçek bir yansımasıydı. Gösterge panelinden yayılan yumuşak ışık huzmesi, akşamın koyuluğunda iç mekâna huzurlu bir sıcaklık katıyordu. Direksiyonun pürüzsüz yüzeyinde elini gezdirirken, yüzüne ister istemez bir tebessüm yerleşti; Murat en sonunda, büyük bir huzur ve sevinçle hedefine ulaşmıştı.

Radyoyu açtı, içeriyi canlı bir müzik doldurdu. Bir anda kendini şarkıya mırıldanırken ve parmaklarıyla zaman tutarken buldu. O an mutluluğun gerçek anlamını hissetti. Dönüş yolunda evde onu bekleyen arkadaşlarını düşünüyordu. Arabasını kutlamak için küçük bir buluşma organize etmişlerdi. Murat akşamı zihninde tekrar tekrar yaşarken, nasıl para biriktirdiğini, hafta sonları ek işlerde çalıştığını, dışarıda yemekten ve yeni kıyafetler almaktan feragat ettiğini anlatacaktı. Ama şu anda bunların hiçbiri önemli değildi; çünkü arabasıyla yol almak, hayal ettiği şeye sahip olmak tüm yorgunluğuna değmişti.

Yol, sessiz ve sakin bir mahalleden geçiyordu. Binaların pencerelerinden sızan loş ışık, huzurlu bir sıcaklık yayıyordu. Sokak lambaları, kaldırımlarda ilginç gölgeler oluşturuyordu. Akşam serinliğinde aceleyle yürüyen az sayıda insan montlarına ve atkılarına sıkıca sarılmıştı. Murat bir kavşağa geldiğinde hızını biraz azalttı, dikkatle etrafı kontrol ediyordu.

Birdenbire, sanki yerden fırlamış gibi, bir çocuk arabasının önüne atladı. Her şey bir anda oldu. Murat refleksle frene sonuna kadar bastı. Araç sertçe savruldu, tekerlekler caddede tiz bir sesle kaydı. Tüm bu birkaç saniye ona saatler gibi geldi, ancak araba tam zamanında durdu; çocuğa neredeyse değecekken…

Kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu, alnından soğuk terler dökülüyordu. Elleri titredi, yumruk yaparak toparlamaya çalıştı kendini. “Çok şükür,” diye sürekli tekrarlıyordu zihninde, ama içinde yükselen öfke nefesini sıklaştırdı.

Kapısını hızla açıp dışarı fırladı. Bacakları hafifçe titriyordu, ama kararlı adımlarla küçük çocuğun yanına yürüdü. Çocuk olduğu yerde durmuş, başını eğmişti. Farkında olmadan omzundan sıkıca tuttu Murat.

Sen ne yaptığını sanıyorsun! sesi öfkeli ve titrek çıktı. Ölmek mi istiyorsun? Böyle yapılır mı hiç?

Çocuk kaçmaya çalışmadı. Sadece başını biraz daha eğip kısık sesle fısıldadı:

İstemeden oldu Sadece

Murat hışımla, Sadece ne? diye sordu, ama küçük çocuğun omzuna daha fazla bastırmamaya özen gösterdi, onun duraksamasını görünce hafifledi bakışı. Yavaşça ama ciddiyetle ekledi: Anneni hiç düşündün mü? Ona evlat acısı yaşatmak ister misin? Ben sana çarpabilirdim!

Muratın sesindeki öfkenin altında asıl hakim olan şey korkuydu; o bir saniyelik dehşet, başına neredeyse felaket gelebilirdi. Çocuğun gözlerinden yaşlar süzüldü, yanaklarındaki izlere karıştı. Bakışında öyle bir umutsuzluk ve şaşkınlık vardı ki, Muratın öfkesi hızla azaldı.

Lütfen yardım edin dedi çocuk titrek sesle. Kardeşim fenalaştı, kimse de durup yardımcı olmadı. Ben de mecburen yola koştum.

Murat bir an duraksadı. Birkaç saniye önce içini dolduran öfke yok olup gitti, yerine şaşkınlık ve bir boşluk bıraktı. O an anladı ki karşısındaki kural tanımaz bir yaramaz değil; korkmuş, kardeşi için telaşlanmış bir çocuktu.

Kardeşin mi kötü oldu? diye sordu Murat, tüm ciddiyetini bozmadan. Çocuğun gözlerinde en ufak bir yalan aradıysa da, karşısında sadece saf korkuyu gördü. Nerede şimdi?

Orada, dedi çocuk, parmağıyla yolun karşısındaki küçük bir parkı göstererek. Beraber oynuyorduk, birden yere yığıldı; çok ağrısı var!

Yeni arabasına bakmak ya da başka bir şey düşünmek aklına gelmedi Muratın. Arabasının kapısını kapatıp, alarmı açıp çocuğun peşine düştü. Aklında yalnızca “Ya çok ciddiyse? Ya hemen hastaneye gitmek gerekiyorsa?” endişeleri vardı.

Yolun karşısını dikkatle geçip parka girdiler. Çocuk tempolu adımlarla önde, dönüp dönüp Muratın geldiğinden emin oluyordu. Ebeveynlerin nerede? diye sordu Murat, sesini sakin tutmaya çalışarak. Burada böyle yalnız gezmek pek güvenli değil.

Onlar çalışıyor, omuz silkti çocuk. Hep geç gelirler, para kazanmaları lazım.

Murat bu cevaba içten bir üzüntüyle başını salladı. Hafta sonları dahil çalışıp para biriktirmenin, her şeyden kısmanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Yine de bu yaşta çocukların yanında büyük olmamasına için için üzüldü.

Kendiliğinizden mi dışarı çıktınız? Adın ne bu arada?

Benim adım Oğuz, dedi çocuk, geriye dönüp gözlerini silerken. Sesinde hafif bir gurur vardı. Aslında babaannem var ama o pek iyi yürüyemiyor. Artık küçücük değiliz, kendimiz gezebiliyoruz!

Parkın içine daldıklarında, dalları yayılmış bir ağacın altındaki eski bir bankta yatan altı yaşlarındaki bir çocuğu gördüler. Oğuz telaşla koştu, kardeşinin omzuna nazikçe dokundu.

Kardeşim, iyi misin? sesi endişeliydi.

Murat tereddüt etmeden diz çöktü, soğuk ve çiğle ıslanmış çimene oturduğunu umursamadan çocuğu inceledi; çocuk bembeyaz, dudakları titrek, elleriyle karnını tutuyordu.

Neresi ağrıyor? diye sordu Murat, yumuşak bir ses tonuyla. Kararlı bakışlarla Oğuzun kardeşiyle göz teması kurdu.

Karnım dedi çocuk, sesi ancak duyuluyordu. Çok kötü

Muratın içinde derin bir kaygı dalgası oluştu. Doktor değildi ama işin ciddi olduğunu hemen anlamıştı. Müdahale şarttı. Ambulans arayıp saatlerce beklemek de pek etkili olmazdı belki.

Tamam, hastaneye gidiyoruz hemen, dedi Murat, çocuğu dikkatlice kollarına alırken. Çocuk hafifçe inledi ama hiç itiraz etmedi.

Oğuz, ailene ulaşabilme imkânın var mı? diye sordu.

Oğuz başını salladı: Telefon evde kaldı, dedi mahcup bir şekilde. Ama hastanede halam çalışıyor, annemi arayabilir!

Çok güzel, dedi Murat rahat bir nefes alarak.

Dikkatlice çocuğu arabaya taşıdı, arka koltuğa yatırdı ve kemerini bağladı. Oğuz da hemen kardeşinin yanına geçti, ellerini tutup sıkı sıkı sarıldı. Murat, çocukları kendi kardeşi gibi sahiplenerek ne kadar doğru yaptığını hissetti.

Arabanın içi bayağı serindi, hemen ısıtıcıyı açtı. Sonra motoru çalıştırıp hastane yoluna koyuldular. Yolda çocuklara belli etmemeye çalışsa da, dikiz aynasına arada bir bakıp Oğuz ve kardeşiyle göz göze geliyordu. Oğuz, kardeşinin elini hiç bırakmıyor, arada bir fısıldayarak moral veriyordu.

Ortamı biraz toparlamak için müziği kısık sesle açtı; sözsüz, huzurlu bir parça seçti. Dayan az, az kaldı, dedi Murat, başını çevirmeden.

Dayanıyorum dedi çocuk cılızca.

Aferin, az kaldı, diye cesaretlendirdi Murat. Oğuz bir şeyler fısıldadı, kardeşi hafifçe gülümsedi. Murat rahatladı.

Hastanenin önüne geldiklerinde, tabeladaki neon ışıklar arabanın camlarına yansıyordu. Aracı düzgünce park etti, moturu kapatıp onlara döndü.

Oğuz, bugün seni çok cesur buldum. Kardeşini bırakmadın. Ama lütfen, bir daha sakın yola koşma; az kalsın başına çok kötü bir şey gelecekti, bu ne seni ne kardeşini mutlu ederdi.

Oğuz ciddi şekilde başını salladı, gözünden bir damla yaş daha aktı. Bir daha olmayacak, söz, diyebildi sadece.

Murat elini hafifçe oğlanın omzuna koydu, Aferin. Şimdi önemli olan kardeşin, dedi.

Hastaneye girdiklerinde, hemşire hemen çocuğun durumunu anladı ve Oğuzun kardeşini muayeneye aldı. Oğuz, koridorun bir köşesinde otururken, Murat da endişeli bir şekilde koridorda gezinmeye başladı.

Kısa süre sonra telaşlı bir kadın kapıdan içeri girdi; saçları dağılmış, gözleri korku doluydu. Oğuza koştu:

Oğlum!

Oğuz annesine sarılıp içini çekerek ağladı. Kadın oğlunu kucakladı, Aferin sana, korkma artık, ben buradayım, diye mırıldandı sakince.

Murat yaklaşarak, Çocuklarınızı yolda buldum, Oğuz kardeşi için canını tehlikeye attı, aracı önüne attı, dedi.

Kadının gözlerinde şok ve minnet duygusu belirdi. Allah sizden razı olsun! Birçok insan böyle şeylerle ilgilenmek istemiyor artık

Önemli değil, dedi Murat içten bir gülümsemeyle. Asıl önemli olan kardeşinizin sağlığı.

Kadın başını sallayıp biraz kendine geldi. Doktorun müjdeli haberiyle de yüzü biraz aydınlandı. Herkes derin bir nefes aldı.

Murat, usulca dışarı çıkıp hastaneden ayrıldı; serin hava yüzünü okşarken, yaptığı şeyin ne kadar kıymetli olduğunu fark etti.

Telefonunu çıkardı, partiye dair mesaj atmak için açtı; ama sonra hiç aramadan ekrana bakakalmakla yetindi.

Başını kaldırıp yıldızlara baktı. O an aklında tek bir düşünce vardı: Bugün birinin hayatını kolaylaştırdım. Kim bilir, bir gün de biri bana yardım eder. Ve bu huzur ona geçen her duygudan daha değerli geliyordu.

Arabaya binip evine dönerken, yaşadıklarının verdiği iç huzur ve insan olmanın sıcaklığı ile doldu. En anlamlı kutlamanın, birine zamanında yardım etmek olduğunu anladı.

Hayatımıza bazen küçük bir dokunuş, büyük bir fark yaratır. İnsanlık, yolda bırakmamakta, yardıma ihtiyacı olana el uzatmaktadır. Hayatta en güzel kutlama; birinin yüzündeki umudu görmek, bir kalbe dokunmak ve fark yaratmaktır. Çünkü insanlığın yolu kalpten ve dayanışmadan geçer.

Rate article
Lifequest
İnsana Yolculuk: Maksut’un Hayali Arabasıyla Eve Dönüşü, Tehlike Dolu Bir Akşam ve Beklenmedik Bir Yardımla Gerçekleşen İnsanlık Dersi