Bak, anlatayım sana, başıma neler geldi Yıllardır evli olduğum eşim, Serdar hani beraber koca ömrü devirmişiz, iyi günümüz olmuş, kötü günümüz olmuş bir akşam öyle boş boş televizyonun karşısında oturuyoruz, döndü bana, Seda, bir şey konuşacağım Sence açık ilişki nasıl olurdu? dedi.
Ben bir şaşırdım önce, Ne diyorsun sen Serdar? dedim, Bu şaka mı? dedim. Adam bir rahat, Ne var bunda? diyor, Avrupada insanlar böyle yaşıyorlar, normal. Hem bence evlilik de biraz hareketlenir bu sayede. Hani sen diyorsun ya diyet yaparken azıcık tatlı kaçamak yapınca insan rahatlıyor, bunun gibi yani. Monotonluğu bozarız.
İnan var ya, sevgilini çikolatayla bir tutmak… Neyse, ben bir içimden güldüm, bir yandan da sinir oldum.
Serdar, dedim, Beni bırakıp gideceksen adam gibi git. Sana özgürlük vermek sorun değil ama bu pisliğe beni ortak etme.
Adam yine sırıtarak, Ay Seda ya… Neden hemen kılçık çıkarıyorsun? Ben seni seviyorum. Sadece… eski heyecan kalmadı. Biraz alev lazım. Bak uyuyup uyanıyoruz ama sadece markette ne aldığımızı, elektrik faturasını konuşuyoruz. Aslında ikimizin de biraz sarsılmaya ihtiyacı var. Ben seni kısıtlamıyorum ki… Sen de görüş başkalarıyla, değişiklik olur.
O an anladım; bana yalan söylüyor bu adam. Göz hareketlerinden, parmaklarıyla masayı tıkırdatmasından… Belli ki özgürlük istiyor ama bugüne değil, yarına değil, dünden ihtiyacı varmış.
Serdar, açık söyle, dedim, Sen hayatına birini aldın galiba ve bana böyle bir şey öneriyorsun ki vicdanın rahatlasın?
Adam bir elini salladı, Off tamam, başladık gene! Öyle olsa niye sana sorsam ki? Sormasam daha iyiydi valla. Klasik eski kafa kadınsın işte. Boşver, unut gitsin…
Bunu dedi, içeriye gitti, sanki ben onu incitmişim gibi. Ben de kaldım düşüncelerimle baş başa…
Dile kolay, yirmi beş sene. Neler çektim, borç, işsizlik, then işte fazla mesai diye eve gelmemeler Şimdi elin işine gücüne alışınca, bana haydi açık ilişki yapalım diyor. Tövbe tövbe. Sözde evliliği canlandıracakmış. Ne kolay
Gece de yatmadık beraber; o salonda yattı, ben odada. Uyumak ne mümkün, gözüm tavanda Ne ara buralara geldik diyorum kendi kendime. Bir zamanlar bana çiçeklerle gelir, aylarca para biriktirip şık düğün yaptırırdı. Kızımız doğunca sevinçten ağlamıştı. Şimdi keşke gerçekten adam gibi gitseydi.
Belki de ben makyajsız kalmaya başladığım an mıydı, bilmiyorum Ya da ilk yıl dönümünü ofiste iş çıktı deyip unuttuğu gün müydü? Gerçekten önemi yok artık
Bir yanım diyor ki hemen boşanayım, kurtulayım şu işten. Diğer yanım, yirmi beş yılda kurulan düzen kolay kolay silinmez diyor. Belki aşk kalmadı ama yılların alışkanlığı, o güven duygusu Hem, kızımız Deryayı birlikte büyüttük, kaç kere beraber kriz atlattık. Bir ara annemin hastane masrafı için kredi bile çekmişti, öyle sabun köpüğü bir insan değil aslında.
Bütün gece karışık duygular içinde döndüm durdum. Kızdımmı kızdım, üzüldümmü üzüldüm. Herhalde adam, yaşlandım diye kimse bana bakmaz diye düşündü, dedim. Ben evde oturayım, ona çorba pişireyim, torunlara çorap öreyim o gezsin gelsin mi? Yok artık
Sabahına kalktım, mutfağa geçtim. Onu gördüm bir şeye hazırlanıyor gibi.
Tamam, dedim, Senin istediğini kabul ediyorum.
Adam şaşırdı tabi, resmen çay boğazında kaldı. Beklentisi büyük kavga, ben gayet sakin… Yani, kabul ediyorum açık ilişkiyi, dedim.
Ha… iyi, dedi, hemen savunmaya çekti kendini. Bakarsın hoşuna bile gider. Neyse ben geç geleceğim akşama.
Yüreğim cız etti valla. Bu denli kolay mıydı yani?
Akşam oldu, ev bomboş, ben sabaha kadar kendimi camda film gibi izledim. Serdar bana, artık sana ihtiyacım yok diyor gibiydi sanki Bir de kendi kendime bakıyorum aynaya; evet, göz altlarım torbalar yapmış, kırışıklıklar çıkmış, cildim yorgun görünüyor belki; ama vücudum hala sıkı fıkı, saçlarım gür. Belki de problem Serdarda değildir, belki gerçekten halen güzelimdir.
Hoş, ilgilenen de oluyor. Mesela bizim şirkette müdür yeni geldi; Kerem Bey Gayet karizmatik, gözleri pırıl pırıl, sesi hafif çatallı Gelirken bana hep iltifat ediyor, kapıyı açıyor, kahve getiriyor. Defalarca yemeğe davet etti, hatta geçen haftalarda restoranda akşam yemeği teklif etti. Ben de o zaman, Yok Kerem Bey, benim diyetim var, adı da evlilik diye şakayla karışık savuşturdum.
Ama şimdi Serdar gez, eğlen, beni kısıtlama dediyse neden olmasın ki?
Hemen birkaç gün sonra, Kerem Bey, diye mesaj attım, Eğer teklifiniz geçerliyse, akşam dışarı çıkabiliriz. Diyetimi bozmak için şahane bir sebebim var artık.
Ne intikam, ne başka bir şey. Sadece yeniden kadın olduğumu hissetmekti maksadım. Kendi benliğime nefes aldırmak Adam gibi biriyle vakit geçirmek…
O akşam tam anlamıyla bir klasik ilk buluşma akşamıydı. Kerem sandalyemi çekiyor, şarabımı tazeliyor, gözlerinin içi gülüyor. Konuştuk, güldük; gerçekten güzel geçti zaman. Uzun zamandır bu kadar keyifli hissetmemiştim kendimi. Yani evde Serdarın çoraplarını toplamaktan iyiydi en azından.
Gece sonuna doğru, Bana geçelim mi, şarap açarız, film izleriz, daha güzel sohbet ederiz, dedi. Kabul ettim. Bir yandan içimden, Manyak mısın Seda diyor, öbür yandan aklımda Serdarın özgürlüğü…
Neyse tam Keremin evine vardık, o esnada telefonum çalmaya başladı. Serdar arıyor tabii Açmadım önce, tekrar arıyor; Buyur Serdar? dedim sinirle. Adam bağırmaya başladı: Neredesin sen! Saat on oldu! Evde yiyecek hiçbir şey yok, ortadan kayboldun! Ne alemdesin?
Vallahi şok geçirdim. Kerem duyuyor, haliyle. Romantik akşam gitti, aile dramı geldi.
Serdar, ben şu an randevudayım, dedim.
Ne dese beğenirsin; Ne randevusu! Deli misin sen?!
Gayet soğukkanlı bir şekilde, Sen dün bana ne dedin Serdar? Git, gez, başkasıyla görüş demedin mi? Ben de öyle yapıyorum. Hayırdır?
Birden sessizlik oldu Sonra patladı tabii. Sen sen ciddi ciddi birinin yanına mı gittin yani? Ben şaka yapmıştım! Sadece denemek istemiştim! Hemen fırsat kollamışsın ha?
Ben şaşırdım tabii
Sen peki bugün kiminley-din Serdar?
Yok, kimseyle değildim! İşteydim ben! Şunu bil, benden sana bulaşır bir hastalık istemem! Ya sen valizini topla git ya ben gidiyorum bu evden. Boşanırız! diye telefonu yüzüme kapattı.
Bir anda neye uğradığımı şaşırdım Kerem çıktı odadan, yüzüme baktı; İstersen bu akşam yalnız kal, kafanı topla, dedi. Tabii ki haklıydı. İçinde olmak istemeyeceği bir aile draması işin içine girdi
O gece eve dönmedim; kendime yakında bir otelden oda tutup sabaha kadar düşündüm. Geçmiş dönüp gelmeyecek artık. Bir de fark ettim ki, ne olursa olsun, hayatımı herkesin istediği gibi değil, kendi istediğim gibi yaşamalıyım.
Üç yıl geçti sonrasında Hayat yavaş yavaş kendi yolunu buldu. Serdar mı? Hemen biriyle sevgili olmuş, daha boşanmadan. Yalnız kız biz ortak evi sattıktan sonra dımdızlak bırakıp gitmiş, bir de Serdar’ın elindeki bütün parayı almış gitmiş O da ayrı komedi.
Keremle? Oradan da bir şey çıkmadı. Aynı ofiste selamlaşmak dışında pek bir şey kalmadı. Hayat bana bir şeyi öğretti: Herkes flörtçü olabilir ama hayat arkadaşı veya zorda yanında olacağın kişi olmaya gelince çoğu kişi ortadan yok oluyor.
Ben de kimseyi aramadım. Yeni eve taşındım, bir başıma kalınca anladım ki, bunca sene gönlümden, enerjimden çalıp durmuşum hep başkalarına hizmet ederek. Yoga, yüzme başladım sabahları, İngilizce kursuna gittim, saçımı kısa kestirdim, yeni kıyafetler aldım. Taze bir Seda oldum.
Ama en güzeli, babaannelik! Derya kızım, altı ay önce minik Asyayı dünyaya getirdi. O ilk zamanlar boşanma krizinde Derya bana çok kızmıştı tabii, Serdar da ağzına geleni söylemiş, annesiymişim, aileyi dağıtmışım Ama zaman geçince Derya gerçeği gördü. Konuşmaya geldi, bana başka bir kadın olarak baktı; yorgun ama dürüst bir kadın.
Tüm hikayeyi Deryaya anlattım. Serdar kendisine esnek ilişkiyi teklif etti, kendisi hemen başka birine göz koymuş, ben yıllarca yalnız hissetmişim Derya da evinde kendi sıkıntılarını yaşayınca beni daha iyi anladı. Serdar yeni kadın bulunca işler iyice netleşti tabii.
Şimdi bazen Deryanın mutfağında oturuyorum, Asyayı kucağımda tutuyorum. Asya parmağıma sıkı sıkı sarılmış.
Bir gün yine Derya, Babam aradı, görmek istiyormuş Asyayı, dedi. Sen ne dedin? diye sordum. Dedim ki şehirde yokuz. Annem, ben onun gelmesini istemiyorum. Hem senin hakkında kötü konuşturmak istiyor, hem de sizi barıştırmaya çalışıyor. Her gördüğümde içim daralıyor. Bırak kendi özgürlüğünde yaşasın.
Hiçbir şey demedim, sadece Asyayı daha sıkı tuttum kucağımda.
Serdar istediği özgürlüğü sonuna kadar aldı. Kimseye hesap vermiyor, kimse rahatsız etmiyor. Ama o özgürlük dediği şey var ya, sonunda acı acı yalnızlıkmış onun da tadı çok fenaymış. Ama olan oldu, dönülmez yol.




