Kocam “duygularımızı test etmek için ayrı yaşayalım” dedi, ben de hemen evin tüm kilitlerini değiştirdim

Bilirsin Ayşegül, sanırım biz artık birbirimize yabancı olduk, dedi Selim bir akşam, sanki bugün akşam pilav mı yapsam diye soruyormuşçasına sıradan bir ses tonuyla. Gözünü sofra başındaki tabaktan bile kaldırmadı, bir yandan da ekmeği tarhanaya bandırıyordu. Ben elimde kepçe, bileğime dökülen sıcak çorbanın acısını bile hissetmeden öylece kaldım. Kulaklarım uğuldamaya başladı.

Nasıl yani? Ayrı mı yaşayalım diyorsun? Sesimi titretmemeye çalışarak sordum. Kepçeyi tencereye bıraktım, belli ki elimde tutacak gücüm kalmamıştı. Bir yere mi gidiyorsun? İş seyahati filan mı?

Yok, nereden çıktı iş seyahati, dedi Selim, nihayet bana bakarak. İfadesi, yıllardır anlatmak zorunda olduğu sıkıcı bir mevzuyu sabırla açıklayan bir öğretmen gibiydi. Biraz ara vermekten bahsediyorum. Duygularımızı test etmekten. O ilk heyecan kayboldu sanki. Eve gelince içim sıkılıyor. Hep aynı şeyler: iş, akşam yemeği, televizyon, uyku Gerçekten hâlâ sana çekiliyor muyum, yoksa sadece alışkanlık mı, bunu anlamam lazım.

Oturup ona baktım. Yirmi iki yıllık evlilik İki çocuk, artık üniversitedeler ve başka şehirlerde okuyorlar. Ev kredisi üç yıl önce bitti. Evi baştan sona birlikte elden geçirmiştik, hafta sonları duvar kağıtlarını söküp boya badana yaparken. Şimdi ise içim sıkılıyor, diyor.

Peki, bu duygularını test ederken nerede kalacaksın? dedim yutkunarak.

Bir apart daire kiraladım. Ofise yakın, trafik çekmiyorum, dedi bir çırpıda. Eşyalarımı toplamaya başladım, yatak odasında hazırlanıyorlar.

Demek ki mesele kafasında çoktan bitmiş. Ben yaz için bahçeye hangi fidanları alayım diye araştırırken, ona bir kazak bakıp indirime denk gelmişken o ev arıyormuş. Kirasını vermiş, depozitosunu yatırmış, bana ise tek kelime etmemiş.

Peki benim fikrim? dedim, bir zamanlar âşık olduğum o delikanlıyı arayarak yüzünde. Yerinde göbeği çıkmış, huzursuz bir adam vardı artık.

Ayşegül, bak lütfen olay çıkarmayalım, dedi Selim. Boşanma değil bu. Şimdilik Biraz uzaklaşmamız bence mantıklı. Böyle yapan çok çift var, psikologlar da öneriyor. Belki tekrar birbirimizi özleriz, yeniden balayına çıkarız. Belki de en azından doğru düzgün ayrılmış oluruz.

Ayağa kalktı, peçeteyi kenara bıraktı ve odasına geçti. Dolapları karıştırırken poşetlerin hışırdayışı geliyordu kulağıma. Ben ise soğuyan tarhanaya bakakaldım. Onun en sevdiği, mercimekli, özellikle istediği gibi.

Akşam nasıl geçti hatırlamıyorum. Selim işi gücüyle koşturdu evde, valizlerini antreye taşıdı. Bilgisayarını, benim işyerinden gelen ama ondan başkasının kullanmadığı kahve makinesini, sıcak tutacak kıyafetleri topladı.

Ben gidiyorum, dedi kapının önünde. Hem tören havasındaydı, hem de hafif bir suçluluk seziliyordu yüzünde. Lütfen arama. Ay boyunca birbirimizi hiç aramayalım. Duygularımız net çıksın.

Eğer bir arıza olursa? dedim, saçma bir şekilde.

Tesisatçı çağırırsın. Sen kendi başının çaresine bakarsın artık. Anahtarlarımı da bende kalsın, lazım olur belki bir şey alırım diye. Hadi ben çıktım. Kendine iyi bak.

Kapı kapandı, ardından sessizlik Ev kocaman, korkunç derecede sessiz ve büyük geldi gözüme.

Üç gün boyunca neredeyse yataktan kalkmadım. Sadece su içmeye, banyoya kalkıyordum. Hayat bitmiş gibi hissediyordum. Son birkaç ayı, nerede yanlış yaptığımı tekrar tekrar düşündüm. Belki fazla söyleniyordum? Belki kilo aldım? Ya da sıkıcılaştım?

Dördüncü gün, ablam geldi: Dilek. Fırtına gibi daldı, poşet dolusu erzak ve bir şişe şarap getirmiş. Beni perişan halimle, saç-başı dağılmış görünce kafasını salladı.

Ayşegül, bu olacak iş değil! Kalk bakalım, önce bir duş al. Ben o zamana kadar peyniri doğrarım.

Bir saat sonra mutfakta şaraplarımızı yudumlarken ona Selimle konuşmamı anlattım. Ablam şaşkınlıkla gözlerini kıstı.

Duyguları test edelim mi? İçi sıkılmış? Ayşegül sen akıllı, mantıklı bir kadınsın, elinde hesap makinesiyle yıldırım gibi sayıları çarparsın, bunu mu anlamadın? Adamın hayatında başka biri var.

Yapma, Dilek Ne alakası var! Adam elli ikisinde, boyun fıtığı var, mide rahatsız Kim ister ki?

Güldürme beni! Hastalıklar aşka mani değil, hele yaşı başı geçtiyse. Apart daire, bir ay arama klasik aldatma halleri. Önce deneyecek, kadına uymazsa dönüp sana güllerle döner, anladım ki sensiz yapamam, benim bir tanemsin der. Kadın ona bakarsa boşanma davası açar.

Dilekin sözleri içimi delerken itiraz etmek istedim; Selimi savunmak, ona bir bahane bulmak Fakat en derinde, maalesef haklıydı. Son aylarda telefonuna yeni şifre koyması, eve geç gelmesi, kendi kendine gömlek alışverişine çıkması, hepsi ortadaydı.

Şimdi ne yapacağım? dedim, hırsın yerini yavaş yavaş öfkeye bıraktığını hissederek.

Ne mi yapacaksın? Hayatına devam edeceksin, hem de keyifle! Bir kuaföre git, kendine yeni bir şeyler al. Unutma, bu ev senin. Kimin üstüne?

Annemden kaldı, tapusu da bende. Selim hiç kayıtta değil, annesinde görünüyor hep.

Mükemmel. Yani yasal olarak sen patronsun. Bak, ağlama, sızlama. O, burada yatağa sarılıp gözyaşı döktüğünü zannediyor. Şaşırt onu!

Dilek gittikten sonra uzun süre uyuyamadım. Evin her yerinde ışıkları açıp, dolaştım. Banyoya girdim. Onun tıraş kremi hâlâ raftaydı. Bir anda aldım ve çöpe attım. Tüp kovaya vurunca çıkan ses, ilk kez başlattığım bir savaşın habercisiydi.

Sonraki iki hafta tuhaf geçti. Kendimi işe zorla attım. Meslektaşlarım kilo verdiğimi, solgun olduğumu söylediler, ama bahara yordular. Zaman geçtikçe bazı şeyler dikkatimi çekmeye başladı.

Meğer Selim olmayınca ev daha topluymuş. Ne masada kırıntı kalıyordu, ne koltuk üzerinde pantolon. Buzdolabındaki yemekler yetiyordu, kendime salata yapıp geçiyordum. Akşamlar bana kalıyordu. Bir zamanlar örmeyi ne kadar sevdiğimi hatırladım. Şişlerimi, iplerimi çıkardım, dizi izleyerek atkı örmeye başladım.

O ilk baştaki sessizlik, şifa verici bir huzura dönüştü. Kimse bana bulaşmıyor, kanalı değiştirmiyor, siyasi gündemle canımı sıkmıyordu.

Ama yine de bir yerlerde, acaba ablam yanıldı mı, diye takılı kaldım. Ya gerçekten yalnız başına oturuyorsa, beni özlüyorsa?

O Cuma akşamı cevap geldi. İş çıkışı alışveriş merkezine uğrayıp yeni ip almak istedim. Yürüyen merdivende yukarı çıkarken onları gördüm.

Selim, bir kuyumcu vitrininin önünde bir kadının kolunda duruyordu. Kadın otuzundan fazla değildi, kırmızı bir kabanı vardı. Selim ona eskiden bana gülümsediği gibi gülümsüyor, kuyumcudaki bileziği gösterip bir şeyler anlatıyordu. Kadın ise kahkaha atıyordu, başını geriye atarak. Görseniz birer parça mutluluklardı.

Gizlice bir adamın arkasına saklandım. Yüreğim kulaklarımda atıyordu. Yıllardır duygularımızı test ediyoruz diyen adam şimdi başka bir kadını koluna almış, dışarı çıkarıyordu.

O an içimde bir şey öldü. Yerine soğuk, sert bir huzur geldi.

Ne olay çıkardım, ne peşlerine takıldım. Döndüm arabamın yanına gittim, eve doğru sürdüm.

Eve varınca ilk iş olarak tapu ve aile cüzdanımı buldum. Hepsi annemin üstünden bana geçmiş, Selimin adı yoktu. Hiç gerek yok evrak işleriyle uğraşmaya, ben annemde kalıyorum zaten der geçerdi.

İnternetten acil çilingir buldum.

Merhaba, acil olarak kapının kilidini değiştirmek istiyorum. Belgelerim tamam. Bir saate gelir misiniz? Şahane.

Ustanın gelişini dört gözle bekledim. En sağlamını takın, dedim. Kimse açamasın, eski anahtarlar işe yaramasın.

Hanımefendi merak etmeyin, yeni tip Multlock takacağız. Herkes anahtarla falan zor açar bunu!

Matkap sesi bana melodi gibi geliyordu. Eski kilit sökülünce, o tıkırtı bana eski acılarımı, eski korkularımı attığımı hissettirdi.

Usta yeni, parlak bir anahtar takımı verdiğinde, kapıyı dört tur kilitleyip sımsıkı kapattım. Dört cırt sesi, dört duvar gibi.

Selimin kalan eşyalarını kışlık mont, ayakkabı, olta, takım çantası çekip büyük siyah poşetlere koydum. Tam beş torba tuttu. Onları antreye bıraktım.

Bir hafta daha geçti. Selimden ses yoktu. Meğer deneme süresi çabuk uzamış! Ben iyice toparlandım, e-devlet üzerinden boşanma davası açtım. Şaşırtıcı şekilde kolay oldu.

Cumartesi sabah kapı zili ısrarla çaldı.

Kapı dürbününden Selimi gördüm. Yorgundu, ama keyifli görünüyordu. Elinde market poşetiyle bir demet karanfil tutuyordu.

Kapıyı açmadım. Kapının soğuk demirine başımı yasladım, öylece bekledim.

Anahtarıyla denedi, ama uğraşıp da çeviremedi. Bir iki kez daha denedi. Sonra zorluyor, öfkelenmişti belli.

Ayşegül! Ayşe! Ne yaptın sen kapıya, açmıyor!

Hiç cevap vermedim.

Ayşegül, hadi aç! Görüyorum arabayı, sen evdesin! Şaka mı yapıyorsun?

Kapıyı yumruklamaya başladı.

Ne saçmalıyorsun? Elimde çiçek geldim! Bizim bir ay demiştik, ama ben seni özledim, vallahi özledim!

İçimi çektim, dik ve net konuştum:

Poşetlerdeki senin eşyaların, solda duruyor. Al ve git, Selim.

Bir süre sessizlik oldu. Sonra poşetleri karıştırdı sanırım.

Delirdin mi? Bu ne hal? Aç şu kapıyı, ben de ev sahibiyim!

Burası senin evin değildi Selim, dedim gayet sakin bir sesle. Burası benim. Sen burada oturum bile açmadın. Ayrı yaşamak istemiştin, buyur. Artık değerlendirme faslı bitti. Sonuç: Olumsuz.

Ardından ettiği küfürler ve kapıya atılan tekmeler Çiçekleri yere atmış, poşetleri tekmelemiş. Sonra da büyük ihtimalle poşetleri taşımaya çalışarak asansöre binip gitti.

Serseri, diye bağırdı en son. Kimsin sen be?!

Her şey bittiğinde ben de yere geçip ağladım. Ama bu artık üzüntüden değildi. Sinirden, gerginlikten boşalmanın gözyaşlarıydı.

Bir on dakika oturdum öyle. Sonra kalktım. Soğuk suyla yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Karşıma çıkan kadın hiç de mağlup değildi. Yorgun, evet; kırık, belki; ama artık başı dik.

Telefonumu açtım. Dilekten mesaj: Nasıl geçti, Selim uğradı mı? Arabasını gördüm. Yanıtladım: Gitti. Eşyalarını aldı. Kapıların anahtarı şahane çalıştı.

Dilek hemen döndü: Aferin! Akşama pasta getiriyorum, yeni hayatını kutluyoruz.

Mutfakta çay koymaya gittim. Gözüm kapının önündeki karanfillere takıldı. Yirmi yıldır sevmem ki karanfili! Hep tülpan isterdim. O bile aklında tutamamış.

Bir ay sonra hâkim karşısında boşandık. Çocuklar yetişkin olduğundan hızlı oldu. Arabayı Selim aldı ama bana iyi bir miktar tazminat ödedi (hemen aldığım ilk iş uçak biletiydi).

Sonra duydum ki yeni sevgili de elini eteğini çekmiş. Daireyi karşılayamamış, gelip annesinin Göztepedeki eski apartmanına dönmüş.

Ben bunu arkadaşlardan kulağımla işittim ve her zamanki gibi umursamadım. O sıralar tek başıma çıktığım bir tatilden yeni dönmüştüm, Bodruma gitmiş, yanık tenimle rengârenk bir elbise almış, hatta kısa bir yaz flörtüne bile yelken açmıştım. Önemli bir şey değildi, ama kendimi ilk kez güzel hissetmiştim.

Bir akşam işten dönerken apartmanın girişinde bir ses duydum.

Ayşegül

Selimmiş. Kilo vermiş, tükenmiş bir hali vardı.

Merhaba, dedim, hız kesmeden ama yavaş ayaklarla yaklaşarak.

Konuşalım mı biraz? Ben hatalıymışım. Annemle çekilmiyor, hayatım mahvoldu. Evimizi özlüyorum. Senin tarhananı özledim. Bir şans daha versek? Yirmi yılı çöpe atacak değiliz ya

Ona baktım ve ne öfke, ne acı, ne de nefret hissettim. Sadece bir boşluk. Yoldaki herhangi birini görmüş gibi.

Doğru, yirmi yıl kolay silinmez, dedim. Ama geçmiş geçmişte kaldı Selim. Benim yeni bir hayatım var. Hataları eskide bırakmak lazım, seni de.

Ama değiştim, yemin ederim! Anladım her şeyi!

Ben de değiştim, dedim ve içimden geçen gülümsemeyle. Fark ettim ki, yalnızken asla içim sıkılmıyor. Hatta şimdi ilk defa ferahım.

Anahtarlarımı çıkardım o yeni, ışıl ışıl anahtarlarımı ve kararlı adımlarla apartmana girdim. Kapı kilitlendi, Selim dışarıda, pişmanlıklarıyla kaldı.

Asansörde yukarı çıkarken düşündüm; girişin duvarlarına yeni duvar kâğıdı alsam mı? Belki açık şeftali tonlarında olur Akşamları örgü örmek için güzel bir koltuk da lazım. Hayat yeni başlıyor ve anahtarları tümüyle elimde.

Bunu okuyan, ne yaptım doğru muydu? diye sorarsa evet. Hayatta vazgeçmekten korkmamak ve kendi huzurunu önemsemek gerek. Sahip olduğumdan fazlası elimdeydi; kendi hayatım.

Rate article
Lifequest
Kocam “duygularımızı test etmek için ayrı yaşayalım” dedi, ben de hemen evin tüm kilitlerini değiştirdim