Yaşlı Bir Çiftin Sonbaharı: Konya’da Bir Apartmanda Yalnızlığın, Sevginin ve Vefanın Sessiz Hikayesi – Doksan Yaşındaki Konya’lı Konstantin ve Elena’nın Gözünden Hayat, Kaybolan Aile, Vefakâr Komşu Polina ve Son Nefeste Paylaşılan Mutluluk

Yaşlıca bir adam, kemikleri çıtırdayarak yataktan kalkmaya çalıştı. Duvara tutuna tutuna, gecenin bir yarısı komşu odaya geçti. Loş abajurun altında, miyop gözleriyle eşine baktı:
Hiç kıpırdamıyor Allah Allah, yoksa öldü mü? Dizleri yere çökerek dikkatlice inceledi. Yok, sanki nefes alıyor.
Yavaşça doğruldu, ağır adımlarla mutfağa süzüldü. Bir bardak ayran içti, tuvalete uğradı, sonra tekrar kendi odasına döndü.
Yatağına sırtüstü uzandı, uykusu kaçtı:
Benimle Gülizarın yaşı doksan oldu. Ne günler geçti üstümüzden! Ölüm yaklaşıyor, etrafta kimse yok. Kızımız Zeynep erken göçtü, altmışına bile gelemedi garibim. Oğlumuz Murat, Allah rahmet eylesin, hapiste vefat etti. Bir torun var, Melis; o da yirmi yıldır Almanyada. Dede-nine aklına gelmiyor ki! Onun çocukları büyümüştür şimdi herhalde.
Farketmeden dalmış, uyuyakalmış.
Bir elin dokunuşuyla uyandı:
Aziz, hayattasın değil mi? diye fısıldadı kısık bir ses.
Gözlerini açtı, karşısında Gülizar.
Noldu Gülizar?
Hiç hareket etmiyorsun, korktum Sandım ki öldün.
Daha ölmedim! Hadi uyu artık!
Yavaş yavaş odadan süzüldü Gülizar. Mutfakta ışık tıkırtısı. Gitti, bir bardak su içti, tuvalete girdi, sonra kendi yatağına uzandı.
Kim bilir, bir gün gerçekten uyanamayacağım, Aziz ölmüş olacak. Ben mi önce giderim acaba? Aziz bizim cenazeyi bile şimdiden ayarladı. Kırk yıllık evlilikte aklıma gelmezdi insan kendi cenazesini sipariş edecek, meğer oluyormuş. Eh, mantıklı da, bizi kim gömecek? Torunumuz zaten bizi çoktan unuttu. Komşumuz Sevgi Hanım olmasa kapımızı çalan yok. Anahtar da onda. Aziz her ay on bin lira veriyor emeklilik maaşından; o da alışverişimizi yapıyor, ilaçlarımızı getiriyor. Paranın nereye gittiği belli. Zaten dördüncü kattaki daireden kendimiz inip çıkamıyoruz.
Aziz gözlerini açtı. Güneş camdan içeri dans ediyor. Balkona çıktı, yaşlı kiraz ağacının en taze yaprağına gülümsedi:
Bak işte, yazı da gördük!
Gülizarı yanına çağırdı. Kadıncağız dalgınca yatakta oturuyordu:
Hadi Gülizar, gel sana bir şey göstereceğim.
Ay karı gibi kalkamıyorum ki Nereye gidiyoruz yine?
Hadi hadi, birlikte yürüyelim.
Omzundan tutup balkona götürdü.
Bak, kiraz ağacı yemyeşil oldu! Hani diyordun ya yazı göremeyeceğiz diye, bak yaşadık işte!
Cidden ha! Hem güneş de efil efil.
Birlikte balkon oturma bankına oturdular.
Hatırlıyor musun, sana ilkokulda nasıl sinemaya davet etmiştim? O gün de böyle ağaçlar yemyeşildi.
Hatırlamaz olur muyum? Kaç yıl geçti aradan?
Yetmişten fazladır Yetmiş beş yıl olmuş.
Uzun uzun gençliklerini andılar. Zaman insanı yaşlandırıyor, dün ne yaptığını belki unutuyorsun ama gençlik, o hiç akıldan çıkmaz.
Ay lafa daldık! dedi Gülizar. Hâlâ kahvaltı yapmadık.
Gülizar, güzel bir çay demler misin? Vallahi şu ıhlamurdan baygınlık geldi.
Ama bize zararlı dediler ya!
Olsun, bari su gibi demlensin, bir de şekerden azıcık koy.
Aziz, seyrek, hafif demli çayını içti, yanına bir iki peynirli ekmekle geçmişi hatırladı: Zamanında çay bol şekerli, kahvaltıda da börek, poğaça, açma olurdu.
O sırada komşuları Sevgi Hanım uğradı, gülümseyerek:
Nasılsınız bakalım?
Eh, doksan yaşında ne işlerimiz olacak Sevgi Hanım, keyfimiz yerinde! dedi Aziz, hafif takılarak.
Şakalaşmaya hâlâ mecal var demek! Ne alayım size, alışverişe gidiyorum?
Sevgi, bana tavuk eti al! dedi Aziz hemen.
Size zararlı dediler ama
Tavukta bir şey yok, onu yiyebiliriz.
Tamamdır, tavuklu çorba yapacağım size!
Sevgi, kalp için ilaç da alıver, bitmiş yine. dedi Gülizar.
Yeni aldım ya geçen hafta?
Kalmadı ki.
Doktor getireyim mi isterseniz?
Yok, gerek yok, sağ ol.
Sevgi mutfağı toparladı, ortalığı sildi, sonra gitti.
Hadi balkonda oturalım biraz, güneşi kaçırmayalım, dedi Aziz, neşeyle.
Hadi, içeride bunalmaktan iyidir!
Bir süre sonra Sevgi yanlarında bitti.
Güneşi özlemiştiniz, geldim bak! İyice keyiflensin yüzünüz.
Ne iyi kadınsın Sevgi Hanım, sensiz ne yapardık? dedi Gülizar, gülerek.
Sadece ayda on bin lira mı veriyorsun Aziz?
E Alex, zaten evi de ona bıraktık, tapu bile hazırdı; noterden onayladık.
O, daha bilmiyor onca şeyi
Acı tatlı, böylesi ufak muhabbetlerle balkonda vakit akşam oldu. Öğlen yemeğinde ise sıcacık tavuk çorbası vardı; içine özenle doğranmış tavuk ve patates ezmesiyle.
Zeyneple Murat küçücükken hep böyle çorba yapardım, dedi Gülizar.
Eh, şimdi başkaları pişiriyor bize, kaderimiz bu! diye içini çekti Aziz.
Aziz, demek nasibimiz böyleymiş. Bir gün gideceğiz, arkamızdan kimse ağlamayacak.
Tamam, tamam, dertlenme! Gel biraz kestirelim.
Aziz, hakikaten demişler Yaşlı huysuz çocuk gibi olurmuş diye. Sulu çorba, öğle uykusu, akşamüstü atıştırmalık
Aziz biraz uyudu, uyanınca uykusu kaçtı. Hava değişiyor mu ne? Mutfağa geçti. Masada iki bardak meyve suyu, Sevginin nazik ellerinden. Bardakları dökmeden aldı, eşinin odasına girdi. Gülizar camdan, dalgın bakıyordu:
Sen de mi canın sıkkın Gülizar? Al gel, beraber içelim şu suyu!
Bir yudum aldı:
Sen de uyuyamadın, değil mi?
Hava bozdu, tansiyon oynuyor galiba.
Ben de sabahtan beri kendimi iyi hissetmiyorum. dedi Gülizar, kaderine boyun eğmiş gibi başını sallayarak. Sana tek vasiyetim: Beni adam akıllı defnet.
Gülizar, bırak bu işleri! Sen olmazsan ben ne yaparım?
İkimizden biri zaten önce ölecek azizim.
Haydi, kalk, dolaşalım biraz balkonda!
Akşama kadar oturdular. Sonra Sevgi peynirli lor kızartması yaptı. Keyifle yediler, finalde televizyon açtılar; uyumadan önce her gece gibi. Yeni dizileri anlamaz oldular diye eski Türk filmleri ve çocuk çizgi filmleri izlerlerdi.
O gün sadece bir çizgi film izleyebildiler. Gülizar kalktı:
Ben yatayım artık, bittim vallahi.
E hadi, ben de yatayım.
Dur bakalım, bir sana iyice bakayım! dedi aniden Gülizar.
Ne yapacaksın?
Öyle işte, bakasım geldi.
Uzun süre birbirlerine baktılar. Muhtemelen eski zamanlarını, ilk günlerini düşündüler.
Gel, seni yatağına götüreyim. dedi Aziz, hanımının koluna girerek ağır ağır yürüdüler. Kadıncağızı örtüp, odasına geçti.
İçi sıkıntıyla doldu. Uyumakta zorlandı.
Sanki hiç uyumamıştı, ama dijital saat gece iki diyordu. Kalkıp Gülizarın odasına gitti. O ise gözleri tavana dikili yatıyordu:
Gülizar?
Elini tuttu. El buz gibiydi.
Gülizar, noluyorsun? Güüüülizar?
Birden Azizin de nefesi daralmaya başladı. Son gücüyle odasına gitti, gerekli evrakları aldı, masaya koydu.
Tekrar eşinin yanına döndü, uzun uzun baktı ona. Sonra yanına uzandı ve gözlerini yumdu. Karşısında genç Gülizarı gördü, yetmiş beş yıl önceki gibi. Bir ışığa doğru gidiyordu. Aziz peşinden koştu, yakaladı, elini tuttu
Sabah Sevgi Hanım odaya girince onları yan yana buldu. İkisinin de yüzünde aynı huzur gülümsemesi vardı. Kadıncağız şokunu atlatır atlatmaz, hemen ambulansı aradı.
Doktor gelip bakınca, başını şaşkınlıkla salladı:
Birlikte göçüp gitmişler Demek birbirlerini çok sevmişler.
Onları alıp götürdüler. Sevgi çöküp masadaki vasiyet belgesiyle cenaze sözleşmesini bulunca, başını ellerinin arasına alıp hıçkırarak ağladı.

Rate article
Lifequest
Yaşlı Bir Çiftin Sonbaharı: Konya’da Bir Apartmanda Yalnızlığın, Sevginin ve Vefanın Sessiz Hikayesi – Doksan Yaşındaki Konya’lı Konstantin ve Elena’nın Gözünden Hayat, Kaybolan Aile, Vefakâr Komşu Polina ve Son Nefeste Paylaşılan Mutluluk