Evden Kovuldum! — Annemin Cesur Sözleriyle Yüzleştiğim Anlar ve Kızının Büyük Sırrı Ortaya Çıkınca Yaşanan Aile Dramı — “Evden çık,” dedi annem, sakin bir sesle. Arina dudak büktü, arkasına yaslandı, annesinin aslında arkadaşına söylediğinden emindi. — “Çık evimden!” — dedi Nataliye, doğrudan kızına dönerek. Ardından dostlarla çay sohbeti, yeni doğan müjdesinin sevinci, eski defterlerin açılması ve iki yıl önce Arina’nın gözyaşlarıyla çaldığı kapılardan biriktirdiği sırlar… Kiminin gurur duyduğu kız; aslında annesinin dostlarını nasıl dolandırdı? 30’ar bin liraları “bela” bahanesiyle toplayıp izini kaybettirdiğinde, fedakar annesi halen gururla anlatıyordu: “Kızım kendi ayakları üzerinde durdu, doğru yetiştirdim.” Anneler, kızlar ve dostluklar arasında; bir yanda zorlu şahsi kararlar, diğer yanda para, güven ve vicdanların çatışması… “Evden kovulan” kimdi aslında? — Gerçekler bir bir ortaya saçıldığında, Türk aile yapısı içindeki bağların sarsılışına şahitlik eden, ihanet, pişmanlık ve yeniden doğan vicdanların hikayesi…

Defol git evimden! dedi annem.

Defol, dedi annem sakinlikle.
Benim adım Melis. Hafifçe gülümsedim ve sandalyenin arkasına yaslandım. Annemin arkadaşı için söylediğini düşünüyordum çünkü.
Evimden defol! dedi annem ve bu sefer bana döndü.
O sırada Elif, üstünde montuyla mutfağa girdi, heyecanla:
Melisin fotoğraflarını gördün mü? Doğurmuş kız! Dört kilo iki yüz gram, elli beş santim.
Tam babasına çekmiş, minik burnu var. Tüm mağazaları dolaştım, pijama-mijam aldım. Sende bir haller var, niye surat asıyorsun?
Tebrikler Ayşen. Çok sevindim sizin adınıza, dedi Elif; çay koymak için kalktı. Hadi montunu çıkar da otur az.

Ay hiç vaktim yok ki, dedi Ayşen sandalyenin ucuna ilişirken. Kızım Melisin işleri çok, her şey kendi elinde, çalışıyor, evi aldılar krediyle, tadilat yapıyorlar. Gurur duyuyorum kızımla. İyi yetiştirmişim ben onu!

Elif sessizce çayını götürdü. İyi yetiştirmiş Bunu bir bilseydi Ayşen

***

Tam iki yıl önce Melis, Ayşenin kızı, kapıdan birden çıkageldi. Gözleri şiş, elleri titriyordu.

Elif abla, ne olur anneme söyleme. Ne olur! Kalbi dayanmaz bak, dedi Melis, elinde buruşmuş bir mendille.

Dur sakin ol, bana anlat ne oldu? O anda cidden korkmuştum, Melis perişandı.

İşyerinde hıçkırdı Melis, birinin çantasında para kaybolmuş. Elli bin lira.

Ve kamerada ben gözüküyorum, kimse yokken odada. Yemin ediyorum abla, ben almadım!
Ama dediler ki “Elli bin lirayı yarına kadar getir, yoksa polise gidiyoruz”.
Bir de şahit uydurmuşlar, güya cüzdanı ben saklamışım. Tuzak bu abla! Ama kimse bana inanmaz ki!

Elli bin mi? dedim. Babana gitseydin ya?

Gittim! oturduğu yerde burnunu çekip nefesini tuttu, “Ben karışmam, başını kendin açtın, tek kuruş vermem, polise git öğren” dedi bana. Kapıdan içeri bile almadı, kapının arkasından azarladı.

Elif abla, sana geldim, başkasına da gidemem. Yirmi bin biriktirdim, otuz binim eksik.

Ya annene söylesen?

Yok! Annem beni mahveder. Hep ‘beni rezil ettin’ der. Duyarsa ölür kadıncağız! Okulda tanıyorlar onu.

Ne olur bana otuz bin borç verir misin? Yalvarırım! Her hafta ikişer, üçer bin ödeyeceğim, yemin ederim. Zaten yeni iş buldum!

Ne olur abla ya!

O an içim acıdı, çok yazık oldu kıza. Yirmi yaşında, hayatı daha yeni başlıyor Babası yüz çevirdi, annesi duysa parçalardı

Kim hata yapmıyor ki? diye düşündüm.

Melis ağlamaktan kendini kaybediyordu.

Tamam, bende var o para. Diş için biriktirmiştim, ama sonra da yaptırırım önemli değil.

Ama son kez, tamam mı? Ve annene kesinlikle tek kelime etmeyeceğim, söz.

Teşekkür ederim! Kurtardın beni abla! Melis boynuma sarıldı.

İlk hafta iki bin lira getirdi Melis. Rahatlamıştı, işlerinde iyiydi, poliste bir şey kalmamış, yeni işine alışmış.

Sonra Sonra cevap vermemeye başladı. Bir ay, iki ay, üç ay Doğum günlerinde hep gördüm, ama hep mesafeliydi soğuk bir “merhaba”, başka bir şey yok.

Üstelemedim. Düşündüm ki; gencdir, utanıp kaçıyor. Sonuçta otuz bin lira için yılların dostluğunu yakmam dedim. Verdiklerimi unuttum, dostluğumdan vazgeçmedim.

***

Dinliyor musun beni? dedi Ayşen elini sallayıp. Neye daldın?

Bir şey yok, dedim toparlanarak. Kendi dertlerim

Bak, dedi Ayşen sesini alçaltıp, geçen gün Şuleye rastladım, hatırlarsın eski komşumuz. Dün markette yanımdan geçti, acayipti.

Başladı sormaya “Melis nasıl?”, “Borçlarını ödeyebildi mi?” diye. Ne borcu çözemedim.

Dedim ki; Melis kendi ayakları üstünde, kendi kazanıyor. Şule bi garip güldü, gitti.

Senin kulağına geldi mi hiç, Melisten borç istemiş mi zamanında?

İçimde bir sıkıntı başladı.

Bilmiyorum Ayşen, belki az bir şeydir.

Neyse, ben çıkayım. Bir eczaneye uğramam lazım, deyip Ayşen vedalaştı.

O akşam dayanamadım. Şulenin numarasını bulup aradım.

Şule selam, ben Elif. Bugün Ayşenle karşılaşmışsın Neydi senin dediğin borçlar?

Karşıdan derin bir iç çekiş geldi.

Ah Elif, sende bu kadar yakınsın sanmıştım. İki yıl önce Melis yanıma geldi, ağlıyor. Dedi işte işyerinde hırsızlıkla suçlanmış.
Ya otuz bin verecek ya da hapse atacaklarmış! Ne olur anneme deme, ağladı.
Bende verdim parayı. Dönüp bir daha yok Altı ay sonra beş yüz lira getirdi, sırra kadem bastı.

Sonra Veradan da duydum aynı hikayeyi, ona da gitmiş Melis, kadın da kırk bin vermiş.

Bir de Güler Hanım var, eski öğretmeni, ona da hapisten kurtar beni diyerek elli bin kaptırmış.

Bir dakika dedim ve koltuğa çöktüm. Yani herkesten aynı hikayeyle borç mu istedi o?

Aynen öyle, dedi Şule sertçe. Hepimizden otuz-kırk bin topladı, uydurma bir hikayeyle. Sen düşün, Ayşeni üzmeyelim diye sustuk. Ama Melis, o paraların hepsini gezmelere yedi. Hatta sonra Instagramda Antalyadan, Marmaristen fotoğraflar paylaşıyordu!

Ben de otuz bin verdim, dedim sessizce.

Demek beş-altı kişiyiz Artık bu gençlik hatası değil, dolandırıcılık! Ayşen hâlâ gururlanıyor kızına Meğer kızı hırsızmış!

Telefonu kapadım, kulağımda uğultu vardı. Paranın zerre önemi yoktu. En çok güvendiğimiz koca koca insanları, bir genç kız böylesine kandırmıştı, işte ona yanıyordum.

***

Ertesi gün Ayşene uğradım. Olay çıkarmak değildi amacım. Sadece Melisin gözlerinin içine bakmak istedim.

Melis yeni doğum yapmış, evi tadilatta olduğu için annesindeydi.

Aa, Elif abla! Melis gergince gülümsedi kapıda. Buyur, çay koyayım mı?

Ayşen mutfakta telaştaydı.

Hadi geç Elifciğim. Niye haber vermedin?

Karşısına oturup:

Melis, dedim sakince. Dünkü akşam Şuleyle, Verayla, hatta Güler Hanımla oturup uzun uzun konuştuk. Kendi aramızda “mağdurlar kulübü” kurduk.

Melis dondu, rengi uçtu, annesine bakıp kaçamak kaçamak bakıyordu.

Ne diyorsun Elif? dedi Ayşen.

Melis de biliyor, gözümü ondan ayırmadım. Hatırlıyor musun Melis, iki yıl önce bana “otuz bin” diye ağlayarak gelmiştin? Şuleye de otuz, Veraya kırk, Güler Hanıma elli bin. Hepsini aynı hikayeyle!

Biz hepimiz seni hapisten kurtardığımızı sandık. Herkes kendini “tek sırdaş” biliyordu.

Ayşenin elindeki çaydanlık döküldü, ocakta su cızırdadı.

Hangi elli bin? Melis, doğru mu bu? Hepsinden para mı aldın? Güler Hocadan da mı?

Anne… şey… Hepsini geri ödedim neredeyse

Sen geri falan vermedin Melis, dedim. Sadece ilk hafta iki bin getirdin, sonra kayboldun.

Hepimizden toplamda iki yüz bin lira topladın, uydurma bir hikayeyle. Biz sustuk, annene acıdık diye. Ama dün anladım ki; acınacak olan annende değil, bizdeymiş.

Melis, doğru mu bu? Annemin arkadaşlarından paraları topladın, yalanlarla?!

Anne, çok lazımdı bana! Kimse yardım etmedi! Taşınmam lazımdı, babam kuruş vermedi, hayat kuracağım dedim! Ne var bunda? Onlarda para yok mu sanki? Sonlarını almadım ya!

Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum.

Ayşen, kusura bakma Daha fazla saklayamam böyle bir şeyi. Bu davranışı ödüllendirmek istemem. Hepimizi aptal yerine koydu kızın.

Ayşen kollarını masaya dayadı, omuzları titriyordu.

Defol, dedi annem yine sakinlikle.

Melis sırıttı, bir an bana söylendiğini sandı.

Evimden defol! dedi Ayşen kızına, bu kez yüksek sesle. Şimdi topla eşyalarını ve kocanın yanına git. Bir daha da benim evime ayak basma!

Melisin yüzü bembeyaz oldu.

Anne, benim çocuğum var! Sinirlenmemem lazım!

Senin annen falan yok Melis! Annesi olan dürüst olurdu, sen dolandırıcısın!

Güler Hanım… Allahım, her gün arardı beni, bir kere laf etmedi Şimdi nasıl bakacağım yüzüne? Nasıl?

Melis çantasını aldı, yere havlu fırlattı.

Paranızı da başınıza çalın! diye bağırdı. Yaşlı bunaklar! Defolun ikiniz de!

Çocuğunu beşiğiyle kapıp evden fırladı.

Ayşen sandalyeye çöktü, yüzünü ellerine kapadı. Ben utanmıştım.

Özür dilerim Ayşen

Yok Elif Ben özür dilerim senden. Böyle bir dolandırıcı yetiştirmişim. Hiçbir zaman anlamamışım onu. Ne gururuymuş! Allahım ne yüz karası olmuşum

Sırtını okşadım, Ayşen ağladı.

***

Bir hafta sonra Melisin kocası, mosmor bir yüzle herkesi gezip özür diledi. Bütün borçları ödeyeceğini söyledi. Gerçekten de ödemeye başladı Güler Hanıma elli bin lira Ayşen kendi eliyle ulaştırdı.

Ne hissettiğimi sorarsanız Hala suç bende mi değil mi diye düşünüyorum. Sonuçta aldatıcı insan cezasını bulmalı. Doğru olan buymuş, hiçbir iyilik karşılıksız güvenle yapılmazmış; hayat bana bunu öğretti.

Rate article
Lifequest
Evden Kovuldum! — Annemin Cesur Sözleriyle Yüzleştiğim Anlar ve Kızının Büyük Sırrı Ortaya Çıkınca Yaşanan Aile Dramı — “Evden çık,” dedi annem, sakin bir sesle. Arina dudak büktü, arkasına yaslandı, annesinin aslında arkadaşına söylediğinden emindi. — “Çık evimden!” — dedi Nataliye, doğrudan kızına dönerek. Ardından dostlarla çay sohbeti, yeni doğan müjdesinin sevinci, eski defterlerin açılması ve iki yıl önce Arina’nın gözyaşlarıyla çaldığı kapılardan biriktirdiği sırlar… Kiminin gurur duyduğu kız; aslında annesinin dostlarını nasıl dolandırdı? 30’ar bin liraları “bela” bahanesiyle toplayıp izini kaybettirdiğinde, fedakar annesi halen gururla anlatıyordu: “Kızım kendi ayakları üzerinde durdu, doğru yetiştirdim.” Anneler, kızlar ve dostluklar arasında; bir yanda zorlu şahsi kararlar, diğer yanda para, güven ve vicdanların çatışması… “Evden kovulan” kimdi aslında? — Gerçekler bir bir ortaya saçıldığında, Türk aile yapısı içindeki bağların sarsılışına şahitlik eden, ihanet, pişmanlık ve yeniden doğan vicdanların hikayesi…