KADERİMİN ÜZERİNDEN GEÇEN NİNA: Annemin Uyarılarına Rağmen Gönlümü Çalan, Beni Kendine Esir Eden O K…

KADERİMİN ÜZERİNDEN GEÇTİ BİR YABANCI

Oğlum, bak hala söylüyorum, bu arsız kadından kurtulmazsan, beni artık annen sayma! Bu Sevim senden en az on beş yaş büyük! her defasında annem yine aynı sözleri tekrarlıyordu.

Anne, elimde değil, olmuyor! İstesem de olmuyor… diye savunuyordum kendimi.

Bir zamanlar kalbimin sahibi, 14 yaşındaki, masum, utangaç ve gözümde dünyanın en güzel kızı olan Elifim vardı. Onunla lisede bir dans gecesinde tanıştığımızda ben 18imdeydim. Elifi görünce içim cız ederdi!

Bir ara Elifin arkadaşı sayesinde türlü yalan doğrularla Elifi randevuya çağırdım. Sandınız mı geldi? Tabii ki hayır! Ben de pes etmedim, avcı gibi peşine düştüm. Telefonunu bir şekilde bulup aradım, yalvardım görüşmek için. Sonunda vazgeçti. Ama dedi; annemin yanına gel, önce ondan izin iste.

Elifin kapısında, alnımda boncuk boncuk ter, yanaklarımda utanç, heyecanla bekler buldum kendimi.

Annesi güler yüzlü, esprili bir kadındı. Bana emaneti Elifini iki saatliğine güvenerek teslim etti.

Elifle parkta dolaştık, konuştuk, güldük. Her şey tertemiz, çocuk masumiyetindeydi. O anda Elif birden döndü:

Kerem, benim de bir sevgilim var. Sanırım onu seviyorum. Ama o tam bir çapkın! Sürekli başka kızlarla yakalıyorum. Ben de gururluyum sonuçta. Gel istersen biz arkadaş olalım, ne dersin?

Kaşlarım havaya kalktı, daha çok ilgimi çekmişti Elif. Yani bu kız hem masum durabiliyor, hem de kalbi verecek kadar cesurdu. Daha çok tutkuyla bağlandım ona.

İki saat su gibi geçti, Elifi annesine teslim ettim.

Zamanla Elifsiz edemez oldum.

Annem de Elifi çok sevdi. Elif sık sık misafirimiz olurdu. Annem ona kadın usullerini öğretmeye çalışır, saatlerce muhabbet ederlerdi. Bazen beni bile unutur, kendi aralarında kaybolurlardı.

Elif 18ine girdiğinde aramızda söz kesildi, konuşuldu ki en ufak bir tereddüdümüz yok, kışa düğün olacak.

Yaz geldiğinde Elif, anneannesinin köyüne gitti. Ben bütün yazı anneme bahçede yardım ederek geçirdim.

Bir gün domatesleri sularken bir ses duydum:

Delikanlı, bir bardak su versene!

Döndüm; üzeri başı dağılmış, gözlerinde ateş, 35lerinde bir kadın. Komşulardan değil, ama su isteyeni geri çevirmek olur mu? Bahçe kovasından bir bardak su doldurup uzattım:

Buyurun, afiyet olsun

Kadın bir dikişte içti.

Allah razı olsun evladım! Az daha susuzluktan ölecektim. Bak, yanında ev yapımı vişne likörüm var. Al, ikram olsun, reddetme.

Bardaklı bir şişe tutuşturdu elime. Madem verdiler, alınır. Kadın uzaklaşırken arkasından seslendim:

Sağ ol abla!

O akşam annem şehirde olduğu için evde yalnızdım. Akşam yemeğinde o likörü açtım. Annem olsaydı, başında dursa, asla el sürdürmezdi o şişeye…

Ertesi gün kadın yine geldi. Muhabbet açıldı, adının Sevim olduğunu söyledi. Yakındaki köydenmiş. İçeri buyur ettim, yanında gene o tatlı vişne likörü. Dolaptan peynir, domates, çay Söz döndü dolaştı koyu bir sohbete. O gece, yıllarca kendime lanet okuyacağım olay yaşandı.

Sevim, çocuk yerine koydu beni Her halimle iradem elden gitmişti. Sisler arasında, farkında olmadan, ne yaptığımı bilmez haldeydim.

Kendime geldiğimde Sevim çoktan gitmişti. Başımda annem durmuş, endişeyle kaldırmaya çalışıyordu:

Kerem, ben yokken burada ne oldu? Kiminle içtin? Neden yatağın bir ordunun üzerinden geçmiş gibi darmadağın? diye telaşla sorguluyordu.

Gözlerim kan çanağı, başım zonkluyor, elim titriyor Düzgün bir şey anlatamayınca annem daha da endişelendi.

Akşam olduğunda olan biteni hatırlamaya başladım. Elife karşı öylesine utandım ki

Bir hafta geçmeden Sevim yine geldi. Üstelik sevindiğimi fark ettim, özlemiş gibiydim onu Annem de kapıya çıktı, ellerini beline koydu:

Sana ne lazım kadın! dedi.

Annemi içeri çekerek lafa girdim:

Anne, ne yapıyorsun? Bu misafire böyle mi davranılır? Belki susamıştır, neden tersliyorsun? dedim.

Misafir mi? Bu Sevim köyün delisi! Herkes tanır! Bütün köye dadanır, erkekleri baştan çıkarır. Defol git buradan, bir daha gelmesin! diye çıkıştı annem.

Ama annem geç kalmıştı, Sevimin büyüsüne çoktan kapılmıştım. Kendi kuvvetimle değil, sanki o kadın ipimi elinde tutmuştu. Ne kadar istemesem de, adım adım peşinden gidiyordum.

Elifi tamamen unuttum. Sevime nişanlım Eliften bahsedince;

Keremciğim, ilk göz ağrısı nişanlı olmaz, dedi.

O beklenen düğün iptal oldu.

Annem Elifi eve çağırıp her şeyi anlattı.

Kızım, oğlum Vefasızın aklı başında değil, uçuruma koşuyor. Bekleme, sen kendi yoluna bak, dedi.

Elif kısa sürede evlendi.

Annem, Sevimden kurtarmak için çareyi askere yazdırmakta buldu. Normalde benim tecilim vardı. Alelacele askere gittim, mecburen. O zor yılları anlatmaya gerek yok Geriye sadece sağ elimden üç parmağım eksik, hafif bir yarayla döndüm. Fakat ruhum, cesaretle karışık bir boşluğa sürüklendi. Sevim beni bekledi, oğlumuz büyümüş bile.

Savaşa gitmeden önce nasıl döneceğim belli olmadığı için bir evladım olsun istedim, oğlumuz doğdu. Orada hayal ettiğim gibi beş çocuğum olsun isterdim.

Annem hâlâ Sevimden nefret ediyor, Elife ise torununa çorap örüp duruyordu. Annem nedense Elifin kızının da benden olduğuna inanıyordu; buna hayalimde sevinsem de gerçek başkaydı.

Elif zaman zaman anneme uğrardı, beni sorardı. Annem de omuz silkermiş:

Oğlum halen o kadına takılı, aklı mı var çocuğun? Ne bulduysa bilemiyorum, dermiş.

Yıllar sonra bunları Elif bana anlattı.

Sonra kuzeye inşaatta işe girdim. Sevim ve üç çocuğumuz da benimle geldi. Orada iki çocuğumuz daha dünyaya geldi hayalimdeki beş çocuk artık bizimdi. Fakat iki yıl sonra, en küçük kızımız beş yaşında iken zatürreden öldü. O soğuk buralarda dayanamadık, tekrar memleketimize döndük.

Ağaçların altında Elifi daha sık anmaya başladım. O içimde öyle bir sızı ki, anlatılmaz. Annemden telefonunu öğrendim, hatta adresini de. Ama annem uyardı, Elifin yuvasını karıştırma diye.

Aradım, hemen buluştuk. Elif daha da güzelleşmiş. Evine davet etti, kocasıyla tanıştırdı. Beni, çocukluk arkadaşıymışım gibi tanıttı. Kocası Elife öyle güveniyordu ki, bizi baş başa bırakıp geceye çalışmaya gitti.

Masada kalan yarım şişe şampanya, meyveler Elifin kızı babaannesindeymiş.

Hoş geldin, Kerem. Her şeyini annenden dinledim. Anlat bakalım, nasılsın? dedi gözlerimin ta içine bakarak.

Affet Elif. Olup biteni değiştiremiyorum. Şimdi dört çocuğum var geveledim.

Boş ver bunları Kerem. Görüştük, gençliğimizi andık, yeter de artar. Tek dert çeken senin annen. Biraz daha insaflı ol onunla, olur mu? dedi Elif.

Ona bakıyor, gözlerimi ayıramıyordum. Sanki zaman ona hiç dokunmamıştı. Elini tuttum, usulca öptüm.

Elif, seni hâlâ o gençlik günkü gibi seviyorum! Hayat bir hikâye, her şeyi anlatamaz, sil baştan yazamazsın. Ne olur affet beni! dedim, duygularım kabardı.

Üniversiten bu kadar, Kerem. Artık gitmen gerek, geç oldu, diye nokta koydu Elif.

Ama öyle kolay mı gitmek?

İçimi dalga dalga aşkla, pişmanlıkla bozgun duygular sardı. O gece gizlice gittim. O tatlı uykusunda kaldı. Sonra üç yıl boyunca gizli saklı buluştuk. Sonra Elif ailesiyle taşındı, bağımız tamamen koptu.

Sevimden ise çocuklar büyüyünce ayrıldım. Annem haklıymış. Yabancı biri kaderimde yürüdü, üzerinde dans etti, kalbimi acıttı.

Suyu kaynatsan da, hep su kalır derler ya; bana kalan tek gerçek evladım, ilk oğlum oldu.

Rate article
Lifequest
KADERİMİN ÜZERİNDEN GEÇEN NİNA: Annemin Uyarılarına Rağmen Gönlümü Çalan, Beni Kendine Esir Eden O K…