Mutluluğun Tarifi… Tüm apartman, ikinci kattaki daireye yeni taşınanları merakla izliyordu. Küçü…

Mutluluğun Sırrı

Apartmanın tüm sakinleri, ikinci kattaki daireye taşınan yeni komşuları pürdikkat izliyordu. Gelenler, kasabanın en büyük fabrikasında atölye şefi olan bir aileydi. O kadar önemli biri ki, küçük kasabada onların kim olduğu anında kulaktan kulağa yayıldı.

Yahu, böyle mevkii bir adam neden eski binada oturur ki? diye yakındı emekli öğretmen Feride Hanım arkadaşlarına. Onca tanıdığı var; yeni yapılan siteden bir daire koparabilirdi ya.

Anne, herkes senin gibi düşünmek zorunda mı? Neye yeni mahalle? Bizim apartman eski ama burası Fransız tipi tavanlar yüksek, odalar büyük, girince insan kaybolur, balkon neredeyse bir oda gibi! Hem hemen telefonda tak diye bağladılar. Bizim binada üç telefondan fazlası yok, dokuz daireye dedi Feridenin otuz yaşındaki, henüz evlenmemiş, rimelli ve rujlu kızı Melike.

Senin derdin de hep dedikodu yapmak, tersledi annesi, komşular bıktı artık. Sakın bu yeni gelenlere yük olma, onlarla boş konuşmamalı. Bunlar önemli insan, işleri güçleri var!

Anne, abartma. Ne kadar ciddi olacaklar ki, genç insanlar; kızları da var, dokuz yaşında. İsmi Zeynep. Neredeyse yaşıtız yani, biraz küçüğüm sadece, dedi Melike kırmızı dudaklarını büzerek.

Yeni komşular kibar ve hep güler yüzlüydü. Kadının adı Sevda, kasabadaki okuldaki kütüphanede çalışıyordu. Adam Şevket ise fabrikada on yıllık emektardı.

Bütün bu dedikoduları Melike, akşamları annesinin apartman önünde bankta oturduğu komşularına aktarıyordu.

Kızım, bu kadar şeyi nereden öğrendin yine? diye şaşırıyordu kadınlar.

Evet ama gerçek bir savcı olacak bu! Vallahi bravo! derlermiş aralarında.

Yahu arada gidip telefonlarından arıyorum. Sağ olsunlar, izin veriyorlar, bazıları gibi kapı kapatmıyorlar diye sitem ederdi Melike. Zira diğer komşular Melikenin evde yarım saat boyunca çenesi düşünce kapıyı açmıyorlarmış.

Melike, yeni komşuların telefonuna dadanmıştı. Bir gün makyajlı bir şekilde çıkagelip telefonu aramasa, diğer gün sabahlıkla geliveriyordu. Hem arar, hem de çiftle samimi olmaya çalışıyordu. Tabii, Sevda hanım sabırlıydı ama Şevket dayanamayıp TV izlediği odanın kapısını her defasında kapamakta gecikmiyordu. Melike ise, konuşması bitince mutfağa uğrayıp Sevdaya güler yüz gösteriyor, ama onun nazikçe başıyla selamlayıp hemen Kapıyı da kapatıver! minvalinde bir şeyler demesiyle hep tıkanıyordu.

Ben ellerim hamurda, kapatamam. Kapımız Alman kilidi, kendi kendine kilitlenir; haberin olsun, derdi Sevda.

Yine mi börek, poğaça? Vay canına, sizde sürekli mis gibi yapılıyor! Benim öyle elim yatkın değil, çekinerek söylenirdi Melike.

Sabah kahvaltısına çörek yapıyorum, işte hamur mayalanıyor. Sabah vaktim olmuyor, mecbur şimdiden der Sevda, hamurunu yoğurmaya devam ederdi.

Melike yine buruk ayrılır, Sevdanın kendisiyle samimi olmak istememesine bozulurdu.

Bir akşam Şevket dayanamayıp karısına,

Bak Sevda, senin gönlün el vermiyor biliyorum ama bizim telefon akşamdan akşama bu hanımın işgali altında. Arkadaşlar arayamıyor. Artık bir çözüm bulalım, dedi.

Ben de fark ettim, iyice rahata alıştı, konuşuyor konuşuyor, evi kendi evi sanıyor, dedi Sevda.

Aynı akşam Melike yine süslenip püslendi, telefona geçti, karşısındakiyle gülüşüp duruyor. On dakika sonra Sevda sordu:

Melike Hanım, daha çok konuşacak mısınız? Önemli bir arama bekliyoruz.

O an Melike başını sallayıp telefonu kapattı ama hemen sonra cebinden bir çikolata çıkarıp, Bugün tatlım var, hadi gelin çay koyalım, tanışma kutlaması diye şirinlik yaptı.

Koşa koşa mutfağa gitti, çikolata masasının üstüne koydu.

Ama Sevda hemen geri çevirdi:

Lütfen, kaldırın onu. Zeynep görürse dayanamaz, canı ister, ama ona yasak; alerjisi var. Bizde çikolata yasak. Valla olmaz, kusura bakmayın.

Melike kipkırmızı olmuştu. Ben, gönülden hediyeydi bu. Teşekkür için, mırıldandı.

Sevda ise son noktayı koydu: Teşekküre gerek yok, ama bundan sonra telefonla sürekli aramayın. Sadece acil bir durum olur, doktor, ambulans, itfaiye çağırmak gerekirse, o zaman gelin; başımızın üstünde yeriniz var, gece bile. Başka zaman aramayın lütfen. Hem eşim işten aranıyor, hem de Zeynep ödev yapıyor, sürekli sesle dikkat dağılıyor.

Melike sessizce çikolatasını alıp gitti. Bir türlü anlam veremedi, sanki Sevda onu eşine karşı kıskanıyordu.

Anne, bence kadın bana resmen ayar oldu. Ne var, benden genç, hem de bakımlıyım. Kıskanç işte, insan gibi içtenlikle gelsem de çay bile koymadı. Çikolatayı da kabul etmedi! diyordu Melike annesine.

Kızım, boşuna zorlama, dedi Feride Hanım. Kimseye yaranamazsın, kimsenin evine habire gidip kendini zorla sevdiremezsin. Herkesin evi kendine. Git kendine telefon bağlat. Komşular gelir, sen de onlara çay koyarsın, bak nasıl yakınlaşırsınız!

Yine de Melike son bir gayret, Sevdaya gidip çörek tarifini almaya çalıştı:

Sevda Hanımcığım, tarifinizi rica edecektim. Belki ben de öğrenirim. Yazsam olur mu?

En iyisi annenize sorun. Anneler her şeyi bilir, bizim de ölçümüz yok zaten, elimiz alıştı, göz kararı hamur yoğuruyorum. Bir de acelem var, dışarı çıkacağım. Annenize danışın, deyip Melikeyi kibarca gönderdi.

Melike, istemeye istemeye eve döndü. Aslında mutfak dolabında, kim bilir kaç yıllık, kenarları yıpranmış annesine ait defteri olduğunu biliyordu. Defterin her köşesinde salata, köfte, dolma, bazen de balık tarifi vardı annesi yıllar önce her türlü hamur işiyle efsane olmuştu. Ama kendi yapmaya niyeti yoktu, annesi de yıllardır kilo problemiyle uğraşıyor, tatlıdan uzak duruyordu.

Bir gün canı sıkılıp defteri karıştırırken, aradığı börek tarifini buluverdi, annesini şaşkına çevirdi.

Kızım, yoksa çörek mi yapacaksın? dedi Feride Hanım.

Anne, şaşırmana gerek yok, dedi Melike; ardından defteri kapadı, tarifin olduğu sayfanın köşesini kıvırıp.

Aaa, Savaşla barıştınız mı? diye sordu annesi. Hadi canım, senin eski flört hikâyelerinden biri daha

Neden barışmayayım? kızdı Melike. Ben istersem yine peşimde koşar!

Hadi bakalım, zamanın geldi evlenme işine de bir el at artık. Ne aradın defterde, yardımcı olayım mı? diye yine atladı anne.

Yok yok, moralim yerinde olsun, bakarım, dedi Melike çaktırmadan.

İki gün sonra, Feride Hanım akşam yürüyüşünden dönünce mutfaktan mis gibi hamur işinin kokusu yayıldı.

Aman Allahım, evde börek kokusu var! Kızım, yoksa âşık mı oldun? Hiç huyun değildi! dedi Feride Hanım, şaşkın.

Melike gülümsedi: Sessiz ol anne, bütün apartmana bağırma. Hadi gel dene. Bu bir börek değil, klasik Türk çöreği. Peynirli. Bildiğin gibi!

Masada parlak çay bardakları, yanında dizi dizi altın sarısı çörekler vardı.

Aferin kızıma, dedi annesi. Yeminle ben unutmuştur sanmıştım, oysa bayıldım. Fena olmamış… süper!

Beni övme anne; ciddi söylüyorum, iyi mi? Yalandan teselli istemem, diye sordu Melike.

Feride Hanım bir çöreği ısırdı: Kendi tadına bak, damak var, dil var; çok da güzel olmuş!

O an Melike, çocukluğunda, babasının tam da böyle söylediği günleri hatırladı. Yenebilir bu! Babasının en yüksek övgüsüydü bu.

O zaman yakında Savaşı çağıralım; aynı çöreklerden ona da. Ne dersin, sever mi? dedi Melike.

Bayılır. Eskiden baban bunlara hastaydı, sırf ben yapıyorum diye bana daha çok aşık olmuştu! dedi Feride Hanım gülerek. Yap, çağır, ben de o sırada Ayten ablaya film izlemeye giderim. Süslenmekle erkek baş döndürülmez; iş mutfakta bitiyor!

Artık Melikenin mutfağı şenlenmişti. Savaş gelir, birlikte güler, evde kavga da olmaz olmuştu. Anne alıştı; kızı daha çok mutfakta, Savaş yardıma alıştı, beraber gülmek güzeldi.

Bir gün Melike çıktı geldi: Anne, Savaşla nikaha başvurduk!

Feride Hanım duygulandı; Sonunda! dedi, gözleri doldu.

Melike bambaşka birine dönüştü. Zayıflayacak diye diyet, evlilik hazırlığı, nikah arifesi… Savaş da sordu arada,

Çörek yapmıyor musun? Düğüne börek de isterim ama!

Evlilik evde, sade bir törenle yapıldı; Melike, annesi ve teyzesi iki gün boyunca hazırlık yaptılar. Aslında davetliler yirmi kişiyi bulmuyordu; yakın akraba ağırlıktaydı.

Gençler evin üç odalı dairesinde büyük bir odayı paylaştı. Bir yıl sonra ise apartmanların tamamına telefon bağlandı. Melike çok huzurluydu; yine arıyor ama, artık kısaca konuşuyordu.

Ay Selin, valla kapatmam lazım. Hamur mayalandı, Savaş da geliyor işten. Öptüm, bye bye!

Koşa koşa mutfağa dönerdi, kocaman kabarıp taşan hamura göz gezdirirdi. Melike zaten hamileydi, bir aya kadar doğum iznine çıkacaktı. Ama hâlâ mutfaktan çıkmıyor, yemekler, tatlılar Savaşa layık olmaya çalışıyordu. Ama aslında, çörekleri ve mutfaktaki o keyfi en çok kendisi seviyordu! Yani, mutluluğun sırrı bazen bir tabak klasik çörek ve sıcak bir çayda, en samimi sohbetlerde gizliydi. Savaş ise o çörekleri, Melikesini ve bu huzurlu yuvayı yemekten hiç yorulmuyordu.

Rate article
Lifequest
Mutluluğun Tarifi… Tüm apartman, ikinci kattaki daireye yeni taşınanları merakla izliyordu. Küçü…