Tatildeyken Geri Dönmeyen İsmail: 1988 Sonbaharında Bir Anadolu Kasabasında Kaybolan Koca, Onu Bekle…

Tatilden Dönmeyen Aziz
Kız, seninki hiç aradı mı, mesaj falan attı mı?
Yok be Sema, ne dokuzuncu gününde ne kırkında ses var, seda var diye espri yaptı Gülseren, iş önlüğünü geniş belinin üstünde düzelterek.
Demek kafa dinlemeye gitti, ya da uğradı bir şey diye acıyarak başını salladı komşusu. Bekle bakalım, bekle. Karakoldan da haber yok mu hala?
Herkes lal oldu Semacığım, sanki hepsi o büyük Marmarada balık yemini yutmuş.
Vay anasını Kader işte.

Gülseren bu sohbetten içten içe bunalıyordu. Süpürgeyi diğer eline aldı ve kapısının önündeki dökülmüş yaprakları toplamaya koyuldu. 1988in sonbaharı ince ince sarkıyor, sabahları süpürdüğü yol anında tekrar yapraklarla kapanıyordu. Her tur geri döner, süpürdüğü yaprakları usul usul bir kenara yığardı.

Üç yıl önce emekli olmuştu Gülseren Hanım ama geçen ay mecburen mahallenin belediye temizlik işlerinde çalışmaya başlamıştı. Emekli maaşı nereye yetiyor ki? Başka iş de öyle hemen bulunmaz.

Vaktiyle sıradan tipik bir Anadolu ailesiydiler. Ne eksik ne fazla. Herkes gibi Çalıştılar, çocuk büyüttüler. Eşi az içerdi, o da bayram seyran hariç. Komşuları onu severdi, işine hakkını verirdi. Namusu, örfü belli Başka kadınlara bakmazdı; Gülseren de hayatı boyunca hemşireydi, kaç defa takdirnameler almıştı.

Kocası Aziz, sendikanın çekilişinden çıkan Akçay tatil köyüne gitmiş, bir daha dönmemişti. Gülseren ilk başta anlamadı. Ses yok, aramıyor her şey yolunda sanmıştı, tatil iyi geliyor dedi kendi kendine. Ama günü gelince eve dönmeyince bütün kurumları aradı; hastane, karakol, morg hepsi!

Oğluna askere bir telgraf çekti ilkin; Baban kayıp! Sonra bir şekilde ulaştılar birbirlerine. Eller birleştirildi, araştırıldı, öğrenildi; babası otelden çıkarken görülmüş, ama trene binmemiş. Adam ortada yok! Süreç başa sarıyor: hastane, karakol, morg

Eşi çalıştığı yerde de üstünü kapatıyorlardı: Biz görevimizi yaptık, Aziz Beyi ödüllendirip tatile gönderdik, sonrası aile meselesi. Şu tarihten gelmezse, devamsızlıktan işler, kusura bakmayın!

Anne kalkıp Akçaya gitmek istedi ama oğlu ikna etti:
Anne, orada ne bulacaksın? Benim yakında bir haftalık izin çıkacak. Hem üniforma var, hem malum ağırlığımız var, bana daha kolay olur.
Biraz içi rahatladı, kafasını dağıtmaya çalıştı. Karakol milletiyle neredeyse akraba oldular ama yeni haber hâlâ yoktu. Çalışmaya başlamasının nedeninin yarısı buydu zaten. Süpürgeyle avlunun ortasında, en azından insanlar arasında kendini dağıtabiliyordu. Ama akşamları evde hıçkıra hıçkıra ağlardı, hem kendine hem talihine kızardı. Koca yaşta bu dert reva mı? En çok da, bilinmezliği

Ve Aziz, yine öyle ansızın Gülserenin karşısına çıktı. Kaybolduğu gibi, ortaya dikildi. Tatil için gittiği o lacivert takım elbisesiyle, çantasız, valizsiz, elleri cebinde, paltosunun yakasını kaldırıp, avludaki süpürgeyle boğuşan Gülsereni izliyordu.

Kadıncağız ilk başta adamı fark etmedi bile. Ne zamandır orada dikiliyor, kim bilir? Oğlu seslenmese göremeyecekti.
Aziz! Ali! diye attı süpürgeyi, koştu.

Kadın, göçmen kuşlar gibi kollarını açıp kocasına sarıldı, bir daha bırakmak istemezcesine Aziz önce tereddüt etse de, sonunda sarıldı.

Eve girin, sokakta kucaklaşmayın be! dedi oğlu. Gülseren, oğlunun tonundan memnuniyetsizliği hissetti.
Aliciğim, gel bir de sana sarılayım, Marttan beri yoktun!
Tamam tamam, soğuk, hadi içeri girelim.
Bari haber verseydin, böyle hazırlıksız yakalandık, ev tel tel dökülüyor!
Anne, sanki börek yemeye mi geldim Sözümü tuttum, geldim işte.

Gülseren kocasına, sonra oğluna baktı; aylarca çektiği acıdan sonra şimdi sanki her şey bulutlar ardında kalmıştı. Hayatta, burnu kanamamış. İçinden bin bir soru sormak geliyordu ama önce, Allahın hakkı için, adama bir çay, sıcak bir tabak sunmak istiyordu. Aziz ise kör olmuş gibi masada oturuyordu.
Anne, hadi otur biraz
Ama kadın mutfakta fır döndü; tabaklar, bardaklar şangır şungur
Anne, babamı başka bir kadının yanında buldum ben.

Gülseren bir anda dönüp kocasına baktı. Adam masada, eller kucakta kenetlenmiş, başı önde, pişman çocuk gibi sıska ve somurtkan bir halde
Hangi kadın, ne oluyor Aziz?

Gülserenin aklına gelen hep felâketti: adamı soymuşlar, parası yokmuş, dayak yemiş, garip garip şehirlerde sürünmüş, aç kalmış
Dönmedi eve, Akçayda Zeynep Zübeydenin evinde kalmış. Gitmek istememiş!

Gülserenin gözleri faltaşı gibi açıldı.
Gitmek istemedi mi?
Gitmedi işte! Fark ettim ki hayat bana eski püskü geliyor. Hep iş, güç; hiç özgürlük yokmuş. Fabrika ev ev fabrika. Hafta sonu bağ bahçe. Ama rahat yok, özgürlük yok!
Hayde, özgürlük he Gülseren öyle sinirlendi ki yanakları al al oldu.
Oğlum, sen ne diye adamı buraya getirdin? Ne düşündün, öyle mi rezil edecektin beni? Deseydin ki morgda gerçekten, daha merhametli olurdu! Ben burada gözüm, gönlüm kan ağladı bekledim, o deniz kenarında keyif

Bil ki Gülseren İnan yeni başlamak istedim hayata.
Yok Aziz, senin yeni hayat dediğin, güneşte fazla yandığın belli. Şimdi öyle adam gibi bir erkek, döner, boşanır, sonra kim istiyorsa onunla başlar. Önce dürüst olur başkasına, sonra kendiyle. Görmek istemiyorum, defol git!

Aziz kalktı, koridorda yavaşça odaya kıvrıldı.
Yok yok, öyle odaya geçmek yok! Defol, gelmemiş gibi ol! diye Gülseren ortalığı inletti.
Baba çık! Oğlu hemen araladı kapıyı, gönderdi.

Azizi iki hafta sonra tekrar gördü Gülseren.
Yine o bilindik avluda, elinde süpürgesiyle yağmurdan kalan suyu itekliyordu. O ise eski püskü bir pardösü, komik bir şapkayla sokağın başında dikiliyordu.
Gülseren! dedi önce, sonra daha yüksek.

Kadıncağız başını kaldırıp bomboş bir bakışla baktı. Sanki kemiklerini kırmışlar da, ama sarılsam bile affedemem der gibi Aziz ona yaklaşmaya çalıştı:
Burada kaldım, tekrar fabrikada işe girdim. Şimdilik amir değilim, işçi olarak başladım. Beni alır mısın?

Gözleriyle süzdü:
Alırım ama boşanma dilekçesiyle! Hemencecik.
Affetmedin mi? Anlıyorum
E madem anladın, ne diye geldin buraya?
Orada kalırsam, Zeynep gidersen bir daha geri alma dedi. Ben de döndüm Gülseren, geri geldim.

Hahaha! Ne orada, ne burada isteseler seni şaşardım! Oğlum da zorladığı için döndün, kendi isteğinle de değil Haydi, hayatına bak, gölge etme bana. Çekil yolumdan, ayaklarımın altını kirletme. dedi ve süpürgeyle adamın ayakkabılarını birkaç kez süpürdü.

Arkasını döndü ve öfkeyle avluyu süpürmeye devam etti. Bir beş dakika sonra dönüp baktı. Aziz yine yoktu. Sanki yılların ağı sırtından kalktı Kaldı ki, bazen insanı arkasından vuranı en çok kendisi korurmuş; ama artık yok, bitsin bu hikâye.

Rate article
Lifequest
Tatildeyken Geri Dönmeyen İsmail: 1988 Sonbaharında Bir Anadolu Kasabasında Kaybolan Koca, Onu Bekle…