İlk Defa Nişanlımın Ailesiyle Tanışmak İçin Bir Restorana Gittim, Ancak Yaşadıklarım Sonunda Düğünü …

Nişanlımın ailesiyle ilk kez tanışmak için bir restorana gittim. Ancak onların davranışları, o akşam düğünü iptal etmeme sebep oldu.

Açıkçası aileyle tanışmanın sadece ilişkimizin bir sonraki adımı olacağını düşünüyordum ama felaketle biten bir akşam yemeği, Emirin dünyasının gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Gece sonunda düğünü iptal etmekten başka çarem kalmamıştı.

Hiçbir zaman o “düğünü iptal eden dramatik tip” olacağımı düşünmemiştim. Ama hayat bu, hazırlıksız da yakalıyor insanı, değil mi?

Normalde önemli kararları almadan önce ahbaplara, aileye danışıp bin fikir alırım. Ama bu defa içimde kafam kadar büyük bir his vardı Bunu yapmak zorundaydım.

Çünkü o akşam restoranda yaşadıklarım Yani, anlatılmaz yaşanır dedikleri türden bir şeydi.

Ama ondan önce biraz Emiri tanıtayım. Onu bankada çalışırken tanıdım, finans departmanına yeni müdür yardımcısı olarak gelmişti. O gün ofiste hangi yıldız kaydıysa artık, adamda garip bir çekicilik vardı. Yürüyüşü, konuşması, gülümsemesi Daha ilk gün dikkatimi çekmeyi başardı.

Emir, yakışıklı adamın prototipi sanki. Uzun boy, havalı saçlar, sıcacık bir tebessüm; espri anlayışı desen, on numara. Kısa sürede ofisin favorisi oldu, bir baktım kahve molalarımız teker teker buluşmaya dönüştü.

Yedi hafta geçmemişti ki, kendimizi buluşmalardan sevgili olmaya taşımıştık. Emirde aradığım her şey vardı: Özgüvenli, nazik, sorumluluk sahibi ve pratik zekalı. Benim gibi sakar bir kadının aradığı sığınak. Yani, kendimizi romantizmin sarhoşluğunda kaptırdık gidiyoruz

İlişkimiz jet hızında ilerliyordu. Hatta şimdi geri dönüp bakınca, fazla hızlıymış. Emir, çıkmaya başladıktan altı ay sonra evlenme teklif etti. Ben de Allah ne verdiyse, kafa gözü kapalı evet dedim.

Tek bir şey dışında her şey toz pembe görünüyordu: Onun ailesini hâlâ tanımamıştım. Başka bir şehirde yaşıyorlardı, Emir de hep şimdi sırası değil, onlar yoğun, ben hallederim diye bahane üretiyordu. Ama nişanlandığımızı öğrenince, ailesi ısrarla beni görmek istedi.

Bayılacaklar sana, dedi Emir beni teselli ederek. Cuma akşamı, Şişlideki yeni havalı mekândan yer ayırttım.

Önümüzde durup bekleyen o birkaç gün panikle geçti. Ne giyeceğim, nasıl davranacağım, ya beni sevmezlerse, ya Emiri bana bırakmazlarsa İnanın, en az on beş kombin denedikten sonra klasik siyah elbisemde karar kıldım. Şık ama abartısız; tam anne-baba onaylık.

Cuma günü işten erken çıktım, hazırlanmaya koyuldum. Abartısız bir makyaj, taş gibi siyah topuklular, minik bir çanta ve akışına bırakılmış saçlar Emir beni almaya geldiğinde:

Harikasın hayatım! dedi, gözlerindeki heyecanı saklamadan. Hazır mısın?

Kafamı salladım, heyecanımı bastırmaya çalışarak. İnşallah severler beni diye mırıldadım.

Tabii ki sevecekler, dedi ellerimi tutup bana güven veren sesiyle. Sen harikasın. Anne-babalar hep senin gibi birini ister.

Derin bir nefes alıp biraz rahatladım ama başıma gelecek dramadan hâlâ bihaberdim.

On dakika sonra mekâna girdik. Bir içeriye bakınca ağzım açık kaldı yaldızlı avizeler, fonda piyano tınıları Suyu bile kadehte getiriyorlar, öyle bir yer düşünün.

Cam kenarında oturan annesiyle babasını gördük. Annesi, Melahat Hanım, ufak tefek, saçları milimetrik yapılmış bir hanım. Ayağa kalktı oğlunu görünce. Babası, Hikmet Bey ise suratında sert bir ifadeyle oturduğundan kıpırdamadı.

Ayy Emir! dedi annesi, bana bakmadan oğluna sarıldı. Çok zayıflamışsın, oğlum. Doğru düzgün yemek yemiyor musun?

Ben orada heykel gibi dikilip kaldım. Emir nihayet beni hatırladı:

Anne, baba Bu da nişanlım Elçin.

Annesi beni baştan aşağı süzdü, Evet, hoş geldin canım dedi, yapay bir gülümsemeyle. Gözleriyle gülmeyen cinsten tabii. Babası yalnızca bir ıhım yaptı.

Oturduktan sonra ortamı biraz ısıtmak için sohbete başlamaya çalıştım:

Sizi nihayet tanıdığıma çok sevindim. Emir çok bahsetti sizden.

Herhangi biri cevap vermeden önce garson gelip menüleri uzattı. Aklım menüye falan takılamadı, Melahat Hanım Emire doğru eğildi:

Oğlum, istersen annen senin yerine söylesin. Çok seçenek olunca kafan karışıyor biliyorum

Yani, Allah aşkına? Adam otuz yaşında ama annesi ona sanki sekiz yaşındaki oğlan çocuğu gibi davranıyor. Emirden bir Anne lütfen bekledim, ama nerde

Sağ ol anne, sen bilirsin, dedi.

Burası mıydı dönüm noktası, bilmiyorum. Gözüm Emirde nasıl bir tepki verecek diye beklerken, o sadece annesinin gözünde pırıl pırıl parlıyordu. Melahat Hanım hem ona hem kendine menüden en pahalıları seçti: istakoz, dana kaburga, bir de iki bin liralık şişe şarap.

Sıra bana gelince sade bir makarna söyledim. İştahım kaçmıştı zaten, korkudan karnım kapanmış.

Beklerken ilk defa Hikmet Bey direkt bana dönüp konuştu:

Evet Elçin Hanım, bizim oğlanı niye istiyorsunuz bakalım?

Neredeyse suyumu boğazıma kaçırıyordum. Efendim?

Evlenmeyi düşünüyorsunuz, peki bu çocuğa nasıl bakacaksınız? Gömlekleri ütülü olmalı, bir de gece illa ki o özel yastığı olmazsa uyuyamaz.

Emirin Baba yeter! demesini bekledim. Sıfır reaksiyon.

Yani daha o kadar detaya girmedik, dedim tedirginlikle.

Çabucak öğren canım, diye araya girdi Melahat Hanım. Bizim Emir çok hassastır. Akşam yemeği saat altıda hazır olacak. Sakın sebze koyayım deme tabağa, ağzına sürmez.

Bu mudur yani? Çocuk bakıcısı olarak mı evleniyoruz? Ne oluyor ya? Emir de hiçbir tepki vermeyince iyice afalladım.

Tam bu sırada garson yemekleri getirdi; bir an kurtarıldım sandım ama Melahat Hanım Emirin bifteğini kesti, Hikmet de tekrar tekrar peçetesini kullansın uyarısı yaptı. Ben tabakla oynayarak o anı unutturmaya çalışıyor, Ben neyin içine düştüm yahu diye içimden yakınıyordum. Emirin ailesini niye bu kadar geç tanıdığıma dair kafamda bir bir taşlar yerine oturuyordu

Yemek bitti. En kötüsü geçti, dedim ama asıl felaket şimdi başlıyormuş!

Hesap geldi. Melahat Hanım, garson daha bırakır bırakmaz, hemen aldı eline. İyi niyetli sandım, belki misafirim diye ödeme istemez Ama, Bence adil olan yarı yarıya bölüşelim! dedi bana bakıp. Artık aynı aileyiz, değil mi?

Bunlar, tabak tabak kaburga ve şarapla donandı, ben ise 200 liralık makarna yedim. Şimdi de faturanın yarısını ödeyeceğim? Aman ne güzel aile olmak! İyice şok içinde Emirden destek beklerken, o da bir köşede duvara bakıyor; Sanki ortada düğün filan yok.

O anda dank etti: Sorun sadece pahalı yemek değildi. Emirle evlenirsem, bonus olarak ailesini de evime alacaktım.

Derin bir nefes aldım, kararlı bir şekilde ayağa kalktım.

Açıkçası, ben kendi makarnamı öderim, dedim gayet sakin. Parayı ve güzelce bir bahşişi masaya koydum.

Melahat Hanım itiraz etti: Ama aile olduk artık!

Henüz olmadık, dedim gözlerinin içine bakarak. Ve olmayacağız.

Yüzük parmağımdaki nişan yüzüğünü çıkardım, masaya bıraktım.

Üzgünüm Emir, bu düğün iptal.

Arkamı döndüm, üç afallamış yüzü arkada bırakıp çıktım restorandan.

Dışarıda serin Boğaz havasını içime çekerken, yıllardır sırtımda gezdirdiğim yük gitmiş gibi hissettim. Evet, canım yandı. Evet, bundan sonra işe gitmek tam bir tiyatro olacak. Ama doğru bir karar verdiğimi biliyordum.

Ertesi sabah, gelinliği geri verdim.

Kasadaki görevli paramı iade ederken nazikçe sordu: Her şey yolunda mı?

Gülümsedim. Bilirsiniz, bazen insan için en cesurca şey, kendine uygun olmayanı geride bırakmaktır.

Ve inanın, bu lafı ederken içim bir kuş kadar hafifti. Şu hayatta en büyük iyilik bazen tam zamanında güle güle demekmiş, insan bazen başına gelmeyince anlamıyor.

Siz ne dersiniz?

Rate article
Lifequest
İlk Defa Nişanlımın Ailesiyle Tanışmak İçin Bir Restorana Gittim, Ancak Yaşadıklarım Sonunda Düğünü …