Adım İsmail, 61 yaşındayım ve artık Türkiye’de yaşamıyorum. Üç yıl önce eşimi kaybettim; çocuklarımı…

Adım Ahmet, 61 yaşındayım. Şu anda Türkiye dışında yaşıyorum. Üç yıl önce eşim Ayferi kaybettim. O zamandan beri, çocuklarımızı büyüttüğümüz evde yalnız yaşamaya devam ettim ama birden o ev bana çok büyük ve çok sessiz gelmeye başladı. Çocuklarım artık farklı şehirlerde, kendi aileleriyle yaşıyor. Her pazar ararlar, bayramlarda gelirler, ama çoğu zaman sadece ben ve sessizlik varız.

Otuz sekiz yıl boyunca ilkokul öğretmeni olarak çalıştım. Emekli olunca biraz dinlenirim sanıyordum ama aslında kendimle ne yapacağımı hiç bilmiyordum. İlk aylarda bütün gün televizyonun karşısında oturdum, kötü beslendim, kendime bakmayı bıraktım.

Bir gün kızım Melis ziyarete geldiğinde gözleri doldu:

Baba, gölge gibi olmuşsun, dedi.

Haklıydı.

Altı ay önce, böyle devam edemeyeceğime karar verdim. Evimin yakınındaki parkta her sabah yürüyüşe çıkmaya başladım. Büyük bir çınarın altında bir bank var, tam karşısında küçük bir gölet, içinde de ördekler. Her sabah oraya oturuyorum. Mekân sakin ama yalnız değil, içinde hayat var.

Yaklaşık iki ay önce, orada bir kadın dikkatimi çekti. Kısa beyaz saçlı, büyük gözlüklü, havaya aldırmadan rengârenk kazaklar giyen biri. Hep karşılıklı banklarda oturuyorduk. Sadece başımızla selamlaşıyorduk.

Bir gün geldi, benimle aynı banka oturdu.

Bu bank sizin mi? diye gülümsedi.

Hayır, ama genelde burada otururum, dedim.

Buyurun, yer var, birlikte oturalım.

Her şey böyle başladı.

Ayferden, onun ördekleri ne kadar sevdiğinden, özgürlüğü onların varlığında nasıl bulduğundan bahsettim. Ayfer derdi ki, Onlar özgürdür ama biri onlara iyi bakınca kalmayı tercih ederler.

Kadın bana, kaybı yaşamış birinin bakışıyla baktı.

Ben beş yıl oldu, dedi sessizce. Eşim vefat etti, kanserdi.

O günden sonra bank arkadaşları olduk.

Bazen konuşuyorduk, bazen sadece susuyorduk. Bir keresinde bana termosla kahve getirdi.

Başka bir gün ben de ona ördekler için ekmek getirdim. Birlikte beslerken çocuklar gibi güldü.

Adı Sema.

Bir gün bana kendi elleriyle ördüğü bir kazak hediye etti. Mavi. En sevdiğim renk olduğumu söylememiştim bile.

Sizi her gün izliyorum, diyerek gülümsedi. İnsan dikkat etmeyi öğreniyor.

Hayattan, kayıplardan, bugünümüzden konuştuk. Sevgiyi bir başkasıyla doldurmanın mümkün olmadığını, ama kalbin düşündüğümüzden daha büyük olduğunu fark ettik.

Dün, üç yıl sonra ilk kez birini evime davet ettim. Ayferin tarifinden bir yemek yaptım. Kusursuz olmadı belki ama samimiydi.

Uzun uzun konuştuk. Güldük, paylaştık.

Sema giderken uzun süre sarıldı bana.

O sarılış, insanın hâlâ yaşadığını hatırlatan türdendi.

Bugün yine parka gittim. Yine oradaydı. Elinde iki kitap.

Biri sizin için, dedi. Birlikte okuyalım.

Biraz daha yakın oturdum yanına.

Ve üç yıl sonra ilk defa yeniden umut hissettim.

Semayla ne olduğumuzu bilmiyorum. Ama acelem de yok.

Artık yarından korkmuyorum.

Ben Ahmet. Ve parkta karşılaştığım bir yabancı bana yeniden yaşam sevinci kattı.

Hayatta ikinci şanslara inanır mısınız?
Hiç bir yabancı sizin için önemli birine dönüştü mü?
Hayatı paylaşacak biri olmadığında en çok neyi özlüyorsunuz?

Hayat bazen beklenmedik şekilde, bir banka oturan nazik bir yabancıyla yeniden başlar. Önemli olan, umudu kaybetmemek ve kalbini yeni dostluklara açmaktır.

Rate article
Lifequest
Adım İsmail, 61 yaşındayım ve artık Türkiye’de yaşamıyorum. Üç yıl önce eşimi kaybettim; çocuklarımı…