Mutluluğumdan vazgeçtim, sadece sevdiklerimi memnun edebilmek için sonunda ilk beni yalnız bırakan yine onlar oldu.
Apartman dairesinin kapısını kapattığımda, saat neredeyse gece yarısıydı. Koridorda sadece aynanın üzerindeki küçük lamba yanıyordu annemin bir işe yarıyor, değiştirme diye ısrar ettiği, yıllardır duran o eski lamba. Ayakkabılarımı ağır ağır çıkardım ve her akşam içimi sıkan o tanıdık huzursuzluğu yine hissettim.
Mutfak masasının üstünde bir not beni bekliyordu.
Ara beni. Acil.
İmza: anne.
İç çekmedim bile. Sessizce oturup annemin numarasını çevirdim. Her zamanki gibi, kendi hayatım biraz daha bekleyebilirdi.
Neredeydin yine bu saatte? dedi annem, iyi misin diye sormak aklına bile gelmeden.
İşteydim.
Yarın bize gelmen lazım, baban iyi değil. Ayrıca Elifin de yine vakti yok.
Tabii ki vakti yoktu. Elifin hiçbir zaman olmazdı. Ama benim her zaman olurdu.
Yıllar önce başka bir şehirde iş teklifim olmuştu. Güzel maaş, yeni bir başlangıç, sadece ailenin yükünü taşıyan oğuldan öte biri olma şansı. Annem günlerce ağlamıştı. Babam hiç konuşmamıştı. Elif ise sadece şöyle demişti:
Bizi de biraz düşünsene?
Düşündüm.
Ve teklifi reddettim.
Sonra evlendim. Aşık olduğumdan değil, artık zamanı geldi dedikleri için. Eşim, ailemin deyişiyle, uygun biriydi. Hayatımız ilerledikçe aramıza mesafeler girdi; sadece faturalar ve sorumluluklar konuşan iki yabancıya dönüştük.
Boşandığımda ise arkamda kimse durmadı.
Kendin ettin, kendin buldun, dedi annem.
Biraz daha sabretseydin, dedi babam.
Yine yutkundum, sesimi çıkarmadım.
Asıl kırılma ise hastalandığımda oldu. Görünürde büyük bir şey yoktu bayılmalar, halsizlik, geçmeyen ağrılar Doktorum yavaşlamamı, kendime dikkat etmemi, her işi tek başıma sırtlamamamı söyledi.
Akşam eve geldiğimde söyledim.
Yarın gelemeyecek misin yani? dedi annem.
Gelemem, kendimi iyi hissetmiyorum.
Kısa bir sessizlik oldu, sesi soğudu sonra:
Demek sen de kendini düşünmeye başladın artık
Günlerce aramadılar.
Haftalarca kimse sormadı.
En sonunda annemlere gittiğimde, kapıyı Elif açtı. Zoraki bir gülümsemeyle karşıladı beni.
Geleceğinden emin olamadık, dedi.
İçeri girdim. Artık bir yabancı gibi hissettim. Ne ailenin bir parçasıydım, ne de destek sadece ihtiyaç duyulmadığında fazlalık hissi veren biriydim.
O anda gerçekler yüzüme çarptı.
Kendimden ödün verdikçe hep lazım olmuştum.
Ama bir kez olsun kendim için bir şey istediğimde, yük sayıldım.
O evden sessizce çıktım. Ne tartışma vardı, ne gözyaşı.
Ama kararım kesindi:
Bundan sonra sırf başkaları rahat etsin diye kendi hayatımı harcamayacağım.
Bazen, uğruna kendini feda ettiğin insanları kaybetmek bir trajedi değildir.
Bazen, bu hayatta ayakta kalmanın tek yoludur.
Çünkü insan önce kendinin yanında olmayı öğrenmezse, kimseye gerçek anlamda destek olamaz.




