Zavallı Kuzucuk – Anneciğim, babacığım, – hafta sonu eve neşe içinde giren Derya, – evleniyorum, Ra…

Zavallı Kuzucuk

– Anne, baba! diye içeri hızla daldı Melike bir pazar sabahı. Evleniyorum, Serkan bana evlenme teklif etti, ben de hiç düşünmeden kabul ettim!

– Aman Allah’ım, Melike! Gerçekten büyüdün artık, diye ellerini çırptı Zeynep, kocasına baktı. Mehmet ise ciddiyetle oturmuştu, belli ki kızının haberini sindirmeye çalışıyordu.

– Tabii ki. Ne sandınız ki? Üniversiteyi bitirdim, şimdiden şehirde işim var. Serkan da çalışıyor, evlenmeye karar verdik nihayetinde.

Serkanı, şehirli çocuğu, Zeynep ve Mehmet tanıyordu; annesiyle birlikte Karamanda yaşıyordu, sessiz sakin, saygılı bir çocuktu. Kızlarının Serkanla evlenmesine itiraz etmemişlerdi.

Düğünün tüm organizasyonunu Zeyneple Mehmet üstlendi; ne de olsa köyde yaşıyorlardı, kendi çiftlik işleri vardı. Gerçi Serkan da biraz birikim yapmıştı ama Mehmet, Oğlum, o parayı kenarda tut. Size daire lazım olacak. Düğünü annenle ben hallederiz, belki annen de destek olur, demişti.

Serkanın annesi Sevim ise Benim hiç param yok, tek başıma oğlumu büyüttüm, bir maaşla geçindik. Belki hediyeye biraz katkıda bulunabilirim demişti.

Melikenin ailesi, Sevim Hanımı yargılamadı. Yalnızca Zeynep, ona ilk gördüğü anda bir türlü içi ısınmamıştı. Düğünü şehirde, mütevazı bir kafede yaptılar; şaşalı bir ortam değildi ama yine de güzel geçti her şey.

Düğünden kısa süre sonra, gençler banka kredisiyle bir daire almayı planladılar. Peşinatı Melikenin ailesinin desteğiyle ödediler, Sevim Hanım yine para bulamadığını, borçlarını ödeyemediğini söyledi.

Dairelerinde yaşamaya başladılar. Bir süre sonra torunları İnci dünyaya geldi. Zeynep ile Mehmet, köyden ne bulsalar torunlarına getiriyorlardı; her ay maaşlarının bir kısmını bebek için harcıyor, süt, yoğurt, sebze, yumurta gönderiyorlardı.

Zeynep arada Sevimi de arardı:

– Sevim, kızın büyüyor. Hadi torunumuz için beraber güzel bir hediye alalım, çocuğa çok şey lazım şimdi.

– Off Zeynep, hiç param yok, diyerek ağlamaklı olurdu Sevim, ne yapayım, tek başıma yaşıyorum.

Melikenin doğum gününde ailesi yine köyden patates, havuç, et gibi koca bir bohçayla geldi. Sevim bin lira verdi, Zeynep ise, beş bin lira daha hediye etti. Ne birikimi, ne götürdüğü yiyecekten kısar, kızının ailesi için ellerinden geleni yaparlardı. Ama Zeynepin içi içini yiyordu, Sevim Hanımın yardımsız olması kafasını kurcalıyordu.

– Mehmet, neden biz çocuklarımıza elimizden geleni fazlasıyla yapıyoruz da Sevim Hanım hiçbir katkı sunmuyor? Hem de sürekli ağlayıp sızlanıyor. Kimin işi kolay ki artık? Sızlanmak neye yarar? O senin karın olsa, otururdu ensende, ben ise seninle çalışıp didiniyorum, dediğinde, Mehmet her zamanki gibi sustu.

Bir de bakardı ki Sevim Hanım hep bakımlı, manikürü pedikürü tam, saçları düzgün, giysisi şık. Parayı nereden buluyordu, anlamazdı Zeynep; madem yok, bunlara da para gerek.

Ama Mehmetin verdiği cevap Zeynepi hayrete düşürdü:

– Ne güzel işte, insan kendine bakmalı. Sevim Hanım bu konuda çok başarılı. Bu yüzden yaşını göstermiyor bence, deyince Zeynep adeta dona kaldı.

Bu sözlere sinirlendi.

– Tabii onun işi kolay. Evde oturuyor, bir bahçesi yok, uğraşacağı hiçbir şey yok. Ben sabah akşam çalışıyorum: ya bostanda, ya evde, ya hayvanların peşindeyim. Ben de kendime bakmaya kalksam, bakalım ahırdaki inekleri kim sağacak, bahçedeki otları kim yolacak? Ama senin hiç hevesin yok bu işleri üstlenmeye, deyip içerledi Zeynep.

Mehmet tartışmadan kaçınan biriydi; çoğu zaman cevap bile vermezdi. Bunca yıllık evlilikte karısının huyunu biliyordu. Bu konuşmadan sonra da değişen bir şey olmadı. Mehmet az yardım ederdi, asıl yük Zeynepin üzerindeydi. Mehmet şehirde şoförlük yapardı.

Torun İnci üç yaşına gelmişti, kreşe başlasa da sık sık hastalanıp evde kalıyordu. Ortak kararlarıyla, bir süre Sevim Hanımın torunla ilgilenmesi istendi.

– Ben bakarım, ne yapacağım zaten emekliyim, diye gönüllü oldu Sevim.

Zeynep sevindi:

– Çok şükür, nihayet biraz yardım edebiliyor çocuklara.

Bir müddet geçti. Zeynep, Mehmetin ilçe merkezine daha sık gitmeye başladığını fark etti.

– Zeynep, şuradan biraz yoğurt, yumurta, patates toparlasana. Kıza götürürüm, zaten yedek parça alacağım, hem torunu görürüm, dediğinde Zeynep mutlu olurdu.

– Marketlerde her şey pahalı, bizde ise doğal, temiz, katkısız, diyerek hazırlardı bohçasını.

Ama Mehmetin dönüşü her seferinde geç olurdu. Eskiden de merkeze giderdi ama vaktinde dönerdi. Şimdi ise kızı ve torunuyla oyalanıp, eve geç gelirdi.

Başta Zeynep önemsemedi. Ama bu gecikmeler sıklaşınca içini şüphe kapladı.

– Eyvah, benim Mehmet galiba Sevim Hanıma yan gözle bakıyor Kesin öyle… Kontrol edeceğim, arkamdan çeviriyor bir işler, bekle sen diye düşündü.

Bir sonraki sefer Mehmet hazırlandığında, Zeynep dedi ki:

– Ben de geliyorum, çok özledim İnciyi. Hem alışveriş de yaparım, diyerek kocasının gözlerinin içine baktı. Mehmet afalladı, bahanesi kalmadı, sessizce kabul etti.

Arabada, Mehmetin keyfi kaçmıştı, Zeynep bunu fark etti.

– Ne bu suratın Mehmet, bir derdin mi var?

– Yok ya, hafif başım ağrıyor, dedi. Ne desin başka.

Kızlarının kapısını çaldıklarında, Sevim, makyajlı, üstü başı dağınık, pembe sabahlığıyla açtı kapıyı. Mehmetin yanında Zeynepi görünce bir anda yüzü asıldı, alelacele geceliğini topladı.

Birlikte İnciyle oynadılar, bir bebek hediye ettiler. İnci uyuyunca Sevim, Hadi çay içelim, dedi. Yanlarında getirdikleri elmalı kek ve elma vardı.

Sofrada Zeynep, Sevimin Mehmete attığı imalı bakışlardan huzursuz oldu. Mehmet de aynılarından atıyordu.

– Aman Rabbim, bunlar gözümün içinde bir şeyler çeviriyorlar! Hiç çekinmiyorlar, belli ki aralarında ilerlemiş mesele, diye öfkeleniyordu Zeynep ama sessizliğini bozmadı.

– Ben dışarı çıkıp bir sigara yakacağım, diyerek kalktı Mehmet.

Köylü Sevimin niyeti hemen anlattı
Mehmet çıkar çıkmaz, Zeynep doğrudan konuya girdi:

– Sevim, kendini zavallı bir kuzucuk gibi gösterme, her şeyi açıkça görüyorum. Mehmetin neden bu kadar sık uğradığını, gözlerinizden anladım. Bırak bu işleri. Eğer bir adama ihtiyacın varsa evlen de öyle yaşa. Ama benim kocama göz dikme! Başkasının kocasıyla iş çevirmekten hicap duymuyor musun? Eğer devam edersen, ben bizzat gelirim, torunumun başında beklerim. Oğlunun hayatını da torununun huzurunu da bozma. Yakışmaz sana!

Sevim, kıpkırmızı oldu. Köyden gelen bir kadının bu kadar çabuk sezeceğini düşünmemişti. Hep Zeynepi basit görmüş, tüm gün tarlasından evine koşuşturmaktan, dünyadan habersiz sanmıştı. Meğersem… Bir çırpıda her şeyi anlamış.

Çıkarken Zeynep, Sevime döndü, Mehmet önden gitti:

– Beni saf sanma, o kadar da değil…

Eve dönüş yolunda Zeynep patladı:

– Bir daha yalnız başına ilçe merkezine gidemezsin. Her şeyi gördüm, artık o zavallı kuzucuğa göz açtırmam. Ben meseleyi açıkça söyledim!

– Zeynep, yanlış anladın, aramızda öyle bir şey yok, diyerek savundu kocası.

– Yoksa yok! Ama yalnız bir kadına ziyarete gitmek ne demek? Hem de çocuklar evde yokken. Eğer gerekirse giderim, torunuma kendim bakarım, sen de ahırda, tarlada ne halin varsa gör. Ne dersem yaparım, sözümden dönmem, bilirsin, dedi Zeynep.

Akşam Melike aradı, sitemle:

– Anne, neden Sevim Hanımı kırdın? O bize yardımcı oluyor, ben ona minnettarım. Baban da torununu görmeye gidiyor, bunda yanlış ne var ki?

Zeynep öfkelendi, anladı ki Sevim kızı da kendi tarafına çekmeye çalışıyor.

– Kızım, sen daha gençsin, hayatı tam anlamazsın. Kocan saatlerce arkandan bir arkadaşında takılsa hoşuna gider miydi? Sevim de büyük kadın, yakışmıyor başkasının kocasına şirinlik yapmak. Benim arkamdan kimse iş çeviremez. Unutma; annen bir tane ve bu evdeki huzur, bizim emeğimiz. Babandan ziyade emek veren benim. Eğer Sevim gelmek istemezse, ben gelir bakarım torunuma.

– Anneciğim, affet beni. Sevim Hanım yüzünden böyle söyledim. O seni suçladı, türlü türlü laflar etti.

– Tabii ki… Ben de ona gereken cevabı verdim. Beni saf sandıysa yanıldı, biraz utansın bakalım!

O gün bugündür, Mehmet daha temkinli oldu; şehir merkezine giderse Zeyneple gider, çoğu zaman da Zeynepi kendisi çağırırdı. Zeynep de fırsat bu fırsat, İnciyle daha fazla zaman geçirirdi. Mehmetse ev işlerinde yardımcı olmaya başlamıştı; eşine daha çok değer veriyordu artık.

– Erkek adam, elinin işiyle meşgul olursa kafasında başka iş gezmez. Hem eşini de kıymetli bilir, diye düşünüyordu Zeynep memnun bir tebessümle. Artık kendi bakımımı aksatmıyorum, saçımı başımı topluyorum. Sevimden ne eksiğim var ki?

Okuduğunuz için sağ olun. Herkese huzur ve bereket dilerim, iyi günler!

Rate article
Lifequest
Zavallı Kuzucuk – Anneciğim, babacığım, – hafta sonu eve neşe içinde giren Derya, – evleniyorum, Ra…