Dokuz Kırmızı Gül
Kayınvalidem birkaç saatliğine ziyarete geldi, ben de anladım ki daha fazla tahammül edemeyeceğim. Hadi hamama gidiyorum, dedim. Toparlandım, çıktım evden.
Bir de baktım, peş peşe şanssızlık peşimi bırakmıyor; mahalledeki hamam tadilata girmiş, kapalıymış. Keyfim tam anlamıyla kaçtı.
Eve de dönmek istemedim.
Şehirde öylece dolaşmaya başladım; mağazalara girip çıkmak gelmedi içimden sanki erkek adamın işi değilmiş gibi hissettim. Moralim bozuk, bir banka çöküp oturdum.
Tam o sırada önümden bir çift geçti gözümün önünden. Kırklı yaşların sonlarında, şık giyimli bir kadın ve adam, ağır ağır yürüyorlar. Kadın erkeğin koluna yaslanmış, sakin sakin bir şeyler anlatıyor.
Kendi kendime dedim ki: Ne güzel, hâlâ konuşacak şeyleri var. Biz eşimle on beş yıldır evliyiz; konuşulacak her şeyi konuştuk sanırım. Genelde sessizce otururuz.
Birden o çift durdu, adam karısının başörtüsünü düzeltti nazikçe, sonra beraber yürümeye devam ettiler.
Kendi kendime düşündüm: Demek ki sevgi yıllarca eskimeden kalabiliyor. Biz ise birbirimizi fark etmekten çoktan vazgeçtik.
Benim küçücük, zayıf bir eşim var. O da hep yorgun, kendinden geçmiş kadınlardan. Kendine bakmayı çoktan bırakmış, elindekilerle yetiniyor.
Bir tekstil atölyesinde çalışıyor, iki çocuk var; haliyle dert tasa bitmiyor.
Evde oradan oraya koşuşturur durur, oturduğu yok. Ya toz bezi ya paspas her daim elinde. Ev işi bitmek bilmiyor.
Yüzü gülmez oldu, ifadesi hep düşünceli, değişmez.
Kuaföre gitmeyi yıllar yılı unutmuş. Artık saçları iyice dağılıp, sokağa çıkmaya yüzü kalmadığında sıra gelir kuaföre.
Oturmuşum o bankta, düşünüyorum: Bir zamanlar birbirimize deli gibi aşık olmuştuk. Şimdi ne oldu da o duygulardan eser kalmadı?
O eski hisleri, unutulmuş bir sevgiyi geri çağırmak istedim. Bir parça ince bir şefkat geldi içimden.
İçimi bir sıcaklık kapladı, eski günlerden bir iz. Birden eşime öyle bir acıdım ki, ona iyi bir şey yapmak istedim.
Bu duygu sıcakken yerimde durulmuyor. İşin ucunu sonra bulurum, dedim. Ayağa kalktım, nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm.
Cevabım hemen karşıma çıktı; neredeyse çiçekçinin camekanına toslayacaktım.
Aboov çiçek mi alsam? Ne gerek var şimdi, eve gidince anlamaz mı, boş yere paramı harcadığıma kızar. Zaten Ayşenin beden eğitimi dersine spor ayakkabısı lazım.
Çiçekçinin önünde kararsızca oyalanıp düşündüm: İyi bir şey yapmak istiyorum ama yine de emin değilim.
Sonra Boşver be! dedim kendi kendime.
İçeri girdim, genç bir kız güleryüzle karşıladı, ben ise en son çiçek aldığımda neredeyse düğünümüzdü.
Belki bir tane gül alırım diye düşündüm.
Ama içimden bir ses Bir tane gül hiçbir şey ifade etmez, kendini rezil etme, dedi.
Birden kararlı bir şekilde: Dokuz tane kırmızı gül istiyorum, dedim.
Ağzımdan çıkan sözü geri alamadım, hem utandım hem heyecanlandım; sanki bütün sokak bana bakıyor gibi hissettim.
Eve dönmeden önce kayınvalidem gitti mi diye aradım.
Sonra merdivenleri çıktım, içim kıpır kıpır, alışık olmadığım bir şey yapıyorum çünkü:
Şimdi bütün çiçeklerle beni evden kovacak, dedim kendi kendime. Bağırır çağırırsa hemen çiçekleri çıkarır çöp poşetine atarım.
Eşim o sırada mutfağa yeni gelmiş, elinde un torbası. Ellerini henüz yıkamış. Yanına gittim, öyle işin arasında duruyor. Ağzımda bir laf yok, kalbim küt küt.
Eşim döndü, elindeki işi bıraktı, çiçekleri görünce donakaldı.
Elif, sana aldım bunları. Nedense içimden geldi. Kızmazsın değil mi?
Önce anlam veremedi, havaya bakar gibi bana baktı.
Sana Elif, abartmıyorum, gerçekten sana!
Çiçekleri aldı, yüzüne yaklaştırdı. Çok hafif bir gülümseme geçti yüzünden. O anda ne atölye var, ne evin yükü, ne on beş yıllık yorgunluk!
Neredeyse fısıldayarak,
Teşekkür ederim
dedi.
Vazoyu masanın tam ortasına koydu. Dokuz kırmızı gül salonu bir anda aydınlattı sanki.
Eşim çiçeklere uzun uzun baktı, sonra aynanın karşısında durdu, saçını düzeltti.
Yüzündeki yorgunluk yerini yumuşak bir ifadeye bıraktı. Yanına yaklaştım, belinden sarıldım.
İkimiz de hiç konuşmadan orada öylece kaldık bir süre.
Eşim bir an için durdu, gerçekten sadece o an için.
O günü kendi kendime şöyle bitirdim: Küçük bir jest, yılların biriktirdiği yorgunluğu unutturabiliyor. Sevdiğin insana bazen neden sevdiğini hatırlatmak iyi geliyor; unutmamak gerek.
Dokuz Kırmızı Gül… Kayınvalide Birkaç Saatliğine Geldi, Damat Evde Dayanamadı: “Hamama Gidiyorum!” d…




